AHLAKLI BİR İSYANKAR

173
Görüntüleme

Nurettin Topçu değeri tam olarak anlaşılmamış, üzerinde yeterince durulmamış aydınlarımızın başında gelmektedir. O, toplum ve ahlak üzerine söyledikleri ve yazdıklarıyla hem değerli bir sosyolog hem de önemli bir mütefekkirdir. Sözlerinden hikmet ve derinlik fışkıran bir bilge, inandıklarını yaşayan bir temsil insanıdır. Bu özelliklerinden dolayı da filozofların üstünde bir konuma ve değere sahiptir. O, bazı kavramlara kendinden ruh üflemiş gibidir. Ahlak, isyan ve hareket bunların başlıcalarıdır. Topçu, Ahlakını eskimeyen kaynaktan almış, isyanını kurulu ve yeniliğe kapalı düzene yöneltmiş, hareketini çıkardığı dergi çevresinde müspete, ileriye dönük bir ufka, atılımcı bir ruha bağlamıştır:
‘’Biz, hem uysallığa, hem de anarşizme karşıyız. Her türlü sosyalizme, yani toplum gerçeğinin her şey olduğu anlayışına karşı olduğumuz kadar, bencil ve katı ferdiyetçiliğin de karşısındayız. Ferdin, sadece bütün iradeleri aynı şekilde belirleyen bir irade karşısındaki uysallığını kabul ediyoruz. Bize göre selamet, tarih ve insanlıkla birlikte, tarihin ve insanlığın var oluş sebeplerini içinde bulacakları bir ‘mutlak’a bağlamaktan ibarettir. Aklı başında bir insanlık, kendini asla gayesi ve gerçekleştireceği mukadderatı olmayan bir varlık olarak düşünmeyecektir. Kendi gayesini bilecek noktaya erişmese bile o, sanki bu gayeye arka arkaya gelen nesillerin sonsuzluğunda ulaşılacakmış gibi hareket edecektir.’’
İsyan, çağrışım yönüyle tehlikeli bir kelime gibi durmasına karşılık Topçu’da harekete geçiren, tutuşturan, gayret ve çalışmaya sevk eden bir kıvılcımdır: ‘İsyan, gerek fertte, gerek onun ihtirasında kâinatın ve kendisinin hiçliğini ortaya koyan küçümsemedir; isyan, aşk içinde sonsuza atılarak bedenini ve ruhunu hiçe sayarcasına ıstıraba adanan harekettir.’’ Bu, aklı başında bir başkaldırı olmakla birlikte itaati de içinde barındırır: ‘İsyan, kurtarıcı mutlak’ın eşiğinde bile, insanı elleri havada mutlak’ın hareketini diler vaziyette tutan duadır; isyan, bu uzanmış ellerde sembolleşen, Allah’ı kendisine katılmaya çağıran, ferdin tek başına asla cesaret edemediği kurtarıcı hükmü O’na verdiren uysallık iradesidir.’
Dedikten sonra isyanın işlevini de şöyle dile getirir:
‘Bu, kendi koridorlarında kaybolmuş, ruhlarını karanlık dehlizlerde dolaştıran insanlar için bir kurtuluş, bir kurtarıcıdır. İsyan ışıktır; ruhtan ruha, mürşidden müride, babadan oğula sürüp gider. Mürid ve oğul için nasıl ışık ve destek olursa mürşid ve baba için de aynı şekilde ışık ve destek olur; hatta böylece mürşidi de babayı da kurtuluşa götürür; bu anlamda rehber, kendi rehberine rehber olur.’
İnsanlar kadar toplumların da bu diriltici iksire ihtiyacı su götürmez gerçektir:
‘İnsanların istidatlarını, potansiyelini ortaya çıkaran isyan, toplumların inkişafı için de bir dinamo vazifesi görür. İnsan ve aynı zamanda insanlık ancak şuurlu bir şekilde isyan ederek ilerleyeceklerdir. Ve ilerleme, fertte ancak bir isyanın ürünüyse mümkündür. Onu hazırlayan, hatta zorunlu kılan değişim olmadan gerçek inkılâp olmaz. Gerçek isyan değişimdedir.’
İsyan Ahlakı adlı eserinde değişimin önemli bir yanını oluşturan hareket kavramına değinir ve onun yapıcı rolü üzerinde sıklıkla durur: ‘Hareketin gayesi, her canlı türünü, kendi mükemmeline ulaştırmaktır. İnsanın da hareketi ancak, kendini mükemmelleştirmeye adanmıştır.’ dedikten sonra onun isyana dönüşebilmesi için gereken öncülleri de şöyle ifade eder: ‘Bir hareket, ancak kendi içerisinde baş kaldırdığı bir nizama karşılık, yeni ve zorunlu olarak daha üstün bir nizamın ihtiraslı iradesini taşıyorsa isyan adını alabilir.’
Hareket çile potasında yoğrulur. Ülküler, gözyaşlarından ilham alır. İdealler alın teriyle beslenir. Kuvvet olarak iman, ivme olarak fedakarlık içeren hareket, toplum için bereket kaynağı olabilir. Bir de bu yüce bir davanın olmazsa olmazı vardır. Bunu da kendisinden dinleyelim: ‘Istırap hakikatin habercisidir. Bir şeyin ıstırabını çekmeyen, onu ne tanır ne de sever.’

Ne demişler yıkmak kolay, yakmak kolay: yapmak zordur. Nurettin Topçu’nun isyanı varoşlarda evleri yıkılan kalabalıkların isyanı gibi pespaye değildir. Bataklıkları neden kurutmuyoruz, ülkemizi, semtimizi niçin imar etmiyoruz, neden yükselmiyoruz, niçin ilerlemiyoruz terennümlü kutlu bir isyandır. Ellerini kollarını tutan, ağzını kapatmaya çalışan, hak karşısında sessizliğe çağıran hâle isyandır. Tembelliğe, gevşekliğe, yılgınlığa, ölgünlüğe, ümitsizliğe, acziyete isyandır. Sefalete, rezalete, adavete isyandır. Taklide, özentiye, özden uzaklaşmaya isyandır. Başını kuma saklayanlara, gözü bağlanmış korkulara, yasaklara, baskılara… O, Köroğlu, Şeyh Bedrettin, Patrona Halil gibi tahribatçı bir asi değildir; Sokrates, Gandi, Gazali gibi yeni bir inşanın, yeni bir insanın mümessilidir.
Nurettin Topçu, Geleceğin Türkiye’sini kuracak ruh mimarlarında bazı özellikler görmek istiyordu. Bu özellikleri taşıyan nesillerin güçlü, denge unsuru, yapıcı ve üretici bir ülke tesis edeceklerine inanıyordu. Şu sözlerine kulak verelim: ‘Yarınki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lakin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır. Bu ruh amelesinin ilk ve esaslı işi, insan yetiştirmektir. Hünerleri hep fedakârlık olan bu hizmet ehli gençler, hizmetlerinin mükâfatını da hizmet ettikleri insanlardan beklemeyecekler, sonsuzluğa sundukları eserin sesinin akislerini yine sonsuzluktan dinleyeceklerdir.’
Bu yeni insan tipi örneğini dünden bugüne değin milletin hayatında derin izler bırakan için ve dışın fatihlerinden alacaktır. Şanlı bir mazinin bu kahramanları kimlerdir ve geleceğin fikir işçilerine düşen nedir? Son bir defa daha sözü ahlaklı isyankâra bırakalım: ‘Yarınki Türkiye’nin kurucuları, millet ve cemaat uğrunda fedakârlıkları kabullenenlerin artık bulunmadığı cemiyetimizde, muhtelif simada insanları şahıslarında birleştireceklerdir. Onlarda Yunus, Yavuz’la birleşecek Sinan Akif’e uzanacak Ebu Hanife Hüseyin Avni’yi tebrik edecektir. Ve onların eseri olan yarınki Türkiye, şu temellerin üstünde kurulacak: Anadolu’nun toprağından kaynayan bir kan, cemaat için harcanan emek, bin yıllık bir tarih, otoriteli bir devlet ve edebi olduğuna inanmış bir ruh…’
Yer altı zenginliklerimizi fark etmeye başladığımız şu günlerde (‘sıra serviler altında yatan’lar dahil) yerüstü zenginliklerimizi de tanımaya, anlamaya ihtiyacımız var. Onlarla tanıştığımızda asıl zenginliklerin madenlerden değil kalifiye insanlara sahip olmaktan geçtiğini daha iyi anlayacağız.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

GEZİ PARKI VE HATIRLATTIKLARI / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR LXXVIII / Şiraze
EDEBİYATÇI OLMANIN SORUMLULUĞU / A.Vahap Dağkılıç
ŞİİRİN ÖNCÜLÜĞÜNDE BİŞKEK’TEYİZ / Şeref Akbaba
DÜŞÜNEN GÖLGE / Semra Saraç
Tümünü Göster