RAMAZAN SOFRASI

133
Görüntüleme

Ramazan bir ömür provası. Sayılı günlerin; açlık, susuzluk ve tefekkürle geçmesi makbul bir hayat minyatürü. Adeta yeniden keşfe dalar insan kendini. Arzularını, acılarını, sevinçlerin. Özet mahiyetinde yeniden tecrübe eder. İnsana, hayatın sayılı ve değerli olduğunu, öyle sandığı gibi önünde sonsuzluğun uzanmadığını idrak ettirir.
Her zorluğun bağrında kolaylığın, her kolaylığın bağrında ise zorluğun bulunduğunu yeniden müşahade ederiz. Gün boyu beşeri ihtiyaçlardan uzak kalmakla, esasen hayatın hoyratça harcanmaması gerektiğini bize bildirir ramazan. Yaşamak gibi kıymetli hazineyi parlatırız ılık nefeslerimizle. O yüzden olsa gerek, oruçlunun nefesi Allah katında ‘miskten daha güzel kokar.’
Bedenden ruha, ruhtan bedene bir kapı aralanır bu ayda. Ruh ve beden. Sonunda yer ve göğün izdivacı hasıl olur. Ruh gök ise, beden de topraktır. İkisinin izdivacından hasıl olan manevi iklim, bütün bir evreni süsler, onu şeb-i arusa ulaştırır. Göğün yeryüzü ile buluşmasının zirvesi Kadir Gecesidir ki ‘bu gecede melekler ve ruh yeryüzüne misafir olurlar.’ Gök ve yerin izdivacı, tam da bu gecede nihayete erer.
İnsanlık tarihinin alnındaki kara lekelere karşı ilahi rahmetin feyzi, manifestosunu söyler bu ayda. Şafak vaktine kadar öbek öbek inen melekler yeryüzünde esenliği, kardeşliği, zulme karşı kenetlenmeyi perçinletip yeniden masivaya yükselirler. Her biri ayrı bir dileği dağarcığında taşır melekûtun. Hepsi de muhtaç olduğumuz yoksunlukların birer özetidir. Yeryüzüne serpiştirilen nur huzmelerini kucak kucak toplayıp gönüllerimizde biriktirmek için seçilen bu gecenin mahiyeti bizce hala meçhul. Böyle olmasında da gizem, derinlik ve zenginlik yatar. Gaybın, iman rükünlerinden biri olması sakın bu olmasın? Bilinen, gözümüzde aşinadır, biraz da aleladedir. Onun içindir ki gayb, merak ve cazibeyi üzerinde toplar. Onu aramak, bulmak değilse bile tanımak isteriz. Böylelikle bir arayış başlar. Seyr ü sülük, hayatın dahi kısa geleceği uzun bir maratondur. Salik, kendinden geçercesine keşfe dalar. Belki bir umut, vuslata ulaşacaktır.
İnsanı ayakta tutan, küçük de olsa umutları değil midir? Umut ve endişe arasında yılmaz bir çaba, bizi dimdik ayakta tutacak esbab-ı mucibindendir. Oruçlu iken bir umut iftara yetişme sevinci, başka hiçbir şeyle ölçülemeyecek derecede kıymete haiz ulvi bir andır. Kavuşma, temsili sahneyi çağrıştırır. İnsanın, Allah’a yakınlaşmasının sembolik bir önemi vardır bu sahnede. Ya bayram sabahlarının o ilk dakikalarındaki tarif edilemez heyecanına ne demeli? Bir ahret provası daha yaşanır o vakitlerde.
Ramazan ömrün provası demiştik ya, ömrün son demleri, bayram sabahlarının bize verdiği vuslat heyecanı ile geçtiği malum. Kurban bayramlarında koçu değil de nasıl ki hırslarımızı, korkularımızı kurban ettiysek ramazan boyunca da nefs-i emarenin kaprislerine ‘dur’ diyerek sonu gelmez hırslarımızı boğazladık, kurban ettik. Bayrama, yani kavuşma gününe bütün engelli koşudan sonra yetiştik.
Bayram o bayram ola diye.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

GEZİ PARKI VE HATIRLATTIKLARI / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR LXXVIII / Şiraze
EDEBİYATÇI OLMANIN SORUMLULUĞU / A.Vahap Dağkılıç
ŞİİRİN ÖNCÜLÜĞÜNDE BİŞKEK’TEYİZ / Şeref Akbaba
DÜŞÜNEN GÖLGE / Semra Saraç
Tümünü Göster