MEHTAP

134
Görüntüleme

Ey kalem!
Hayli zamandır sana kafa tutuyorum. Seni elime almamak için elimden geleni ardıma koymuyorum. Fakat senin caziben beni naçar bırakıyor. Belki mehtabın cazibesi beni meftun ediyor. Biliyorum, biliyorum. Sen ay ile işbirliği yapıyorsun. Ben sana değilken mâil, aklımı sen zâil ediyorsun. Zulmetin en derin dehlizlerine atıyorsun. Lakin işbirlikçin dolunay zaman zaman bana muavenet ediyor. Kaybettiğim aklımı, yok yok sadece aklımı değil, baştanbaşa bütün cihanı Naşid Dede’nin kaleminin ziyasıyla aydınlatıyor…
“Ziyâsıyla cihânı ser-be-ser tenvîr ider meh-tâb
Harâb-âbâd-ı zulm-i zulmeti tacmîr ider meh-tâb’’
Ey mehtab!
Sen var ki asırlardır nelere şahitsin. Sadâbâd’daki serv-i revânlar mı kaldı görmediğin, yoksa gülşenlerdeki nahl-i dil-cûlar mı? Gel, itiraf et. Bu durumdan sen de çok memnunsun değil mi? Bu yüzden her sabah çiçeklerin üzerine gül suyu döküyorsun. Herkes onları jale bilirken; sen ise yeni güne ‘hoş-amedi’ diyorsun…
“Degüldür rûy-ı gülde gülşen içre şeb-nem ü jale
Safasından zemine gül suyu taktir ider meh-tâb’’
Ey mehtab!
Sen ki madem asırlardır bu dünyadasın, bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüş; neşâtın da gamın da rûzigârın tatmış olmalısın. Biliyorum, gülsitân-ı dehrde renk yok bû kalmamış… Sen de bu rengile sabahlara kadar uyumazsın. Alıp tıfıl tıfıl yıldızları, onlara dâyelik eder, sabahlara kadar çektiklerini anlatır, nasihat edersin…
“Alup etrafına etfâl-i necmi kıssa-hân olmış
Hikâyât-ı dil-i nâ-şâdını takrir ider meh-tâb’’
Sen, güzelliğini senden alan o sevgiliyi hiç dilinden düşürmezsin. O aklına geldikçe yüzüne bir parlaklık gelir; visalin imkânatını düşündükçe de çiçek gibi solarsın.
Eyvahlar olsun mehtab!
Biz, ruha teselli üç gecelik mehtabdan başka ne kaldı derken, biz seninle teselli olurken, peki ya sen kendini nasıl teselli edersin? O güzeli başkalarıyla gördükçe sabahlara kadar yanar, beyaz bir alev topu halini alır, sonra da çekip gider misin? Yoksa onları düşman belleyip, Samanyolu’nu yay; yıldızları da ok yapıp, düşmanlarını birer birer yok mu edersin?
“Hâdeng ü tîr ider necm-i şihâbı kehkeşanı kavs
Adû-yı dûnına bu vech ile tedbir ider meh-tâb’’
Sen ki, bilirim, iyi niyetlisin. Feleğin rengine aldanmamak gerektiğini, zira onun meşrebinin zaten dönek olduğunu unutan dostlarına ders verirsin. Önce onlara biraz müsaade eder, güldürür; sonra canlarını yakar, ihtar edersin. Çünkü bilirsin ki yârânda kalmamış vefa, ahbab ile muhabbet, o da bir zaman imiş…
“Komaz ehl-i dili bir gün sürûr u şâdmân üzre
Biraz ruhsat virürse daima tekdir ider meh-tâb’’
Peki, ey mehtab!
Bana bu kadar cevr ü cefan neden? Canımı yakmak mı istiyorsun, yoksa ders vermek mi? Düşmanın mıyım senin, yoksa dostun mu? Felekleri yaktım ahımdan, muradım şem’i yanmayacak mı?

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

BİLMEDİĞİNİ BİLMEK YA DA NAHŞEP KUYUSU / Ay Vakti
ŞİİRDE HASBİLİK / Recep Garip
BUGÜN NEYİ ARIYORSAN / Semra Saraç
MİSK / Semra Saraç
TUFAN / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster