ÜSTAD

221
Görüntüleme

“Mukaddes Emanet”
Şehrin duvarlarına astığımız ilk afişti.
Liseli bir gencin algı dünyasında şimşekler çakmış, ruh ikliminde fırtınalar kopmuştu.
Şehrimizde Üstad’ın yazdığı piyes oynanacaktı.
Üniversiteli, gönül eri abilerle, fecr-i kazip’e kadar duvarları afişlemeye devam etmiştik.
Ertesi gece afişlerin üzerine farklı bir grup afişler yapıştırmış, ideolojik körlük neyi karaladıklarını bile düşünmelerine fırsat vermemişti.
Bir şiirinde öyle diyordu.
“Çöplüğe attılar da mukaddes emaneti
Hak bellettiler hakka en büyük ihaneti”

Bir sonraki gece kapatılan afişlerin üzerine yine “Mukaddes Emanet ”afişleri yapıştırılmıştı.
Mukaddes emanet ve dönmez davacısı.
Üstad ve eseri sadece şehrin duvarlarını değil, iç dünyamızı da aydınlatmıştı.
Birçok şiirini “Çile ”den değil, duvarlardan okuyarak ezberlemiştik.

“Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
Ey kahpe rüzgâr artık ne yandan esersen es”
……….
“İşte bütün mesele, her meselenin başı
Ben bir genç arıyorum, gençlikte köprübaşı”
…….
“Bekleyin görecektir duranlar yürüyeni
Sabredin gelecektir, solmaz pörsümez yeni”
……..
“Yarın elbet bizim, elbet bizimdir
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir”
……
“Sakarya Türküsü” her birimizin ezberinde ve “Zindandan Mehmed’e Mektup” salon toplantılarında, heyecanın, coşkunun, aksiyonun olduğu her yerdeydi. “Canım İstanbul”, “Çile” şiir olarak yeterdi bile…
Almanya’da işçi olarak çalışan babama, Sakarya Türküsü ’nü kasete okuyarak göndermiştim.
Oturduğumuz ahşap evin avlu duvarlarına da onun şiirlerini yazmıştım.
Peygamberimizi, tarihimizi, şuuru, aksiyonu, şiiri, davayı, kavgayı öğrenmemizde öncülerdendi.
Üstad.
Rahmetli Menderes’in, daha ne istiyorsunuz, ezanın aslına uygun okunması, bu hürriyetler yetmiyor mu? Nedir bu feveran mealindeki sözlerine karşı: ” Siz kavanozdaki balı bize dışardan yalatıyorsunuz, biz içindeki balı istiyoruz” diyerek çok şey anlatmıştı bizlere.
“Ham softa, kaba yobaz” “ Saf Anadolu çocuğu” nitelemeleriyle uyanın mesajları veriyordu.
Batılılaşmaya karşı mücadele etti.
İnandığı değerler uğruna hapis yattı.
Kalemi ve kelamı çok güçlüydü ve Türkçenin Ustalarındandı.
Sultanu’ş-Şuaraydı.
Büyük Doğu önce cemiyet, sonra mektep oldu.
Okundu, okunuyor.
Yasaklanan Büyük Doğu tıpkıbasımla her eve girebiliyor.
“Serseri kuşların ağzından düşen tanelerden dağ başlarında başaklar boy verir ” dediği ve tevazuuyla işaret ettiği gençlik, bu gün köprübaşı.
Eksikler var, kırılmalar var, solmalar var, kaybolmalar var…
Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera… Yedi İklim ve bu çizgide dergilerimiz.
Yürüyüş devam ediyor.
Ve Rahmetli Üstad haykırıyor.
“Gitti suyollarını kıvrım kıvrım bilenler
Bir ot yığını kaldı kökünden beslenenler.”

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ÇÖZÜM / Ay Vakti
YANKI / Mustafa Özçelik
SANAT GİBİ FELSEFE, FELSEFE GİBİ SANAT / Necmettin Evci
YUSUF’UN DÜŞLERİ / Mehmet Ragıp Karcı
İLKYAZ GÜLÜŞÜ / Recep Garip
Tümünü Göster