BURSA’DA, ŞİMDİKİ ZAMANDA BAŞKA HİÇBİR ŞEY

173
Görüntüleme

Yeşilin okyanusa dönüştüğü, zamanın bir derviş dinginliğinde ve tüm geçiciliğiyle fısıltılı sularla akıp gittiği beyaz bahçeler kentidir Bursa. İlk çağların “Prusa ad Olimpum”u… Bitinya Kralı Prusias, Bursa’yı kendi adını vererek kurarken, akışı olan iki şeyin, zaman ve suyun, bir kentle böylesine gizemli bir biçimde özdeşleşeceğini hiç düşündü mü acaba?  Sonra ipek ve kılıçla gelen, Bursa’nın hemen her yerine derunî anlamlar nakşeden Osmanlı’yı düşündü mü? Tanpınar “Bursa’da Zaman”ı yazınca, ayrıldı ve bilindi sabırlı ve tevekkül içindeki zaman. Sular; sular da bilindi. Yeni ve çoğul anlamlar kazandı şeyler gelişim sürecinde. Fütuhat ve tasavvuf Anadolu’ya çok renkli bir Türkmen kilimi olarak yayılıyordu. Doğu hikmetse, nefesse doğu, zaman ve su ne olabilirdi? Bir Mevlevi, bir Bektaşi, bir Âhi, bir Alperen için zaman ve suyun derin anlamı oldu Bursa. Bu kent kültüre değin tüm sorularımızın yanıtı olabilir şimdi. Çağdaş göstergelerle bütünleşik bir tarihin anlatımıdır. Modernin, zaman ve suyun, rindane bakışın, tarihi bireşimlerin anlatımıdır… Günlük yaşamın hay huyunu bir an için bırakarak dalıp gitseniz, Bursa’nın beyaz bahçelerinde gezinenlerden biri oluverseniz örneğin, Yeşil Camîin avlusunda oturanlardan… Bursa ovasına, uzaklarda renklenen, koyulaşan dağlara bakanlardan biri olsanız; inanın bana, zamanı ve suyu, yani yaşamınızı, çayınızı yudumlarken bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçirip gülümseyecek, belki de hüzünleneceksiniz. Tam o sırada sizi usulca ve sevgiyle kucaklayan yaşadığınız kent Bursa’dır. Çevrenizdeki kuşatıcı atmosfer düşündürürken, çalışırken içinizi ısıtan kenttir Bursa.
Alman Filozofu Martin Heidegger : “Her varlığın kendi zamanı vardır.”diyor. Bursa’nın da özel bir zamanı var. Kendine özgü bir zamanı… Zaman ve zamansalın, ölümlü olan, geçip giden anlamına geldiğini söylüyor Alman filozofu. Ama Bursa’da böyle olmuyor. Özü itibariyle geçip gitmesinin yanılsatıcılığına karşın, zaman; zaman olarak, billur bir avize misali o yeşil bahçenin göklerinde bir burç gibi asılı öylece dinleniyor. Modernitenin aceleciliğine kapılmıyor. Biz zamanı daha çok şimdi aracılığıyla tasarımlıyoruz. Bu nedenle, Bursa’da hep geçmişe bakışımlı bir “şimdi” var; zamanı yavaşlatan, tarihe saygısı nedeniyle bekleyen… Şadırvanlardaki suda, yaşlı çınarlarda, türbelerde, Yeşil Cami’de bekleyen bir zaman var; adına “şimdi” de diyebileceğimiz… Bana mı öyle gelir her defasında bilemem, sular, hem akıyor hem akmıyor; zaman, hem geçiyor hem geçmiyor Bursa’da. Roma tanrısı Janus’ün iki yüzü sanki zaman. Birinci zaman, modern olanın yüzü; ikinci zaman, tarihi, mimarisi ve kültürüyle büyük bir İmparatorluğun kalıtı. Bireşimden bu nedenle söz ettim. Laciverdinde gecelerin, uçsuz bucaksız yeşilinde gündüzün, türbelerinde-sandukalarında sonsuzluğu yaşayan aziz ölülerin… Bursa; geçmiş zamanları bugün yaşanıyormuşçasına taze tutan maziye dönük yüz. İşte bu Janus yüzlü zaman; hem geleceğe hem de geçmişe bakan, iyi bilinen işlevinin aksine, unutturmuyor; evet, hiçbir şeyi unutturmuyor zaman; Bursa’da…
Hıristiyan düşünürü Saint Augustinus da “İtiraflar(Confessiones)” adlı yapıtında: “Zamanı kendim anlayabiliyorum. Ancak, birisi bana sorduğunda anlatamıyorum” diyor. Böylesi bir ruhsal tutulma ve bir şey söyleyememe, donup kalma, anlama, duyumsama ama açıklayamama(verbum cordis), sadece o anı yaşamanın huzuru Bursa’da gerçekleşiyor. Şimdiki zamanda da böyle oluyor. Düşünenler için. Pierre Loti’nin, Barrés’nin betimlediği İstanbul’u beğenmeyen Fransız yazarı André Gide, bu nedenle, Yeşil Camîi görünce büyülenerek “zekânın en olgun gerçekleşmesi” demiştir. Tanpınar’ın anlatımıyla, Gide, Yeşil Camîi adeta Roma’daki, içine yağmur yağan Partenon’dan söz eder gibi betimler. Bursa’nın ruhaniliği açısından, Hazreti Muhammed’den izin alarak bu kenti görmek üzere yola çıktığı rivayet olunan Emir Buhari’nin öyküsü de ilginçtir. Emir Buhari Bursa’ya gelene kadar başının üstünde kandil görüntüsü oluşmuştur. Söz konusu kandil, Buhari kente vardıktan üç gün üç gece sonrasına kadar görünmeye devam etmiştir. Tanpınar’ın “Bursa’da Zaman” şiirinde zamanı billur bir avizeye benzetmesi ile Emir Buhari’nin kandil öyküsü arasında metaforik bir ilinti ya da çağrışım olduğu kanısındayım.
Zaman; Bursa’nın yollarında, çınarlarının yaprakları arasında, şadırvanlarında, camilerinde ve türbelerinde, “abasız, postsuz derviş” misali büyük bir tarihin huzuru içinde çilesini doldurmaktan vazgeçmemiştir. Saatlerin zaman ölülerine ağladığı da söylenir. Tekdüze seslerinde belirsiz bir hüzün sezilir onların. Oysa, zaman, Bursa’nın saatlerini ağlatmamaktadır, onları sevindirmek istemektedir sanki. Böyle olmasa, o nurların sindiği taşların işçiliğine bakarken neden etkilensin insan; içini ince bir burukluk ve özlem kaplasın… Tanpınar’la hatırlanan zaman, bir masal prensesi gibi öpülüp uyandırılmadı mı modernite tarafından? Böyle de düşünemez miyiz? Zaman para olmadı mı bir yönüyle Bursa’da da artık? Çağdaşlaşma, uyanan zamanla birlikte şimdiki dinamiğini, var oluş biçimini kazandırmıştır bu kente. Bursa, hem çağdaşlık; hem de geçmişinin görkemli tarihiyle iç içe olmaktan ne kadar memnun şimdi. Bu güzel ve anlamlarla dolu kent, “Erguvan Bayramı” yapıyor her yıl Emir Sultan türbesinde. Esrik, renkli, dionizyak bir rüya gibi kültür bireşimini(synthesis) yaşıyor… Nilüfer Hatun ve Orhan Bey; Emir Sultan’ın, Sultan Yıldırım’ın aşık olup da bir türlü kavuşamadığı güzel kızıyla, aynı zamanda bir sevi kenti de olan yeşil Bursa.
Bursa’da zamanın billurlaşması, beyaz bahçelerdeki su sesleri, görkemli kalıtlar, bu kenti belirli bir devrin temsilcisi durumuna getirmiştir. Öyle ki, antik çağlardan gelen uzun tarihine karşın sanki başlangıçtan beri bir Türk kenti olarak kurulmuştur Bursa. Sadrazam Keçeci Fuat Paşa da “Osmanlı tarihinin dibacesi “ der bu kent için. Yeşil, Nilüfer Hatun, Gümüşlü, Muradiye gibi semt adları da zamanın geçişini durdurur sanki Bursa’da. Her yerinde Osmanlı’ya göndermeler vardır bu kentin. Rüzgâr; Ferahfeza, Beyati ve Acemaşiran şarkılarla eser; Dede Efendi’yi hatırlatır. Müftü çeşmelerini görünce Evliya Çelebi’nin “Bursa sudan ibarettir” sözünü onaylarsınız bir çırpıda. Bursa için “ruhaniyetli bir şehirdir” de demiştir büyük gezgin. Suyun; koyu gölgeli şadırvanlarda dingin bekleyen suyun, zamanın durgunluğunu, pırıltılı donukluğunu somutlaştıran görüntüsü ne kadar etkileyicidir. Haşim akşamları kadar şiirsel ve ürpertili bir peyzaj… Durgun gölleri akla getiren.
Bursa’da zaman ve suyun böylesi bütünleşikliği, güncel olandan kopartır; kentin derinliklerindeki modern yaşamın hızlı temposunu unutturur size. Tanpınar’ın “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” dizelerindeki anlamdır Bursa’da şimdiki zaman. Yukarıda da yazdığım üzere, dalar gidersiniz “parçalanmaz yekpare bir anın” kollarında. Ve en nihayet koyu kül kanatlı ölüm aklınıza gelir. Oysa “her nefs ölümü tadacak” değil midir? Yaşadıkça kaçmak, hatırlamak istemediğimiz yadsınamaz bir gerçekliktir bu. Heidegger’ın dediği gibi: “Asıl olan bize yakın olduğu halde bizim ona yabancılaştığımız şeydir.” Yani ölüm! Ama Bursa, modern bir kent olma yönüyle, günlük yaşamın baş döndürücü akışında bizim ona yabancılaşmamıza, ölümün gizemine gömülmemize izin vermez. Düşündürür sadece. Bir farkındalık sağlar o kadar. Yaşamın ağırlığını, kaldırımlardaki adımlarımızda, yüreğimizde, bir caz ritmi güzelliğinde hafifletir ve avuçlarımızın içinden, bakışlarımızdan zamana, şadırvanlardaki dingin sulara akıtır.
Geçicilik ile ölmeyecekmiş gibi çalışmayı ve üretmeyi bütünleştiriyor modern Bursa. Tıpkı geçmişte cihan imparatorluğu idealini düşündürdüğü gibi. Böylesi bir büyüme felsefesini simgeliyor ve anlatıyor şimdiki zamanda da. Sularının dinginliği, çağdaş bir sayrılık olan gerginliğimizi (stress) gideriyor, Baudelaire’in dile getirdiği bizi ayaklarımızdan toprağa çeken gündelik yaşamın baskısını hafifletiyor. Gün boyu rengi neden değişir suların Bursa’da? Bir düşünün isterseniz. Yaşamımızın bin bir renginden, hüzünden, sevinçten ve hayal kırıklıklarımızdan etkilenmiş olabilir mi sular? Nasıl bakarsak öyledir eşya. Bize göredir. Bursa’da, geçmiş, şimdi ve gelecek; zamanın bir tanımı olarak, hep “şimdi” dir. Şimdinin tuhaf bir öyküsüdür Bursa’da yaşam. Bu nedenle, kentin göklerinden Tanpınar’ın billur avizesinin nuru yağar, yeşil bahçelerinde su sesleri duyulurken; yeni üretilmiş bir otomobil, mutlu sahibiyle, kentin ana caddelerinden birinde trafiğe katılmaktadır. Bir baba kapısını açmaktadır satın aldığı dairesinin çocukları ve eşiyle birlikte sevinç içinde. Bir ihtiyar cami avlusunda oturmuş şadırvandaki suyun sesini dinleyerek namaz vaktini bekliyordur. Otobüs duraklarında, işten çıkmış insanların bir an önce evlerine dönme telaşı…
Bursa’da, şimdiki zamanda başka hiçbir şey…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

SÖYLEYELİM… / Ay Vakti
PARADOKS / Şeref Akbaba
HİÇLİK / Semra Saraç
PLATON’DAN PLOTIN’E SANAT II / Necmettin Evci
RÜYANÂME / Burhan Barak
Tümünü Göster