PARADOKS

Kime, ne diyelim?
Etrafımızda cereyan eden hadiseler bizi savurmamalı, dahası savrulmamalıyız. Öngörüden, mükaşefeden yoksun olabiliriz, ama muhakeme ve muhasebeden kendimizi mahrum etmemeliyiz. Olup bitenlerden hareketle dağılmak, dağıtmak, karalamak, kahretmek yerine kalb-i ve akl-ı selim olmalıyız.
Kör döğüşü olsa, birbirini anlamamaktan kaynaklanan bir niza ve mücadele olsa telafisi kolay. Zarar gören taraflar ya da bir taraf olur. Ülkeyi, insanımızı ve insanlığı ilgilendiren bir husus; bitaraf olmayı değil, herkesi memnun etme adına sükûtu değil, bir tavır almayı gerektirir. Sizin tavrınız, hissiyat bir yana, muhakeme odaklıysa, yanlış yapanların da bir nefis muhasebesi yapmasına vesile olur, olmalıdır da.
Coğrafyamızda yangın çıkaranlar, esas emellerine ulaşamadılar, ama nifak tohumları ekmeyi becerdiler. Birçok illet sayılabilir, ama tefrikada başarılı oldular. Onlar karanlığı, karmaşayı, belirsizliği her zaman yeğlediler. Geçmişte vuku bulan hadiselere baktığımızda üzeri örtülmüş, faili meçhul olayların müsebbibi oldukları halde “onlar” olarak kaldılar.
Hasar bıraktılar.
Yıkımlara neden oldular.
Fakat görünmediler.
Milenyum çağı, iletişim asrı uzakları yakın etmedi sadece, anlık haberleşmelerle kirlenmelere de zaman zaman öncülük yaptı.
Herkes aklına geleni yazıyor.
Sanal alem vasıtasıyla yayıyor, ya da yayılmasına vesile oluyor.
Kendi tarafından gelmişse, haberin aslını bile araştırma gereği duymuyor.
Kirlilik değil sadece; hak, hukuk, ahlak namına hiçbir kural işlemiyor.
Akıl tutulması böyle zamanlarda yaşanıyor.
Feraset kayboluyor.
Cemaat, meşrep, mezhep, fırka adına tarih boyunca ayrışmalar olmuş, toz bulutları dağılıp ortalık berraklaşınca birçok insan ahirete kalmış eylemi ve yine birçok insan ve kurum da ne yaptım, neden yaptım suali ve nedametiyle baş başa kalmıştır.
Birliktelikler var gibi görünse de, şuuraltı bağnazlık, bencillik, ayrışma, ayrıştırma, kin, nefret ve dolayısıyla acziyet ortaya çıkıyor.
Kime ne diyelim?
Hani mükellef olmanın gerekleri, hani Müslüman olmanın şartları?
Ahlak önem arz ediyor.
Bütün dinlerin birinci önceliği de ahlak değil mi?
Ahlak, iyi huy ve güzel hasletten ibaret değil, hayatın her alanını kuşatan, olması gerekendir.
Peygamberimiz “Mekarim’ül Ahlak” güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim diyor. Kuran’ın ifadesiyle ahlaka ve takvaya en yakın hasletin de adalet olduğunu biliyoruz.
Adaletin terazisi şaşmamalı.
Adalet, yeryüzündeki adaletsizlerin de kılıcı, kalkanı olarak kullanılmamalı.
Bir ahlak sorunu var.
Kim kimi istihdam ediyor?
İşaret taşlarını değiştirenler kimler?
Mümin ferasetine ne oldu?
Üstad Necip Fazıl’ın deyimiyle” Üst üste sorular soru içinde”.
Kendinize gelin.
Kardeşliği, hasbiliği, fetih ruhunu, büyük devlet olmayı, vesayetten kurtulmayı hazmedemeyenlerin emellerine alet olmamak lazım.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

148. SAYI / OCAK – ŞUBAT 2014 / Ay Vakti
SÖYLEYELİM… / Ay Vakti
PARADOKS / Şeref Akbaba
HİÇLİK / Semra Saraç
PLATON’DAN PLOTIN’E SANAT II / Necmettin Evci
Tümünü Göster