GÜL İLE BÜLBÜL

161
Görüntüleme

Katil bir mancınık hazırlandı talihsiz beldeye. Kutlu bir ağırlığın düşeceği menzil hesaplandı. Tam o noktaya tüm diyârın som odunlarından müteşekkil, katil bir ateş yakıldı. Karga tulumba getirdiler Halil’i. -Bu tabir, hâşâ ona değil ama getirenlere pek yakışır.- Mahşeri kalabalığın tam orta yerinde lanetler okuyup yüzden düşüreceklerini zannettiler. Heyhat! Zalimin zannı karşısında, çok şükür mazlumun âhı efdâl geldi.
Allah’ın Dostu’ndan nasipsiz kalan cellâdın işi bu defa çok kolaydı. Baltasının ineceği yerde yutkunan bir boğaz yerine talihine ağlayan bir sicim vardı. Gerçi yazar böyle düşünüyor ama belki de kelle uçurmaya susamış cellât için tam aksinin olması daha heyecan vericidir.
İsmini anmaya lüzum yok. Onun, imanla hem dem olmuş çehrelerde acı bir tat bırakacak adını anıp da tamamıyla aşk üzerine kurulmuş bu hikâyeyi bulandırmak istemem. İşte o abus çehreli katilin vermiş olduğu işaretle hain bir balta indi mancınığın ipine. İbrahim, üç dakika sürecek bir uçuştan sonra düşeceği alevleri gördü bir ara. Hiç de düşman gibi durmuyordu. Derken hazretin yanı başında onunla birlikte ateşe doğru kanat çırpan avuç içi büyüklüğünde bir kuş belirdi. İbrahim, tedirgin bir tebessüm savurduktan sonra sordu:
¬−A zavallı, ben böylece kor bir diyâra yürürken ne yapmaya çalışıyorsun?
O vakte kadar şahit olun(a)madık, Allah vergisi bir tınıyla konuşan zavallı kuşcağızın cevabı İbrahim’i büyüledi.
−Sana yardıma geldim ey elçi!
Hazret, içinden “Bu nazenin sesi duymak için uçmak mı gerekiyormuş?” diye geçirdi. Bir kez daha hamdetti.
−Şu küçücük cüsse ve minicik kanatlarla bana nasıl yardım edebilirsin ki?
Bu soruyla beraber kuşun gözlerinden, çiseleyen yağmur damlası büyüklüğünde bir gözyaşı, kendini aşağı bıraktı.
−Sahi edemez miyim? Yok mudur bir yolu? Küçük olduğuma bakma yâ İbrahim. Ayaklarımdan tutun, tutun ki mutluluktan gayrı bir şeyin olmadığı bizim diyârlara götüreyim seni. Bunu da yapamam diyorsan ne olur izin ver, izin ver ki senin nâmına ben gireyim ateşe. O zaman da mı olmaz yâ İbrahim?..
−…
Zavallı kuşcağız hazretin gözlerinde, bir şey yapabileceğine dair umut ışığı göremeyince tüm sözleri sükûta çeviren şu cevabı verdi:
¬−O halde izin ver bana ey Dost, seninle uçayım da kimin yanında olduğum belli olsun!
Bu zavallı kuşcağız, ateşe İbrahim’le birlikte girdi. Allah, Halil’i için çiçek bahçesi kıldığı ateşi, dostunun dostu için Gülistan’a çevirdi. Dostumun dostu, dostumdur düstûru.
O günden sonra bu delişmen kuşa Bülbül dediler. Ve dahi Gül ile Bülbül’ün hikâyesi ateş üzerinde başladı. Gül’ün hası, o günü unutmamak, Bülbül’e ve onun nezdinde nisyanla malul biz insanoğluna da unutturmamak için her daim ateş renginde açtı.
Semâya üç dua yükseldi yerden. Biri Halil’e, biri Bülbül’e, diğeri de Gül’e aitti. Onlar göremedi ama yedinci kat göğe çıkınca bu üç dua birleşti. Birlikte uzunca bir yolculuk yaptıktan sonra kabul olunup tekrar geldiler. İbrahim neslinden, ismi ebediyen anılacak kutlu bir Haberci teşrif etti dünyaya. O’nu ‘Gül’ diye andılar; zira Halil’in düştüğü bahçe kadar güzel kokuyordu. Ve nihayet O’na armağan edilmiş binlerce naat, Bülbül yüreklilerin dillerinde soluklandı.
Abus çehreli o adama ne mi oldu?
Böylesine rayihalı, tınılı ve dost bir meclisin kurulmasına sebep olduğu için akli dengesini kaybetti. Bir rezil olarak da kayıtlara geçti.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

GEZİ PARKI VE HATIRLATTIKLARI / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR LXXVIII / Şiraze
EDEBİYATÇI OLMANIN SORUMLULUĞU / A.Vahap Dağkılıç
ŞİİRİN ÖNCÜLÜĞÜNDE BİŞKEK’TEYİZ / Şeref Akbaba
DÜŞÜNEN GÖLGE / Semra Saraç
Tümünü Göster