PLATON’DAN PLOTIN’E SANAT I

228
Görüntüleme

Platon’un felsefesini anlamaksızın, antik Yunan sanatını ve toplumunu hatta daha iddialı söylemek gerekirse kültür adına insan etkinliklerini anlama imkânı azalır.
Platon, birçok konuda olduğu gibi sanat ve felsefi konularda etkisi tartışılmaz bir bilgedir. Onun felsefesi yaşadığı yer ve zamanla sınırlı kalmamış, İskenderiye merkezli olarak Hellenistik ve yeni yorumlarıyla Hıristiyan ve İslâm dünyasını etkilemiştir.(1) Modern dönem aydın ve sanatçıları da, hâlâ Platonik felsefi birikimden çok esaslı gerçeklikler bulabilmektedir. Öyleyse bu kuşatıcı etkinin sürekliliği hangi mahiyeti sebebi ile ve nasıl olmuştur? Anlaşılması kadar anlatılması da kolay olmayan bu meselenin esaslı ipuçları, onun felsefesinin temel özelliklerinde açıkça ortadadır. Biz, burada, biraz da söyleyiş benzerliğinden dolayı Platon ve Plotin üzerinde yoğunlaşarak bir arayış içine girecek; kimi tespit ve çıkarımlarda bulunacağız.
1.
Platon veya esas itibariyle Sokratik düşünce geleneği, idelar şeması ile karakterini bulur.(2) İdealar şeması, kuruluşu ve mahiyeti gereği sadece hakikat ve onu belirleyen diğer unsurların açıklanmasından ibaret değildir. Kendi uhtevasını ortaya korken, aynı zamanda hakikatın elde ediliş tarz ve üslubunu da ortaya kor. Bu şema veya diyalektiğe göre, beş duyuyla algıladığımız bir dünyaya doğarız. Bu dünya yaşadığımız dünyadır. Ancak bu duyum evreni, yanıltıcı bir görüntüden ibarettir. Oysa hakikat görünenlerin ardında, içinde, ötesindedir. ‘Logos’la ifade edilen hakikat, mutlak varlıktır. O sonsuz bilgeliktir, aşktır; sonsuz devinim, sonsuz oluştur. O mutlak Bir, mutlak iyilik, yani Tanrı’dır. O’nu, yetenekleri, görüntüler dünyasının imkânlarıyla sınırlanmış akılla kavramanın mümkünü yoktur. Görüntülerin verili değerlerini aşmak, derin düşünce yani sezgiyle ötelere yani hakikate ve hakikatin anlam alanına uzamak gerekmektedir. Zaten bunun için gerekli olan aşk, algı ve anlama isteği bizde vardır. Hem varlıktaki güzellikler bizde uyandırdıkları duygularla bizi böyle bir yönelişe teşvik ederler hem de o yönelişi varoluşsal bir itki ve etkiye sevketmeye elverişli bir yaradılışımız vardır. İyilik; yaratma, yaradılış ve erdemle bütünleşir. İyilik, yaradılışın doğasıdır, esasıdır. İyilik Bir’den çıkar, yayılır. Ve yine iyilik tüm çoklu, parçalı yapılardan idea formlarını geçerek Bir’e ulaşır. Hakikat de, iyilik de, güzellik de o Bir’de müretteb ve mürekkeptir. Bir, ezeli ve ebedi cevherdir. İlk neden, ilk sebeptir.
Platon’un Mağara istiaresi, bütün bu düşüncelerinin özet olarak anlaşılabileceği diyalogları içerir. Buna şimdilik bir de Şölen’i ekleyelim isterseniz.(3)  
Çok sıkı ve ince bir dikkat gerektirmeyen okumalarda bile Platon felsefesinin bütününden şu çıkarsamaları yapmak zor değildir: Evvela o materyalist, dünyacı bir filozof değildir. (Doğa filozofları da dâhil, neredeyse hemen hiçbir Antik dönem filozofu, maddeci ve dünyacı değildir) Metafizik, aşkın düşüncelerin, arayışların insanıdır. Dünya yanılgılardan ibarettir. Yanılgıdır ama aynı zamanda zorunlu da bir realitedir. Bu realite yaşanmalı ve aşılmalıdır. Nesnel dünyaya takılıp kalmayacaksın. Hakikat için evvela dünyayı amaç edinmeyecek, bilakis ona arkanı döneceksin. Dünya, hakikatle aramıza bir perde çeker. Hakikatla temas kurmak için o perdeyi aralamak gerekir. Hakikatin, aşkın ve tanrısal mahiyeti vardır. Biz hakikat icad etmekten ziyade onu anlamaya çalışırız. Tanrı mutlak ‘Bir’ olarak vardır. O mutlak kudret, iyilik ve mutlak güzelliktir. Aşk, bilgi, erdem, anlam ve her türlü güzellik ona yönelmekle mümkündür. Platonik sanat anlayışı da bu diyalektik içinde oluşur. Biçim ve içerik olarak mevcut dünyanın değer ve kodlarıyla sınırlanmış sanat, ideal sanat olamaz. Bu bakımdan Platonun sanat anlayışı ilk bakışta Kant ve Hegel’in de benimsedikleri sanat anlayışına paralel gözükür. Her iki anlayıta da güzel olanı tabiatta görülen formlarda aramak yanlıştır.(4) Aralarındaki en ciddi fark biri dünyayı aşkın olanı bulmak için dışlar, diğeri bir soyutlamaya gidiyor gözükse de dünyayı aşmak gibi birincil bir amaç taşımaz. Kant ve Hegel’de insan kendini her türlü anlayışın merkezine yerleştirir. Estetik de güzellik de anlam da tamamen sanatçının istek ve yönelişlerine göre kurulur.  
Bakıldığında Platon düşüncesinde, adı konulmamış yoğun dinsel temalar daha özel anlamıyla güçlü tevhidi motifler açıkça görülür. O, adeta bir peygamber, bir havari veya sahabe gibi konuşmaktadır. Platon ve ekolü içindeki tüm filozoflar mitolojiye dayanan pagan düzenine karşı, nebevi tebliğin sözcüsü gibidirler. Onların felsefesinde açıkça var olan bu nitelik asla göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle öldürülmüş, sürülmüş veya işkenceye tabi tutulmuşlardır.
İlk dönem filoflarının ürettiği bilginin nebevi kaynaklardan beslendiğine ve hikmeti ilahî olandan ayrı ele almadıklarına dair fazlasıyla kanıt vardır.(5) Antik Yunan kültür ve uygarlığının, kavimler göçünün getirdikleri, taoist ve orfist felsefe, onlarla doğrudan ilişkili edebiyat ve mitolojik birikim gibi çeşitli beslenme kaynakları vardı. Nasıl edebiyat Homeros, Hoseydos gibi şair ve tragedya yazarları ile temsil olunuyorsa, özellikle İbrahimi vahiy geleneğiyle irtibatlı düşünce de dilini ve içeriğini Platon’da açık şekilde bulduğu felsefe kanalıyla topluma ulaştırıldı. Platonik diyalektiğin mükemmelliği ve tevhidi bütünlüğü bu etkiyle açıklanmalıdır. Hemen söylemek gerekir ki, o dönemin mitolojik tanrılar düzenine dayalı siyasal yapısı ile felsefe arasındaki kavgayı, aslında tevhitle şirkin veya imanla küfrün kavgası olarak anlamalıdır. Bu sebeple, önceleri Yahudi varlığının yoğun olduğu yerlerde daha iyi ve içten anlaşılan Platon, Hz. İsa’nın tebliğinden hemen sonra da Hıristiyanlar tarafından benimsenmiştir. Hıristiyanlığın ilk evresindeki duru tanrı ve din anlayışı, Platon’un anlaşılmasını kolaylaştırdı. Sonuçta İsa da Platon da Roma ve Yunan putçuluğuna karşıydılar. İkisi de bundan dolayı acılar çekti. Platonculuk, özellikle Plotin’in yeni yorumlarıyla, yeni din için, bilhasa zihni düzlemde muazzam anlama ve yayılma alanları açacaktı.
Denilebilir ki Platon (ona bağlı olarak elbette Sokrates) çağları aşan ve aşılamamış bir filozoftur. Onun beslendiği ve sonra dönüp beslediği kanalları, kişileri, anlayışları iyi çözümlemek gerekir. Hemen hiçbir sanatçı veya düşünür veya filozof yok ki, ondan etkilenmiş olmasın. ‘Hakikate yönelmek’ olarak tanımlanacak felsefeyi/felsefesini “akıl yetisine sahip bir insanın düşüncesinde en yüksek konumda bulunan tanrısal ‘seyir’(6) olarak yansıtması, özellikle Ortaçağ filozoflarına hep onun açtığı yoldan giderek yorum hususiyeti kazanmışlardır.(7) Ama elbette bu etkiler, diğerlerinden çok daha belirgin olarak yeni Platonculuk diye bildiğimiz felsefe akımında ve Platonik düşünceyi farklı zaman ve yerde yeni durum ve gelişmelere göre açımlayan Plotin’de görülür.  Platon’dan Plotine doğru açımlanan süreç, özü itibariyle, hakikati, idealar düzeni ve diyalektiği içinde ifade eden aşkın düşüncenin gelişimidir. Bizce idealar, hayatın tüm değişkenlerine karşı değişmeyen hakikati ifade eder.
İdealar kuramında “İyi, geri kalan tüm olguların kaynağıdır. Bu düşünce en yüksektedir; onun ötesinde başka bir şey yoktur. Gerçek ve iyi özdeştir; iyi ideası evrensel amaç olan logostur. Öyleyse, birlik, çokluğu içermektedir ve hiçbir çokluk birlikten yoksun değildir.”(8)
Platon’un temel konumunun, tanrısal olarak yönetilen bir evrene dinsel bir inanç edimi üzerine dayandığı, bunun, tüm varoluş üzerine tektanrıcılığa yaklaşan bir anlayış, gizemli bir yaşam görüşü olduğu, Platon’un insanlara kendilerini tanrısal güçlerle özdeşleştirmek için yardım etmek istediği ifade edilmiştir.(9) Değişmeyen hakikat mutlak varlık, mutlak iyiliktir. Yani tek Tanrı’dır. Tanrı birdir, öncesiz ve sonrasızdır. Sonsuz özgürlük ve bilgeliktir. O her şeyi kapsar, kuşatır. Bütün iyilikler ve güzellikler ondan doğar, onun iradesinin ve yaratmasının yansımasıdır.
Sanatta da felsefede de önemli olan varlığın gerçek hakikatini, yani yaratanı idrak etmektir. Yaratılmışı taklit demek olan mimesisle hakikatin özünü idrak etmek mümkün değildir. “Platon ve onun izinden gidenler neden felsefeyi Tanrı’yı taklit etmeye, ona benzemeye, onu sevmeye, tek kelime ile Tanrı Aşkı’na özdeş kılmıştır? Çünkü Augistunus’a göre Platon, ezelî- ebedî, değişmez, mutlak tinsel, yaratıcı bir Tanrı’nın varlığını kabul ettiği gibi bu Tanrı’nın mutlak varlık, mutlak hakikat ve mutlak iyilik olduğunu söylemiştir.”(10) İyilik ve erdem varoluşsal amaçsa, yaratılanı değil, yaratanı ve yaratmayı taklit etmek gerekir.
“Yahudiliğin kendisiyle ilişki kurmaya başlamış olduğu son derece gelişmiş Yunan felsefe geleneği bulunmaktadır.”(11) Felsefenin bu yürüyüşünü gelişme olarak görenler olduğu gibi negatif ve zihni bir gerileyiş olarak değerlendirenler de olmuştur.(12) Platon’un doğru olan görüşlerinin çoğunu ziyaret emiş olduğu Mısır’da, kendisinden çok önce yaşamış olan Musa ve diğer İbrani peygamberlerden aldığı söylenmiştir. Bu tespit genelde bütün Yunan düşünürleri için ama daha çok da Platon için geçerlidir.(13) MS. 2. Yüzyılda yaşamış olan Yeni Pytagorasçı Noumenios “Platon, Attika dilinde konuşan Musa’dan başkası değildir” demişti. Cudworth ise daha geniş bir çerçevede genelleme yaparak, Grek felsefesinin Thales ve Pytagoras tarafından öğretilen Yahudi felsefesinden başka bir şey olmadığını ifade edecektir.(14) Ancak o, Musa öğretisini, “Sokrates’in başına gelenlerden korktuğu için açıkça ifade edememiştir.”(15)
Platon’un görüşlerini peygamber dili ve tebliğindeki açıklıkla ifade edemeyişi yaşadığı dönemin katı siyasal yapısının güçlü kanıtı olmalıdır. Tek tanrıcı anlayış, savunanlarına ahlakî sorumluluklar yüklüyordu. Bu sorumlulukladır ki ilk dönem filozoflarını Perikles’in düzeninden ve mitolojik işleyişin doğurduğu kültür birikiminden hassasiyetle ayrı tutmak gerekir. Tabir yerindeyse, mitolojik efsanelerin hayata katılmasıyla kültürel ve moral destek bulan tiranlıklar karşısında felsefe, insan onurunun ve vicdani temelleri sarsılmamış insan varoluşunun ölümüne savunma hattını oluşturmuştur. O nedenle de ilk dönem filozofları sıkı takibe uğramış, feci işkencelere maruz bırakılmıştır. Pitagoras’tan, Herakletios’a, Endopides’ten Zenon’a kadar çoğu filozof dönemin materyalist pagan dayatmalarına karşı adeta peygamberi bir direnişin temsilcisi oldular. Sokrates’in İsa’ya benzetilmesi anlamlıdır. Hıristiayan ilahiyatını oluşturan ilk ve en önemli skolastik filozoflardan Augustinus, bu benzetmeyi yapanların başında gelir. “Sokrates’e dinsizlik suçlaması yöneltildiyse, İsa da ateizm suçlamasına muhatap olmuştu. Onun gözünde başta Sokrates olmak üzere, Platon ve diğer filozoflar Hıristiyan vahyinin yetkin bir tarzda ortaya koyduğu hakikatin tohumlarına sahip olmuşlardır.”(16) Bu benzetme yerini benimsemeye bırakmış, sonraki dönemlerde özellikle İskenderiye’de tekrar gelişen felsefi hareketler, Hıristiyanlığa felsefi geçişin mantıki düzlemini oluşturmuştur. Augustinus’a göre “Hıristiyanlık, Platonculukla aynı içeriğe sahiptir. Tanrı’nın ve ruhsal hareketin seyrine dalabilmek için kişinin sırtını duyusal dünyaya dönmesi gerektiği”(17) düşüncesi, ciddi manada ilk kez Platon’un mağara metaforuyla temellendirilir. Platon’un ruhun ölümsüzlüğü ile ilgili düşüncelerinin yanı sıra, “algılananın ötesinde bir dünya fikrini ve iyinin ‘tanrısal’ formunu öne sürmesi Tanrı, ruh ve ahret gibi konularda Hıristiyan bakış açısını biçimlendirmiştir.”(18) Plotin yeni enlayışa geçişin önemli temsilcisi, hatta öncüsüdür. Plotin’i bir geçiş filozofu olarak anmamızın sebebi onun Hıristiyan oluşuna dair elimizde yeterli açık kanıtların olmayışı sebebiyledir.
2.
Plotin de (MS. 203-270) hocası İskenderiyeli filozof Ammonios Sakkas gibi Platon’a hayrandı. Hatta Roma yakınlarında onun adına bir felsefe kenti kurulmasını, isminin de Platonopolis olmasını istiyordu.(19) Plotinus genellikle Platon’a yakın olarak değerlendirilmiş, hatta bazı açılardan Platon’u aştığı öne sürülmüştür. Kullandığı terimler bakımından Platon’la ortak yanları hiçbir tartışmaya gerek bırakmayacak açıklıktadır. “Dizgesinde sözü geçen ana erdemler ve diyalektik tanımı, Plotinus’un Platon’dan oldukça etkilenmiş olduğunun göstergesidir. “Plotinus’un görüşleri Platon’unkilerle karıştırılmış, hatta düşünce tarihinde, aslında Plotinus’tan yola çıktıkları halde Platon’un izleyicisi sayılan ya da kendilerini öyle sanan düşünürlere bol bol rastlanmıştır.”(20) Plotin, kendisinden sonra özellikle en belirgin etkileri Augustinus’ta görüldüğü gibi Hıristiyan düşünürlerin hemen hepsini etkilemiştir. “Augustinus gibi bir büyük düşünürü yaratan, Hıristiyan imanından ziyade, Hıristiyan kültürüne monte edilen Platonik felsefe oldu.”(21) Platoncular, Yunan felsefe okulları içinde Augustinus’un Hıristiyanlığa en yakın bulduğu grup olmuştur. Augustinus’a göre onlar, ‘Hıristiyan öğretiye, başka hiçbir felsefi öğretinin olmadığı kadar yakın düşen şeyler’ söylemişlerdir.”(22)
‘Bir’ kavramı Plotin felsefesinin temelini oluşturur. Bu kavramın felsefi kaynakları rahatlıkla önceki kuşak filozoflarından Parmenides, Pytagoras ve Platon’da bulunabilir. “Her iki filozof için ‘bir olma varlığın en temel niteliklerinin başında gelir. ‘Bir’ Platon’un en üstte yar alan ‘iyi ideası’ ile özdeşir. İyi ideası, tüm varlığın temelidir. İyi ideası, yalnızca varlığın temel ilkesi olarak kalmaz; o, değerli olan her şeyin de ilk ilkesini ifade eder.(23)  Plotin Enneadlar’ın 6. Kitabının, 3. Bölümünde mutlak hakikat diye anlaşılacak ‘Bir’i, idea ve form olarak izah ederken; şöyle yazar: “O, ‘bir şey’ değildir, Us’tan önce gelen bir ‘şey’dir. Öte yandan O, ‘bir şey’ değildir. ‘her şey’den önce gelir. ‘Olan’ da değildir, çünkü olan varolana ilişkin bir biçime sahip olur; oysa O, biçimden bağımsızdır, üstelik düşünülen biçimden de bağımsızdır. Varlığın cevheridir.”(24)
Plotinus, dünyanın ruhu perdelediğini düşünür. Ruhun asıl cevheriyle buluşması için onu çevreleyen perdeyi nasıl yırtabileceği ve tenin bu ölüler mahzeninden nasıl kurtulabileceğini, içselleştirerek konu etmiştir. Bu kendinden geçmiş benliğin felsefesi, Platon ve Aristotales’teki varlık zinciri üzerine dayalı bir düşünce dizgesidir, ama çok daha öte dünyaya yöneliştir. Maddi dünya tam bir yanılsama olmaktadır. Onun düşünce dizgesi, Tanrı ile bu dünya arasındaki uzaklığı kapatan geniş bir arı varlıklar ya da varoluşlar hiyerarşisi sunar.(25)
Plotinus’un ‘Bir’ ve ‘İlk’ kavramları, daha çok hem İsa’nın, hem Muhammed’in Rabbi ile benzerlik gösterir. “Plotinus’un Hıristiyanlıktan etkilendiği açıktır ama kendi felsefesini bu din adına kurmaz, daha sonra Hıristiyanlık onun bu görüşlerini alacaktır. Plotinus idealar kavramı ile İsa’nın tanrı kavramını alır, bir sentez yapar.(26)
Plotin’e göre, “Güzeli meydana getiren doğru oran değildir, varlığa gelmiş olan şeyin kısımlarına bir birlik kazandıran formdur.”(27) Daha sonra Patristik ve Apolojist dönemle Hıristiyanlık kendini daha rahat ifade etme imkânı bulacaktır. Bu dönemlerde yeni dinin mi felsefeye yoksa felsefenin mi dine yaklaştığı konusu tartışmalıdır.   
Hıristiyanlığın yüksek amaçları, aşkın dili ve sonsuz ufku, platonun idealar şemasında öne çıkardığı unsurlarla neredeyse birebir örtüşüyordu. Bu bakımdan Platonik felsefe erken dönem Hıristiyanlığın yayılmasına elverişli yollar açılmasında yardımcı oldu. Hıristiyan olan filozoflar, düşüncelerine yeni din içinde daha bir coşkun ve tatmin edici karşılıklar buldular. Hıristiyanlar ise felsefede kendilerine ters hemen hiçbir şey görmüyorlardı. İşin tuhafı iki grup da neredeyse aynı nedenden dolayı çok tanrılı pagan düzeninin zulmüne uğradılar.  
1-      bkz. Mehmet Bayraktar, İslâm Felsefesine Giriş, s.102, 103, 6.bas. TDV. Yay. Ankara 2005.
2-      Platon’a dair bilgilerimizin asıl kaynağı onun ‘Devlet’ adlı eseridir. Çev. Sabahattin Eyüboğlu, M. Ali Cimcoz, Remzi Kitabevi yay. İst.1980. Özellikle bkz: 401-d, 484-a, 504-e, 508-a,  7. Kitap, 514-a,b, 573-b, 10. Kitap.
3-      Platon, Şölen, Çev. Sabahattin Eyyüboğlu, Azra Erhat, İş Bankası yay. İst. 2012.
4-      Daha geniş bilgi için; Taylan Altuğ, Kant Estetiği, Payel yay. İst.1989.
5-      Ali Bulaç, İslâmi Düşüncede Din-Felsefe/vahiy-Akıl İlişkisi, s.13-25, Beyan yay. İst.1994.
6-      Lokman Çilingir, Niçin Felsefe, s.12, Elis yay. Ankara 2007.
7-      Frank Thılly, Felsefenin Öyküsü 1, Yunan ve Ortaçağ Felsefesi, s.124 çev. İbrahim Şener, İzdüşüm yay. İst. 2007.
8-      Frank Thılly, age. s.122.
9-      Frederick B. Artz, Orta Çağların Tini, s.25, çev. Aziz Yardımlı, 2.bas. İdea yay. İst. 2006.
10-  Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi, C.5, s.360, İstanbul Bilgi Üniv. yay. İst. 2010. 
11- Ahmet Arslan, age, s.261.
12-Emile Bréhier, Felsefe Tarihi, C.1, s.12, çev. Miraç Katırcıoğlu, MEB yay, İst. 1969.
13-Frederick B. Artz, age, s.17.
14-H. Nur Erkızan, A. Kadir Çüçen, Felsefe Tarihi, C.1,s.14,15, -Antik Çağ ve Orta Çağ Felsefesi Tarihi, Sentez yay, Ankara 2013.
15-Ahmet Arslan, age, s.281.
16-Ahmet Cevizci, Ortaçağ Felsefesi Tarihi, s.38, 3.bas. Asa yay. Bursa 2008.
17-Pierre Hadot, İlkçağ Felsefesi Nedir?, s.244, çev. Muna Cedden, Dost Kitabevi yay, Ankara 2011.
18-Stephen Law, Büyük Filozoflar, s.33, çev. Feza Çakır, İnkılâp yay, İst. 2011. 
19-Hüseyin Portakal, Felsefeden Dine Ortaçağ Dönemeci, s.244, Cem yay. İst.2007.
20-Betül Çotuksöken, Saffet Babür; Metinlerle Ortaçağda Felsefe, s.43,44, BilgeSu yay. Ankara, Tarihsiz.
21-Ahmet Cevizci, age. s.34.
22-Ahmet Arslan, age. s.359.
23-H. Nur Erkızan, A. Kadir Çüçen, age. S.181.
24-Plotin, Enneadlar, çev. Haluk Özden, 6. Enned, 3. Kitap, s.138-144, Ruh ve Madde yay. İst. 2008. 
25-Frederick B. Artz, age. s.35.
26-Hüseyin Portakal, age. s.247, 248.
27-bkz. Plotin, Enneadlar, 1. Ennead, 6. İtap,, 2. Paragraf.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

TASAVVUF EDEBİYATIMIZ / Bilal Kemikli
SEVGİ ve AŞK / Selami Yalçın
AY VAKTİ’NDEN BEKLENEN… / Ay Vakti
SANATÇI RUHU / Semra Saraç
PLATON’DAN PLOTIN’E SANAT I / Necmettin Evci
Tümünü Göster