LEYLA ile HASBİHAL II

163
Görüntüleme

   Hasbihalimizin üzerinden, kendimden ve senden geçeli uzun zaman oldu Leyla. Aynaya herbaktığımda bu ayrılığın bize hiç yakışmadığını gördüm. Lakin sen de bilirsin; suret başka söyler,sî ret bir başka. Göz tebessüm ederde, gönül kan ağlar. Sevda tepelerindeki mavi boncuklu dilekağaçlarına küstüm. Bir kuşun kanadında göğe yükselen dualar ettim. Benim fi rakım senin varlığınaalışmamak ve yokluğuna katlanmak içindi.Sen yokken çok acı çektim Leyla. İstanbul’um da sürgündeydim. Vuslatta hasreti yaşamak nedirbilir misin? Elbette bilirsin ya. Benim derinden yaşadığım hicranlarımı gönülden hissediyorsun.Çünkü biz, tarih-i kadimin sadık aşıklarıyız.Aslında kendimi bu dünyada hicrette var sayıp, mahşere kadar inzivaya çekilmiştim. Kimi zamangüzel hatıraları yâd etmek için birlikte gezindiğimiz yerlerde dolaşıyordum. Anladım ki bizim vazifemiz;nefesimizin nefsimizden ayrılıp, berzahımız üzerinde hesap gününü bekleyene dek bitmeyecek.Bir ramazan günüydü. Sokağın köşe başında, adını bilmediğim ve hikâyesini dinlediğimdebizden biri olduğuna kanaat getirdiğim, gözü yaşlı, gönlü yaralı Leyla’ya rastladım. Gözlerimebaktı. Öylesine acı çekiyordu ki; adeta içinde yanan kor, onun sımsıkı tuttuğum ellerinden benimruhuma dokunuyordu.Onu nasıl sevdiğini ve ne denli imkânsız bir aşkın ıstırabıyla ağlayarak, “Beni bırakma” diyeyalvardığını anlattı. Karşısındaki yüzü gibi gönlü kara mahrumiyet ehlinin cevabına ne demeli?“Ne kadar çok ağlıyorsun? Gözyaşı bu kadar ucuz olmamalı. Seni sevdim ama sonumuz yok.Artık hayatımda başkası olacak.”Gözyaşının ucuzu olur mu Leyla? Biz bu kelimeleri dağarcığımızda bile saklamaktan imtinaederken, âlem-i fanide böyle fütursuzca konuşabilme cüreti nedir? O yaşlar kalpten gelir fakatmahrumiyet ehli bunu idrak edemez. Zira seviyorum sözünün ardından gelen amalar, yalnız veyalnız yalan sevdaların zırhıdır. Her çiçekten bir buhur koklamak isteyen sahte aşıkların maskesidir.Onlar gerçeği bilmezler. Kalpleri mühürlüdür. Hakiki sevgiye iman etmezler.Had bilmeyen kullar zamanı suçluyor. Hâlbuki devrin ne kabahati var? Bu insanlar nasıl böylekibirli ve bi-ruh olabildiler? Üstün tuttukları neydi ki yerdiklerinin de ardından gittiler.O nasipsizin ismini aşıkların dua defterinden çıkardık. Aşk ehlinin mecnun kısmında adına mühürvurduk.“Ağlama! Dedim sonra. İnsanın canını sadece Azrail almaz. Buna bazen kelimelerin gücü deyetebilir. Biz de kelamların en üstününü sarf edeceğiz. Besmele ile başlayacağız her yeni güne.Ölüm kavuşmaktır, ayrılık değil. Mutluluğu, uğruna ağladığın mahrumiyet lain ehlinin bu bi-vefakulunda bulamazsın. Uzak durasın ki bi-rahmet olmayasın.”İşte bu sureta arayışlar, tekrar senin huzuruna yöneltti beni. Aldım tesbihimi elime, fi krimde af,zikrim de “Ya Fettah” yol/un/a koyuldum.Ben bu aşk denen zamane dalâletinden bi intiha olarak, delâlet-i akliye ye varmak istiyorum. Tutelimi!. Mütebessim çehren ay gibi parlıyor. Şaşırma Leyla, sevin! Bu bab-ı saadetin eylül girizgâhıdır. Aşkkapısından gir içeri. Efsah-ı füseha artık sonsuzluk perdesinin ardında kaldı. Biz gölgelerin, güneşin önündeyok olup gittiği ikindilerin misafi riyiz.Bunca zaman sonra gözlerindeki bu anlayamadığım sır nedir? Mecnun mu? Bana onu soruyorlar.Unuttum diyorum. Hâlbuki bilmiyorlar. Adı dahi mücevher-i mahremimdir, ahd ile saklıyorum. Sen deSorma! O bizim için bir efsane artık. İnanılması güç olan bir olaylar silsilesinin başkahramanı kadar ırak.Biz ikimiz Leyla! Asıl aşık olan biziz. Koynumda taşıdığım şu defteri görüyor musun? Kendimi kaybettiğimzamanlar da hep seni buldum ve kaydettim satırlarıma.Bir yanım İstanbul’sa diğer yanım sensin Leyla, Gözlerinde hisarlar var, saçlarında yakamozlar.Vazgeçtim bu asrın yasemen kokulu, hüsnü Yusuf yüzlü mecnunundan. Vazgeçtim ki sen de unutasın. Eğeryeniden bülbül gibi şakıyorsam, senin gül yüzünün hatırınadır şüphesiz!Kaldır yüzünü ve bana bak! İman sahipleri bu denli ah etmez. Mecnun bedenini alıp gider de, ruhu ruhumuzdabir parça kalır. Sanma ki bizi duymaz, yüreği sağır? Yaradan isterse, ona uykularını gündüz eylemez.İnzivaya çekildiğim günlerde berzahı düşündüm. Ve bir nefeste fısıldadım onun adını; Ey gidenim!Takvimden düşen her yaprak, ikimizi de ölüme yaklaştırırken, bizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Ne garip!Aynı kaçınılmaz sona, ayrı ayrı ilerliyoruz.Nihayetinde biz de imtihan ehli değil miyiz? Bâki olan varken fani uğruna ne gamdır bu böyle. Selamet iledoğrulma vaktidir. Şimdi asude bir gün dönümü yaşıyor gönül. Bembeyaz bulutlara doğru uçmak isteyenbir kuş misali.Ufka sevdalıyız biz, mehtap bahane. Rabbe aşığız biz, kulu vesile. Geçen bahar Yusuf suresini hatmetmiştik.Şimdi sıra sure-i Muhammed’ de. Tükenmek bilmez kutsal sevdaların sonsuz efendisi. Biz aşkı, Hz. Haticevalidemizin onun değerli varlığına olan sonsuz aşk ve şefkatinden, Hz Aişe annemizin gül yüzlü efendimizekördüğüm gibi bağlılığından öğrendik. Bu yüzdendir sahte sevgilere tamah edemeyişimiz. Karanlığa teslimolan aydınlık, yalnızca geceye kavuşan gündüz olmalı. Ben kalem ehliyim, Leyla sırr-ı elhan. Diyar diyar bizive mecnunu anlatmamız gerek. Gözlere gafl et dolmadan, sözlere gam bulaşmadan, gönüllere kilit vurulmadanönce. Bâki ye gider gibi hazırlan! Sen sevmelere sûkut et, ben yazarım hasbihalimizin hikâyesini. …

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

TASAVVUF EDEBİYATIMIZ / Bilal Kemikli
SEVGİ ve AŞK / Selami Yalçın
AY VAKTİ’NDEN BEKLENEN… / Ay Vakti
SANATÇI RUHU / Semra Saraç
PLATON’DAN PLOTIN’E SANAT I / Necmettin Evci
Tümünü Göster