SAKLI MEKTUPLAR LXXXII

173
Görüntüleme

Şirâze’den Şirâze’ye saklı mektuplar
82.                 
batı’dan başlayıp doğu’ya,
görmediklerini ‘yok’ sayanlar için
resmini çiziyorum sefâletin
ne garip,
Kuzeyin Venediği’nde bir canot’tan bakarken karşılaşıyorum yaşayacağım evle
dokunurken tuğlalarına ortaçağ’ın, odalarını dekore ediyorum
Reie manzaramı tarihle yoğurup anlamlı cümleler kuracağım hayâliyle
bir tebessüm konduruyorum üçgen çatısına
kendime bakıyorum sonra, uçuşan renkli elbiseler giydirip
ne garip,
            yine hayâllerimden sıkılıp bedenimi Walbrug Köprüsü’nden bırakıyorum
            sen ben’i tutmaya gelmiyorsun,
ben son nefesimi geleceğin gün için saklamakta inat ediyorum
soğuk suyun akıntısına kapıldığımda
kendimi Kuzey Denizi’nin kucağına atılmış buluyorum
ne garip,
sen varmışsın gibi davranıyorum
                                                                       kızıl saçlı Galina’dan alıyorum haberlerini.
Calea Basarabiei üzerinde sabahları evden çıkıp
otobüs durağında beklediğini,
her akşam köşedeki büfeden ekmek alırken
yüzünde tek bir tebessüm belirmediğini
ve rutin bir yaşam üzerinde kendini yatağına bıraktığında
artık hiçbir sabaha uyanmak istemediğini…
sen bildiğimi bilmesen de biliyorum.
Ştefan Cel Mare’ye kızdığım oldu kazandığı savaşlar için
ve tüm harplerde bir imzayla
ağaçtan elma toplar gibi toprak alanlara
dilim döndüğünce söylendim.
kaderi bilirim, teslimiyeti de… “her şeyin vardır bir sebebi” der boyun eğerim
hüznüme hüzün ekler, sevdiğim tüm isimleri dualarıma eklerim.
her şeyin üstüne
rengim solar, canlılığı kaçar günlerimin
ve hiçbir şey yapamadan, acılarımı toplar gün gelir ben de çeker giderim
kimse farketmez Şirâze hayâlini yanıma katıp zeminle bütünleştiğimi, bilirim.
toprak ve insan,
umarsızca alınan ve satılan.
bizim de Şirâze,
güzel günlerimiz olsun isterdim.
kuzey’den başlayıp güney’e,
görmediklerini ‘yok’ sayanlar için
resmini çiziyorum silinişin
nereye gidersen git sesi aynı zulmün,
hep yüksek perdeden ve korkunç
rengi aynı hüznün
duruşu aynı tebessümün.
yeşil nasıl yeşilse, kan hep kırmızı
kadın hep kadın, çocuk hep çocuk…
           dilini bilmediğin insanların yaşadıklarını okuduğunda yüz çizgilerinde
                                    aynı acıyı verdiğini görürsün
ölümün.
                                   karşılaştığında tanırsın öksüzü gözlerinden
                                   o derin kırıkları sana kadar ulaşır da
                                               kırılırsın Şirâze’m kırk yerinden
                                   bir daha ısıtamaz seni güneşin
ey! gönlümden uğurlayamadığım,
tarafım, iç savaşım.
ne kadar yalnızsam o kadar artıyor sana bağımlılığım
  

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

TASAVVUF EDEBİYATIMIZ / Bilal Kemikli
SEVGİ ve AŞK / Selami Yalçın
AY VAKTİ’NDEN BEKLENEN… / Ay Vakti
SANATÇI RUHU / Semra Saraç
PLATON’DAN PLOTIN’E SANAT I / Necmettin Evci
Tümünü Göster