AKILLILAR TIMARHANESİ

279
Görüntüleme

Bu duyuş öyle bir hissiyat ki, bin rüyanın gizlerindeki bir hakikat, bir hakikatin duyumsattığı bin rüya gibi. İnsana hayal çınarlarında salıncaklar kurdurur, rüya da perdeler açar-kapar sahne misali. Kurar düşlerini gök merdivenlerinde insan. Kimi çok kimi az söyler; akıllılar tımarhanesinde kurulur sohbetler, ruh ve evrenin sırrı üzerine. Onlar için kainat, bir
sefalethane, orada varlık yokluk baş mesele. Aşk hiçlik üzerinden güzellenir, hiç olmadığı kadar. Hiç vücut bulmamıştır, bilgi hâyâlsizdir. Latif bir hâl, her neyse tarifi imkansız ama; gerçekten daha gerçek. Ruh göçünü yaşayan bütün bir insanlığın, karınca sarayından dahi hiçbir nasibi yok. Yaratılış amacından kaçamaz insan, kuşatır; padişahı veziri de.
Kaf dağında simurg olsan da, olmasan da zümrüd-ü anka, yokluk tepesinde, Budha uyanan aydınlanan bir ruh… Hürmüz Ehrimen hayat bulsa, hangi alemin derunundan ses verir.
Dinginlik ve huzur içinde sönse patlasa, gizemli dehlizlere dalsa, mahzeninde mayaladığı şiirin enginlerinden, şiirsel bir söylev seslenir: Ve  Gathalar Niburna niyurna… mutluluk sunağında bütün bir insanlık. Tecelli çağlayanı irfan cenneti: Cablisa, varlık yokluk durağında
Emel kentinde emel, mes’ut, kentlerin anası. Aşk aynasını tutarken kalın duvarların ötesine
Eski bir kent bir efsane Milset; bilseniz hangi kentler biter içimizde. Delilik vadisinde baş döndüren şaşkınlık, Serendib’in bu tükenmez hayal yağmuru. “Kendini bil” diye seslenen bir mecnun, bala aleminden berzah alemine yolculuk var. Sihirli lambasıyla Alaaddin kavşaklarda; kaç kavşak var derunumuzda! Deycur’un albenili arzulu teklifleri bin sınava denk. Sarhoşluk vadisinde düş kurucu şairler; Nirvana’ya ulaşsa da, Himalayalar vardır, himalayalardan içre. Aşk aynasına tekrar be tekrar bakar şiirin penceresinden.
Medeniyet pınarlarından kana kana tadılan latif, naif  hisler…Suskunluğumuzda coştuğumuz anlar. Cin peri olsan da  tadamadığın aşk; sağanağı hiç dinmeyecek bir sızıyı çoğaltır;
“Mutluluk, yokluğun güzellik adlarındandır” duyabiliyor muyuz bu hiç bitmeyen sesi.
Kiminin zekası kiminin hayali insanlar, insancıklar. “Sana tek kelimede hem göğü hem yeri sunuyorum: Şakuntala irfan ve idrak erenleri, büyük yaratılış halkasının: ya Ganj kıyılarında tutuşturmuşlar ya Nil boylarında meşalelerini. “Gönlünde ne kadar doğruluk varsa o kadar kutludur insan”. Her tecellisinde başka adı vardır denizler gibi sevdalarımızın, bazen aşk doğruluk bilgelik gibi… Aşk Himalaya doruklarından, alev alev yanan ovalara İndi büyülü bir rayiha misali … Himalaya eteklerinden Şiraz bahçelerine, rebabın büyülü nağmeleri ve Şakuntala… ve tanin… “Oliab’la ideali yontacaktı Beliseel’i reeli mabette”
Ahlak felsefesi de kurtaramaz etik felsefesi de. Biçim kuramcıları da geçti insanlık aleminden.
İdea mantık bütün görüşler hiç’leşti “Ufuktaki pırıltı batan bir güneşin pırıltısı, müjde değil!”
İyonya okulunda ruhun ölümsüzlüğü ve diriliş, hakikate parmak basan ebedi fikir…
Sokrates’e baldıran zehri içiren Tiranlar geçti. Geçti ve geldi Fahr-ı Alem, alemin misali musaggarı. Sunsa da ab-ı hayat ölümsüzlük ilacını; Hızır ve yine gelirdi Fahr-ı Alem ve başlar, başlardı gerçek Aşkı…  mecnun-u beşerin, nev-ü neşvesi ruhların. Ta ki! Süvey da atomlarına ayrılıncaya dek… sür git sonsuzluğa gark olurdu…
1 – Amak-ı Hayal – Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi
2 – Bir Dünyanın Eşiğinde (Hint Edebiyatı) – Cemil Meriç 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

TASAVVUF EDEBİYATIMIZ / Bilal Kemikli
SEVGİ ve AŞK / Selami Yalçın
AY VAKTİ’NDEN BEKLENEN… / Ay Vakti
SANATÇI RUHU / Semra Saraç
PLATON’DAN PLOTIN’E SANAT I / Necmettin Evci
Tümünü Göster