YAKARIŞ TEMRİNLERİ BAHR-İ TAVİL (MAŞUK LİSANINDAN)

237
Görüntüleme

Ben böyle istemem İbrahim
ben böyle istemem Yakup.Böyle istemem ben.
Ben.
Ben.
Ben.
Yani bir elimde kalem:
Derilerini tenlerini görünen görünmeyen içlerini  bakışlarımdaki damgayla benim kıl-madan rahat yüzü görmediğim. Bakışlarım: Yâni gamze dedikleri o derin kuyu. O kuyuda boğduklarım, belki hayat verdiklerim . Ölüler. Ölmeden ölüler. Öldüm sanıp ölmeyenler. Yâni erittiklerim. Yiyip yuttuklarım.                                             
Yâni benim istihkâk-ı ebedîm   olan
Bir gün elbet vuslat ile bermurâd olacağız diye avuttuklarım
Geceleri yollarını
içlerini aydınlattığım o yürekleri
depremleri uyandırmadan
adımın önüne ne koyarsanız koyun  .Zaten
Adımın ne önemi var. Kimisi bana cânım desin; kimisi cananım
Kimi âh desin ağlasın
Kimisi zamâna kendini âşık diye yazsın
Ben bir hayâlim, bir hakikat görünmez bir el taşır beni
Düşürmez beni ne İsmâil, ne İbrâhim ne de Süleymân
Ne de bir Âdem oğlu yâni bir beden olan etten ve kemikten
Aşıklarıma hangi ezâ yolunu reva göreyim diye
benim de az mı  uykularımın  bir ucunda yangınlar
bir ucunda ağladıklarını görmeden
rahat yüzü görmediklerim
Yâni
Ben bu bu yüreklerin yangınlarına aynayım
Aynalar,camlar,yolcular
Yol kesenler
isterse devler taşısın
İsterse denizler söndüremesin ateşlerini.
Bana ne?
Benim ışığım ;
         benim ellerim,
         benim sesim yâni bu eşkıyalıkların
Bir elimde ayın yangın yerlerinin resimleri
gezinen okları aradım
Bir yanımda oklarım,
bir yanımda haber bekleyen aşık sîneleri.
Burası kavs-i kuzah.
Yâni kuşandığın belânın renkleri ey âşık
Altından geçince say ki değişeceğin gurbet.
adımın yarısı göğün  koynunda yatar,
bir yarısı suların.
Yâni bir gizli hayalet ve gizli bir günah.
Peki ne değişecek?
Kim bilir hangi işaret
yine hangi yolunu şaşırtacak
kim bilir kaçıncı kölemin
adını daha bilmeden
gözlerinden girip kalbine vardığı yerde
adama kendi adını unutturacak
Aşık   cevabı
Ben şimdi nasıl tarifler  etsem sana
telaşını bir bulutun yedeğinde saklar gibi
bir elinde hicran mektupları
garip ve mükedder bir emanet gibi
yüklediğimiz kanatlarında  hazin türküler
ve gökyüzünde bölük bölük turnaları
Aldı maşuk
Burası kavs-i kuzah.
Bir yanda murad üzre ben.
ey karanlıkların şaşkın yürek yanıklığı bir yanda sen ve binlerce sen
binlerce O
Öteki  binlerce meşâleyi hangi razgar
söndürür bilinmez,benim ateş sularım.
Işıklarımı,fenerlerimi yaktığım yürekler.
Sönmeyen mangallarım.
Etrafımdaki ışıklara bakıp beni gündüzleri güneş geceleri ay sanan sizler
Oysa benim bir yanım yok ki her yanım var.
İçinden âhları birer bayrak gibi alevler savuran gönüllerin
ateşleriyle eğlenir ve aydınlanırım.
Aldırmadığım bundandır.
Ben muradımı aldım kentin ve senin boynuna asılı duran  mühürden. 
hangi ateşini yaktın ki haberim olmadı.
Yâni hangi bir haberin ulaştı da depremlerini depreştirmedi
 sularımı n ve kalbimin gül bahçelerini.
Ben suladım kalbinin cehenneminden geçirip
o kaynayan denizlerin hazin bulutlarıdır ağdırdığı 
şiirinin ve sözlerinin
ve âh diye göğsüne vura vura bir ömrü çürüttüğü yerde taşıdığın mühür
Vaktin bir yerinde bunlara Şahitlik eden kuşlar,güller ve nereden çıkıp geldiği belli olmayan mecnûn bir sesin söyledikleridir:
Gecedir. Benim vurduğum mühür olsun
yani siyahlar içinde sürmeli siyah.
İbrâhim bir kaldırımların taşlarını saysın
kalbini bir belânın tam ortasına savursun  rüyaları
dudakları bir kadîm bilmecenin
hayâlini öpmekle avunsun
Sen böyle istemez misin
ey ışıkların suyu
ey suların ışığı
Konuştuğunda sevinmelerin
hangi karanlıklardan toplanıp gelir
mahzun ve mükedder seslerini sakladığın hangi kuyu
Peki bu dudaklar öyleyse, hangi cennet derinliklerinden can bulacaklar. Senin yoluna bir daha, bir daha gölge olmak  Işığını emmeye dudak
Sesini sindirmeye çöllerin mükedder tozlarına karışıp sana salınan gam nâmelerine karışan ciğer kanlarını emmeye yürek.
Bir tuzak kavsinin bir ucunda duran kimin elleri, hayalleri?  Yoksa bir ucunda karanlıklardan çıkardığın elleri yine sen mi uzanırken kırdın?
Nedir peki? Âh ettikleri belki bahtları üzredir.
Bahtın siyaha müheyyâdır
Deriz ki ellerinle mi ışığınla mı olur bir ışık,
Sen gülüyorsun içinin bütün denizleri ve martıları
incileri ve girdapları ve hülyalarımızın vuslat saatleri
ellerin var artada, dudakların, konuştukların sustukların
gözlerinin atlıları dolduruyor yağmurları denizlere
Biz de ellerimizde garip ırmaklardan akıp gelen suları,
Bir İbrâihm söylüyor bir sular ağlıyor.
eşkiyalıkları yanında yok ki dağa çıksın.
dağlarda derman mı kalır senin nigâh-ı gazabından
isyan bayrakları ellerinde 
Yâni”mihrican mı değdi,gülün mü soldu.
gel ağlama bülbül bülbül ağlama. Diye mi yansın
Evet işte şiirin burası.
Peki ne yapsın bu adamlar?
Burası kime ne anlattı ki sana anlatsın
Bir gizli işaret bekleyip dururken dudağından
yağmurlar dindi biz gök kuşağına boyandık
nice bir  sen sustun,ey şiir ellerim dayandı
şimdi artık yüklen gurbetini gidelim buralardan
bir sen kaldın elimizde, yoksa hepimiz  
                                                         yandık
     
olsun.yanmak bir şey değil.Sonuçta devran kime kaldı ve
“Felek baştan başa kimi güldürdü.”
Ellerine süt mü yağar yoksa bulutlardan çıktığın anda getirdiğin yıldızlar mı?
Söyleme, neden seni birden biz yapar;
birden bizi sen konuştukların, neden birden beni alıp götürür dağların serinliklerine,
sonra birden neden sevinçlerin yıldız yıldız birden ay
aldı sözü aşık
Yok:Sen varken sadece sen ay olursun.
Bunlar daha mektup yokken.
Bunlar daha içimin yangını daha ateşleri söndürmemişken.
Bunlar sen daha ihanetten süt içmemişken
Benim kavs-i kuzâhım.
Neredesin?
Sevincin ve sesin burada.
Işığın orda biliyorum.
Adını sen koydun, yarasına sen tuzlar ektin
Çaresi de senden olmalı sen bulmalısın
Değişenim. Yâni bir yanı aydınlığım, bir yanı âhım.
VE SEN
Sen nereden geldin? Canlar çıkardın bütün cimlerin denizinden. Yâni cemalin cennet. celâlin cehennemler mi tutuşturur dilime yeni aşklar mı çıkar, yüreğime astığın sesinden; hasret mi büyütmeye başlar kalbim gecenin seni içime salan kederinden. İçimizde saf tutmuş türkülerden belli değildi sesinin ve gözlerinin sevincinin çıkacağı. İçinin yangınından geçirdiğin göz yaşlarından çıkan  önce benim kalbime daldı buğulu sevmekler olarak. Sonra başımı göğsüne dayayıp gözyaşlarımı toprağa salmak.. âh ki sen ihtimal sultan tahtına güzellik Rüstemi olmak üzere çıktın ortaya… benim ölümle hiç ayırmadığım gün ve gecemi bir gülüş ve sükût darbesiyle tersine çevirdin. Gerçi ölüm yine yakamın bir ucunda, yerli yerinde. Ama günle gecenin yerini değiştirmek ne demektir? Bundan sonrası sana bunları anlatmak. Mümkün müdür bilemem.
Ama birden devrilir denizler, dağlar birden yerinden kopup oturur insanın yüreğine bir hicran kalesi olarak.
Ne diyeyim. Sen diyeyim de anla. Şiire sığmadığın belli ki içimi kelimelere kalb ettim önüne döküyorum. Bıraksan ağlasam başımı omuzuna koyup.. âh ki bu devlet kime ve nasıl verilir, kimin kader cebine konulur, alınıp kimin nefesinden

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

TASAVVUF EDEBİYATIMIZ / Bilal Kemikli
SEVGİ ve AŞK / Selami Yalçın
AY VAKTİ’NDEN BEKLENEN… / Ay Vakti
SANATÇI RUHU / Semra Saraç
PLATON’DAN PLOTIN’E SANAT I / Necmettin Evci
Tümünü Göster