NEVRÛZ’UN DÜNÜ BUGÜNÜ

241
Görüntüleme

Zamanın bir yıllık dilimi, tabiatta deveran eden ve insan hayatını doğrudan etkileyen, bu sebeple de onun kolayca fark edebildiği değişiklikleri içermesi bakımından insanlar için oldukça önemlidir. Bu nedenle yeryüzünde yaşayan halkların birçoğunda yeni yılla ve yeni yılın başlangıç günüyle ilgili çeşitli inanışlar bulunmakta ve bu inanışlar doğrultusunda yılın başı sayılan günlerde törenler yapılmaktadır. İşte bu konudaki inanışlar yumağının bir kısmını “Nevruz” oluşturmaktadır.[1]
Nevruz; Kuzey yarım kürede Asya, Avrupa ve Amerika Kızılderili kabilelerinde yeni bir yılın başı olarak kabul edilmekte ve bu sebeple de kutlamalar yapılmaktadır. Değişik topluluklarda farklı isimlerle de anılsa milâdî takvime göre güneşin Koç burcuna girdiği, gece ile gündüzün eşitlendiği 21 Mart’a veya birkaç gün öncesine ya da sonrasına tekabül eden günün yılbaşı kabul edilmesinin sebebi, en azından başlangıç için aynıdır. Ve bu durum, tabiatın gözlemlenmesi sonucu oluşmuştur.
Buna göre, 21 Mart’ta ve ya yakın zamanlarda güneşin ısısında büyük bir değişiklik meydana gelmekte, buna bağlı olarak da karlar erimeye, ağaçlar filizlenip çiçek açmaya, otlar yeşermeye, küçükbaş hayvanlar yavrulamaya başlamaktadır. Bu, kışın karı ve soğuğu altında donup kalan adeta ölen tabiatın yeniden canlanması demektir. Bu canlanma, geçimini tarım ve hayvancılıkla temin eden insanlar için hayatın devamlılığını sağlayan üretimi engelleyen ağır kış şartlarının sona erdiğinin müjdecisidir. Baharın gelişini, iyilik ve kötülük tanrıları arasındaki savaşın iyilik tanrılarının lehine bitmesine bağlayanlar için de bahar başlangıcı, müjde konumundadır.[2]
Bu nedenle baharın gelişi, üretim tarzı tarım ve hayvancılığa dayalı insanlara, mutat bir iklim değişiminden öte, büyük bir müjdenin ifadesidir. Büyük bir müjde karşısında insanın sevinip bunu kutlaması nasıl normal bir davranış ise, 21 Mart’ın bu nedenlerle neşe kaynağı olması ve dolayısıyla yeni yılın başlangıcı sayılarak bir bayram gibi kutlanmış olması, hatta bayram sayılması da normaldir.
Bu sebeple, aynı tabiat koşulları içinde yer alan halkların birçoğunda Nevruz bayramı görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında Nevruz’un tam olarak hangi millete ait olduğu konusu üzerinde ısrarla durmak, kısır döngüden başka bir şey kazandırmayacaktır bize.
Nevruz bayramını kutlayan halklar, zamanla bu bayrama kendi renklerinden, kendi unsurlarından bir şeyler katarak Nevruz’a milli bir hüviyet katmıştır. Nevruz’un menşei konusundaki düşünce farklılıkları ile nevruz kutlamaları sırasında uygulanan ritüel ve seremonilerdeki ayrılık işte bu noktada başlamıştır.
Eski Türklerde Nevruz, Ergenekon’dan çıkış yani özgürlük günü olduğuna inanıldığı için bir kısmı da öyle olduğuna inanmasa bile, o günü çağrıştıracak ritüellerde Nevruz’u kutluyor. Öyle zannediliyor ki, Türk geleneğinde önceden var olan Nevruz’la Türklerin Ergenekon’dan çıkışı aynı zamana rastlamış ve bundan sonra ikisi birlikte kutlanır olmuştu.
Eski Türklerdeki durum daha önce belirttiğimiz gibi, İran kültüründe biraz değişmiştir. Diğer Ortadoğu topluluklarında olduğu gibi, İranlılarda da oldukça erken dönemlerden itibaren yeni yıl kutlamaları görülmektedir. İran’da Zerdüşt öncesi dönemlerden itibaren hasat kutlamalarını ifade eden (baharın gidişi, sonbahar) Mihrican’la (Mehregan, Mihragan) bahar kutlamalarını ifade eden Nevruz’un var olduğu bilinmektedir (Widengren, 1968:58-67; Yarshater, 1987: 341). İranlılarca kendi dillerinde Nevruz (No Roz) yani “Yeni Gün” diye adlandırılan ve aynı zamanda yılbaşı festivali olarak da kutlanan bahar bayramının kutlanılışına dair deliller Akemenidler dönemine ait kabartmalarda mevcuttur. Bu döneme (M.Ö. 559-330) ait saray duvarlarında bulunan temsili resimler, birçok bilim adamının da vurguladığı gibi (Boyce, 1979: 57; Eliade, 1978:320) büyük ihtimalle Nevruz bayramında krala yapılan yıllık hediye takdimini temsil etmektedir.
Geleneksel İran düşüncesi, İran’da güneş takviminin ilk ayı olan Fervardin ayının ilk gününde bahardaki gündüz-gece eşitliği döneminde kutlanmaya başlanan Nevruz festivalini efsanevî İran kralı Cemşid’le ya da Mecusiliğin kurucusu Zerdüşt’le ilişkili olarak görür. Başta Şehname yazarı Firdevsî olmak üzere birçok kişiden gelen rivayetler Nevruz’un kurumsallaşmasını Cemşid’e dayandırır. Buna göre Nevruz bayramı Cemşid’in, ifritlerce çekilen ilahi bir saltanat arabasıyla göklere yükselmesi anısına kutlanmaktadır. Saltanat arabasını çeken bu ifritleri Cemşid’in yakaladığına ve insanların hizmetine verdiğine inanılır (Yarshater, 1978:341).
Kürtlerde Nevruz; Tacikler gibi İranî bir kavim olan Kürtlerin kahramanları Rüstem-i Zal, İranlıların da atalarıdır. Fakat Kürtler, Cemşid ve Zerdüşt kahramanlarını kendi ataları olarak kabul etmezler. Özellikle Zerdüşt’ün getirdiği dine mensup olanlar, İran’ın kılıç zoruyla kendilerini Zerdüşt yaptıklarını söylerler. İşte Kürtleri İran’dan ayırıp Türklere yaklaştıran sebep Türklerin İslam ve Sünni inancına sahip olmalarıdır. Sünni inanca sahip olan Kürtler de bin yıldır Malazgirt’ten Çanakkale’ye değin Türklerin kardeşleri gibi omuz omuza çarpışmışlar, omuz omuza vermişlerdir.
Kürt söylencesine göre Nev-rûz; Demirci Kâvâ, zalim hükümdar Dahhak tarafından ezilen Kürt halkını ayaklandırarak, hükümdarı iktidardan uzaklaştırıyor ve halkı özgürlüğüne kavuşturur. Kazanılan bu zaferi ve özgürlüğü kutlamak için de dağda kocaman bir ateş yakarak, ateşin etrafında şenlikler düzenlerler, şölenler verirler, Demirci Kava’nın yaktığı bu özgürlük ateşi 21 Mart’a rastladığı için, Kürt halkınca bugün Nev-rûz “Nevroz” Bayramı olarak asırlardır kutlana gelmiştir.
Güneydoğu’da yakın zamanlara kadar da Nevruz bayramı geldiğinde gençler hane hane gezerler, tekerlemeler eşliğinde hediyelerini isterlerdi. Hediyeler; para olduğu gibi, bulgur, şeker, ya da Nevruz niyetine kesilen bir kurban eti de gelen gençlere pay edilirdi.
Tekerlemelerden biri Kürtçe olarak şöyleydi “Sere sālé bıné sālé, Ħwdé zaroke ki bıde ve mālé” mealen şöyle; “Yılın başı, yılın sonu Allah bir çocuk versin bu eve.”  Hediyeler alınıp kırlara çıkılırdı. Kurban kesenler, kurbanlarını pişirmek adına büyük ateşler yakardı. Sonra, üzerine çapraz atılan direklerden kuzu ya da koyun ateşe verilirdi. Kuzu çevirme sonucunda kalan ateş üzerine gençler atlarlar ve bu bir oyun kuralı olarak düzenlenirdi. Sadece bu oyun gibi Cirit, Goge, Kijo denilen birçok oyun da Nevruz şenlikleri içerisinde düzenlenirdi. Bunlar, şehirde yapılan kutlamalardı. Asıl tabiat bayramı olan Nevruz’un köylerde kutlanması daha muhteşemdir.
Birkaç yıl öncesine kadar Şanlıurfa-Siverek kaymakamlığının geleneksel olarak düzenlediği Karakeçili festivali aslında bir Nevruz şenliğidir. Bütün Karakeçili köylerinin ve kabilelerinin ayrı otağ kurup kendi misafirlerini ağırlama seremonisi, genç kızların en güzel elbiselerini giyip elbise defilesinde podyuma çıkması, onları kendilerini beğendirmek için yağız Karakeçili delikanlıların gülle atma, halat çekme gibi güç oyunlarında yarışması ve yarışmada galip gelenlerin önce kızları selamlaması bize Mem u Zin destanında Zin ile Mem’in karşılaşmasını hatırlatıyor. Orada oyunlardan sonra Dengbej dediğimiz ozanlar bağlamalarını çıkarıp Nevruz üzerine türküler, kasideler, gazeller söylüyorlardı.
Bir başka inanış ise, Nevruz’u Zerdüşt’le irtibatlı görür. Buna göre Zerdüşt, eskiden beri var olan ve ateşin kutsiyeti anısına kutlanan bahar bayramını Nevruz şeklinde düzenleyerek yeniden tesis etmiştir (Boyce, 1979: 34). Zerdüşt’ü Nevruz bayramının başlatıcısı olarak gören bu görüşün çeşitli Ortaçağ İslam kaynaklarınca da benimsenmiş olduğu bilinmektedir.
İran’da Nevruzun tarımsal ve kozmogonik karakterli bir festival olarak kutlanması da dikkat çekicidir. Bu çerçevede Mecusilerce genelde tabiatın özelde ise ateşin yaratılışıyla ilişkili bir bayram olarak görülen Nevruz, ateşin efendisi Aşa Vahişta’ya atfedilmektedir (Boyce, 1979: 34). İranlıların Nevruz’a ilişkin yaklaşımlarında Ortadoğu’nun birçok geleneğinde gözlemlenen “ölüp-yeniden dirilme” motifini görmek mümkündür.
Bir diğer açıdan İran’da Nevruz, ayrıldıkları mekânları ziyaret amacıyla yılın son gününde (20 Mart’ta) yeryüzüne indiğine inanılan Fravaşilerin (ölümle bedenlerinden ayrılmış ruhların), bu bir günlük süre sonunda yeryüzünden çekilmeleri anısına da kutlanmaktadır. Eski İran’da yılın son gününde Fravaşiler anısına düzenlenen bu festivale Hamaspathmaedaye adı verilirdi. Halk 20 Mart öncesi bu ruhlar için evleri temizler, ruhlara özel yiyecekler ve içecekler hazırlardı. Daha sonra, herkes evine çekilir ve 20 Mart gününü elinden geldiğince evinde geçirmeye çalışırdı. Zira, ruhlar aleminden yeryüzüne dönen bu ruhların serbestçe dışarıda dolaştıklarına inanılan bu gün, dışarıda dolaşmak açısından pek tekin sayılmazdı.
İran tarihinde Nevruz kutlamaları her dönemde görülmektedir. Erken dönemlerde yalnızca bir günlük bir festival olduğu tahmin edilen Nevruz’un ilerleyen süreç içerisinde birkaç günlük hatta bazen birkaç haftalık bir kutlama şekline sokulduğu görülmektedir. Nevruz kutlamalarının saray duvarlarındaki kabartmalarda resmedildiği Akamenidler dönemi sonrası Sasanilerce de bu kutlamalar sürdürülmüştür. Sasaniler döneminde (MS 226-652) Nevruz’un kutlanış tarihi ve süresiyle ilgili bazı değişiklikler göze çarpmaktadır. Örneğin, Orta Sasaniler döneminde, yeni yıl kutlaması Babilliler’deki uygulamaya paralel şekilde biri ilkbahardaki diğeri ise sonbahardaki gündüz gece eşitliği döneminde olmak üzere yılın iki döneminde kutlanmaya başlanmıştır. Yine Nevruz’la ilgili olarak dört kutlama yapılmıştır. Bunlardan “rahipler Nevruz’u” adı verilen kutlamalar Adar ayının biriyle altısına, “halk Nevruz’u” denilen kutlamalar ise Fervardin ayının biriyle altısına denk düşmektedir (Boyce, 1979:106, 129). Sasaniler döneminde Fervardin’in birinde (21 Mart) kutlanmaya başlanan Nevruz altı gün sürerdi. Altı günlük bu kutlamaların yeni yılın ilk gününe denk düşen birinci gününe Küçük Nevruz (Navruz-i Kuçak) ya da Halk Nevruzu, altıncı gününe ise Büyük Nevruz (Navruz-i Buzurg) ya da Asil Nevruzu (Navruz-i Has) adı verilirdi (Taqizadeh, 1938:607-608; Gray, 1912:872). Fervardin ayının altısındaki Büyük Nevruz, Mecusilerce Zerdüşt’ün doğum günü olarak da kutlanırdı (Boyce, 1979:180).
İslami dönemde de İran’da Nevruz yeni yıl kutlamaları Sasanilerdeki haliyle sürdürülmüştür. İslam’ın İran’da hızla yayılması sürecinde Nevruz kutlamalarının genel yapısı değişmemekle birlikte Nevruza ilişkin değerlendirmelerde bazı İslami yorumların yapılması dikkati çekmektedir. Örneğin, Nevruz günü Hz. Adem’in yaratıldığı, Allah’ın insandan kendisinin Rab olduğu konusunda söz aldığı ve Hz. İbrahim’in putları yıktığı gün olarak görülmüştür (Yarshater, 1987:342). Ayrıca, Nevruz’un Hz. Ali’nin doğum günü, Peygamber’in kızı Fatima ile evlendiği gün ve Hz. Muhammed tarafından halife olarak ilan edildiği gün olduğu da ileri sürülmüştür. Bu arada Nevruz’un, bizzat Hz. Muhammed tarafından da tasvip edildiği yönünde gerçekle bağdaşmayan ancak popüler inanışı yansıtan kanaat de, bazı kaynaklarca rivayet edilmektedir. Nevruz, günümüz İran’ında da büyük coşkuyla kutlanmaktadır. Yalnızca Mecusilik bağlılarınca değil, Müslüman İranlılarca da bu bayram kutlanmaktadır. İran’daki Müslümanlar ve az sayıdaki Mecusi (Gabarlar), yaklaşık iki haftalık bir dönemi kapsayan Nevruz kutlamalarını 21 Mart’ta başlatmakta, Yazidiler ise bu kutlamayı Temmuz sonunda yapmaktadırlar (Boyce, 1979:221). Ayrıca, Hindistan’daki Parsiler de Nevruz’u (Cemşedi Nevruz) kutlamaktadırlar.
İran’da Zerdüşt öncesi dönemlere kadar uzanan ve Farsça Nevruz yani Yeni Gün diye adlandırılan bu bayramın, temelde yaratılışı, yeniden var oluşu, tabiatın dirilişini ve verimliliği simgeleyen ve M.Ö. iki binli yıllardan itibaren birçok Ortadoğu toplumunda varlığı bilinen dinsel karakterli yeni yıl kutlamalarının İran versiyonu olduğunu görüyoruz. İranlıların bu kutlamalarının genel yapı ve tarih itibarıyla Babil geleneğindeki yeni yıl kutlamasına (Akitu) paralel birçok özellik taşıması, Boyce (1979:72) ve Eliade (1978:319-320) gibi çeşitli araştırıcıları, haklı olarak İran geleneğindeki Nevruz bayramının kaynağının Babil olduğu ya da İran Nevruz kutlamalarındaki birçok ritüelin Mezopotamya geleneğinden etkilendiği yönünde bir düşünceye itmektedir.
Nevroz’un bir başka yönü de astroloji kehanet yapma konusudur. İnsanın geleceği öğrenmeye yönelik olma merakı, Asur-Babil kültürüne dayanır. (Sayılı 1982; Scognamillo) Nevruz’la yapılan kenaetlerde örnek olması için Süleymaniye kütüphanesi Hamidiye Bölümü, nu: 842’de kayıtlı bulunan bir yazmadan “Bu cedvel Nevrûz Sultanı kankı güne gelse anun hükmin bildirir.” başlıklı bir metin vardır.

Metin şöyle devam eder. “16a/ Hatâ ve Hoten ve Afoğol ve Uygur ve Türkân ve Hind ve Yunan hakîmleri şöyle ittifak eylediler ve dahi buyurmuşlar kim Nevrûz sultanı kankı günde yeni olsa ol gün yıldız ol yılın ıssı ve müdîri olup ol gün ahkâm birle hükm ederler…”

Bu yazma eserlerden de anlaşılıyor ki Nevruz’dan hareketle kehanet yapılması, Nevruz’a inananların yabancısı olmadığı bir durumdur. Zira onlar yeni yıla nasıl girilirse o senenin de öyle geçeceğine inanmaktadırlar. Bütün bunlar, Nevruz’u kutlayanların arasında Nevruz vasıta edilerek fal tutulduğu ve kehanet yapıldığının zaten var olduğunu göstermektedir. Eski Türklerde olduğu gibi Osmanlı döneminde de bu bayramdan hareketle yazılmış kehanet metinleri böyle bir alt yapı üzerinde kurulmuştur.
İslam tarihinde, peygamber efendimiz Hz. Muhammed’in veladeti esnasında bir mucize sudur eder. Bin yıllık Mecusi ateşi söner. Bu ateş işte, o ateştir. O yüzden Nev-rûz bayramında kıra, bağa, bahçeye gideceğimize; gidip ateşin üzerinde atlıyor, âteşi kutsuyoruz. Bu Peygamber’in yolunda gidenlerin özümseyeceği bir kültür değildir.
Kaynaklar:
-Abdulhaluk ÇAY,1993; Türk Kültüründe Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni, (Yay. Haz.  Sadık Tural, AKM Yay. Ankara 1995
-Şeref BOYRAZ, Yrd. Doç. C. Ü. Nevruz Bilgi Şöleni, s.44-45, Mart 2001, Sivas
-Eyyüp AZLAL, Ahmet Fayık’ın  Türkçe Mem u Zin’i, İst..Ü. 2012 (Basılmamış Yüsek Lisans Tezi)
– Nef’î, Divan, Haz. Metin AKKUŞ, Akçağ Yay. Ankara, 1993.
– Nev’î-zâde Atâyî, Divan, Haz. Saadet KARAKÖSE, İnönü Ün. 1994.(Basılmamış Doktora Tezi).

[1] ÇAY,1993; Türk Kültüründe Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni,  (Yayına hazırlayan: Sadık Tural, AKM Yay. Ankara 1995
[2] Şeref BOYRAZ, Yrd. Doç. C. Ü. Nevruz Bilgi Şöleni, s.44-45, Mart 2001, Sivas

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

BİLMEDİĞİNİ BİLMEK YA DA NAHŞEP KUYUSU / Ay Vakti
ŞİİRDE HASBİLİK / Recep Garip
BUGÜN NEYİ ARIYORSAN / Semra Saraç
MİSK / Semra Saraç
TUFAN / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster