Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -79

batı’dan başlayıp doğu’ya
görmediklerini yok sayanlar için
resmini çiziyorum sefâletin

ne garip
Kuzeyin Venediği’nde bir canot’tan bakarken karşılaşıyorum yaşayacağım evle
dokunurken tuğlalarına ortaçağ’ın, odalarını dekore ediyorum
Reie manzaramı tarihle yoğurup anlamlı cümleler kuracağımın hayâliyle
bir tebessüm konduruyorum üçgen çatısına
kendime bakıyorum sonra, uçuşan renkli elbiseler giydirip

           ne garip
            yine hayâllerimden sıkılıp bedenimi Walbrug Köprüsü’nden bırakıyorum
            sen ben’i tutmaya gelmiyorsun
           ben son nefesimi geleceğin gün için saklamakta inat ediyorum
           soğuk suyun akıntısına kapıldığımda
           kendimi Kuzey Denizi’nin kucağına atılmış buluyorum

ne garip
sen varmışsın gibi davranıyorum

kızıl saçlı Galina’dan alıyorum haberlerini
Calea Basarabiei üzerinde sabahları evden çıkıp
otobüs durağında beklediğini
her akşam köşedeki büfeden ekmek alırken
yüzünde tek bir tebessüm belirmediğini
ve rutin bir yaşam üzerinde kendini yatağına bıraktığında
artık hiçbir sabaha uyanmak istemediğini
sen bildiğimi bilmesen de biliyorum

Ştefan Cel Mare’ye kızdığım oldu kazandığı savaşlar için
ve tüm harplerde bir imzayla
ağaçtan elma toplar gibi toprak alanlara
dilim döndüğünce söylendim
kaderi bilirim, teslimiyeti de…

“her şeyin vardır bir sebebi” der boyun eğerim
hüznüme hüzün, sevdiğim tüm isimleri dualarıma eklerim
her şeyin üstüne
rengim solar, canlılığı kaçar günlerimin
ve hiçbir şey yapamadan, acılarımı toplar, gün gelir ben de giderim
kimse farketmez Şirâze, hayâlini yanıma katıp zeminle bütünleştiğimi, bilirim

toprak ve insan
umarsızca alınan ve satılan

yine de Şirâze
güzel günlerimiz olsun isterdim

kuzey’den başlayıp güney’e
görmediklerini yok sayanlar için
resmini çiziyorum silinişin

nereye gidersen git sesi aynı zulmün
hep yüksek perdeden ve korkunç
rengi aynı hüznün
duruşu aynı tebessümün
yeşil nasıl yeşilse, kan hep kırmızı
kadın hep kadın, çocuk hep çocuk
dilini bilmediğin insanların yaşadıklarını okuduğunda yüz çizgilerinde
aynı acıyı verdiğini görürsün ölümün
                                   karşılaştığında tanırsın öksüzü gözlerinden
                                   o derin kırıkları sana kadar ulaşır da
                                   kırılırsın Şirâze’m kırk yerinden
                                   bir daha ısıtamaz seni güneşin

ey! gönlümden uğurlayamadığım
tarafım, iç savaşım
ne kadar yalnızsam o kadar artıyor sana bağımlılığım

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

147. SAYI / KASIM – ARALIK 2013 / Ay Vakti
Tasavvuf Edebiyatımız / Bilal Kemikli
Sevgi ve Aşk / Selami Yalçın
Ay Vakti’nden Beklenen… / Ay Vakti
Sanatçı Ruhu / Semra Saraç
Tümünü Göster