FİRAK

     Rasyonaliteyle eleştirel aklın Batı düşünce sisteminin temelini oluşturduğu bilinir. Bilimselliğin bağrında eleştiri her zaman saklıdır. Eleştiri gücünü akıl ve felsefeden devşirdi. Kendine kurtarılmış vatan ve gönülden bağlı evlatlar edindi. Karşılığında bu dünyanın imkânlarıyla sınırlı ‘’yeryüzü cenneti’’ vaat etti.
     Eleştiri, aklın kucağında kendine güvenli bir yer edinirken ne tesadüftür ki, bize de modernleşmeyle yüz bulup sığındı. Tanzimat, kapısını sonuna kadar tenkide açık bırakmıştı. Bununla artık göğe ait her ne varsa beşer ayağının altına serildi. ‘’Tanrı öldü!’’ diye bağıran Nietzche, artı ne kadar gerilse azdır.
     Batı’da eleştiri kilise otoritesine yönelik bir tepkiyi içinde besliyordu. Daha sonra hikmete mebni tüm kaynakları hedef oklarına yerleştirmenin önünü de açmış oldu. Böylelikle saf aklın dışındaki her şey, makbul ve muteber olmaktan uzak bir veçhe kazandı.
     Gücü baş tacı eden anlayışın irfan ve hikmet kapısını sonuna kadar kapalı tutması boşuna değil. Zira gücün kapıdan girmesiyle hikmetin bacadan çıkması bir olacaktır.
     Franz Bacon’dan beri yatırımını güce odaklayan ve ondan medet uman Batılı düşünme tarzı, tarihin hiçbir döneminde sükûna kavuşamadı. Güçle donanan her oluşum, doymak bilmez iştihanın ve hırsın bekçiliğini bugüne kadar yerine getirdi. Bu sonuç, cesametin azami büyüklüğüne buna mukabil ruhun-irfanın enikonu küçüklüğüne meydan verecektir.
     Aklın tatmin olmaya imkân vermeyen veçhesi, eleştiriyi haliyle vazgeçilmez kılacak. Doğu irfanının en mümeyyiz vasfı, hiç şüphesiz güvenli bir liman aramaktan; Batılı kafanınki ise fırtınalı denizde cebelleşmekten ibaret. Aydınlanma, iflah olmaz maceranın önünü açtı. Bir zaman aynı ana karanın kaderi, toprağın tam ortasından çatırdamasıyla son buldu. Ayrılan kara parçası değil sadece. Garaudy’nin dediği gibi “Bütün bir kültür ve insanlık idealiydi.’’
     Yine Garaudy’ye kulak verecek olursak; ayrılmanın, hakikate uzak düşmenin faili yine Batı’nın kendisi. Tıpkı bir olan karanın ayrılması gibi Batı da özünden zihnen ayrılacaktır. Kadim Yunan düşünüşünde, Hint mistisizminin esin oluşunu başka nasıl anlayabilirdik? Eflatun’un idealarının köklerini vedalarda, upanişatlarda bulmamızın nedeni ne olabilirdi?
     Mezkûr firakın bugün nelere mal olduğu kendini şiddetle hissettiriyor. Bir taraftan akılla âleme çeki düzen vermeye amade Batı, diğer yandan gönlünü, fırtınanın şiddetine karşı tutan Doğu. Akif’in sadasıyla: “Bir elinde kadeh, bir elinde Kur’an’’ resminin çağrıştırdığı dilemma. Aklın bizim muhayyilemizdeki yerinin Batıdakiyle aynı olduğu sanılmasın. Bizde aklın hatırı sayılır bir yeri hala mevcut ama gel gör ki aynı durum, aklın efendisi olduğunu söyleyen zihin için geçerli değil.
     Buna rağmen zihni melekeye öyle matah bir rol biçildiği de vaki değil. Akılla gönlün mukayesesinde öncülüğü hep kalp’’ alagelmiştir bu yüzden. Sadi; aklı, deryanın yanında damla mesabesinde görürken haksız da sayılmaz hani.
     Akıl, mahdut havsalasıyla bu karışıklığa meydan veren en büyük amil. Antik Yunan aklı, önceleri ödünç aldığı irfan mektebini akılla, bu dünyanın algılarıyla yormaya kalktığında, bir yere kadar dayanabildi. Oysa işin aslı; metafiziği kendi diliyle ve derinliğiyle idrak etmekten geçiyordu. Bu yüzden fizik âlemle şerh edilen her fizik ötesi duyuş, metafizik olmaktan çıkar.
     Bertrant Russel, Batı düşüncesinin akıl ve eleştiriye yaslandığını belirtir. İçinde enfüsi ilmin olmadığı, salt görünür olanın başat sayıldığı bir medeniyet bu. Verili olanla yetinen buna mukabil niteliği safsatayla bir tutan bir medeniyet. Akıl ve sağduyu, bu dünyanın verileri ve standartlarıyla geçinir. Tek kaynağı mezkûr vetirelerden ibaret ve sözde görece güç devşirmeyi maharet addeder. Güç zeval bulunca yerine neyin geleceğinin ise bir cevabı yok, sizce var mı? 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

SÖYLEYELİM… / Ay Vakti
PARADOKS / Şeref Akbaba
HİÇLİK / Semra Saraç
PLATON’DAN PLOTIN’E SANAT II / Necmettin Evci
RÜYANÂME / Burhan Barak
Tümünü Göster