NECİP FAZIL VE PEYGAMBER AŞKI

613
Görüntüleme

-Kâinatın Efendisi’nin 1442. Doğum Yıldönümü Münasebetiyle-
Çileli, fırtınalı bir ömür yaşadıktan sonra, arkasında 100 cildi aşan bir eser bütünüyle birlikte, unutulmaz izler bırakan Üstad Necip Fâzıl Kısakürek, aramızdan ayrılalı, fâni âlemi bırakıp gideli 30 yıl oldu. O, şimdi sonsuzluk âleminde.
1934 senesinde ve 30 yaşındayken, 20.asrın bu büyük dehâsının hayatında, destanî bir değişim ve dönüşüm gerçekleşir… “Mürşidim, kurtarıcım” dediği Seyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri ile tanışmıştır. “Genç Şair”, “Kaldırımlar Şairi” gibi sıfatlarla anılırken, bu tanışmanın ve yaşadığı değişimin, tuttuğu yeni yolun ve istikametin farkına varılır varılmaz, sanat ve edebiyat çevrelerinde, küçümseyici, hafife alıcı tavırlarla “Mistik Şair”, “Bay Mistik” gibi ifadelerle anılmaya başlanır… O, bunlara aldırış etmez. Yunus’un tabiriyle “Ballar balını” bulmuştur.
Nur Nesli’nden, büyük Allah dostu ile tanışmasını ve sonrasındaki köklü istikâmet değişikliğini, bir “noktalama”sında şöyle dile getirir:

“Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum…”

Bu, unutulmaz tanışma ve buluşmayı bir başka “noktalama”da da şöyle ifade eder:
“Bana, yakan gözlerle, bir kerecik baktınız;
Ruhuma, büyük temel çivisini çaktınız!”

“Yakan gözerle o bakış”, Necip Fâzıl’ı alt-üst etmiştir. Artık, ruhuna “temel çivisi” çakılmış ve “gökyüzünü” tanımıştır.
“Gökyüzü”, Allah’ın, zerre fedâ edil(e)mez nizâmı; “Allah Resûlü’nün Yolu”dur. Kemalist devrimlerle rafa kaldırılan “Kurtarıcı Dünya Görüşü”müzün, topyekün hayata nakşedilmesi dâvâsıdır.

Üstâd’ın, Kâinat’ın Efendisi Peygamberimize bağlılığı, sıradan bir sevgi değil, destanlık bir aşktır. O’nun gelişini ve getirdiği ölçüleri, tebliğ ettiği İslâm Dinini, “Çöle ve Bütün Zaman ve Mekâna İnen Nur” olarak nitelendirir… Bu isimle, şiirin, tefekkürün ve tahassüsün bütün imkânlarını kullanarak, sınırlarını zorlayarak, “Allah’ın Sevgilisi”ne çağdaş bir aşk destanı yazar adeta…
“O ki, o yüzden varız” der…
Bununla yetinmez. “Esselâm” isminde, bu sefer şiir diliyle bir başka aşk destanı daha yazar… “Mukaddes Hayattan 63 Levha”dır, bu.

*

1938’de yazdığı “Büyük Doğu Marşı”nda,

“Nur yolu izinden git KILAVUZ’un!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!” der…
Meşhur “Sakarya Türküsü” şiirinde de,

“Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!” mısraını hatırlayalım.

Onun bu mısraları yazdığı “Tek Parti Dönemi”nde, topluma nelerin dayatıldığını ve toplumun nasıl bir “kılavuz(!)’un” peşine düşmeye zorlandığını hatırlarsak, Üstad Necip Fâzıl’ın şanlı Büyük Doğu Mücadelesi’ni de, Kâinatın Efendisi’ne olan aşkını da daha iyi anlamış oluruz.
Necip Fâzıl, soylu bir isyanla meydan yerine çıkar ve “Asıl Kılavuz”u gösterir.Çıkardığı Büyük Doğu Mecmuası’nın kapağına, “Allah’a itaat etmeyene, itaat edilmez.” diye bir hadis meâli koyar. Kitleleri, O, Şanlı Kılavuz’un yoluna çağırır. “O’nun ümmetinden ol!” der. Bu şiirin yazılış tarihi 1949’dur.

“Beri gel, serseri yol!
O’nun ümmetinden ol!
Sel sel kümelerle dol!
O’nun Ümmetinden ol!
*
Sen, hiçliğe bakan yön!
Hep sıfır, arka ve ön!
Dosdoğru Kâbe’ye dön!
O’nun Ümmetinden ol!
*
Gel dünya, mundar kafes!
Gel, gırtlakta son nefes!
Gel, arşı arayan ses!
O’nun Ümmetinden ol!
*
Solmaz, solmaz; bu bir renk…
Ölmez, ölmez; bir ahenk…
İnsanlık; hevenk hevenk,
O’nun Ümmetinden ol!
*
Gökte çakıyor haber
Geber çelik put, geber!
Doğrul yeni seferber,
O’nun Ümmetinden ol!

Bu bir seferberliktir. Yeni seferberler yetişir. “İyinin, doğrunun, güzelin”, “solmaz renk ve pörsümez yeni”nin seferberliği…
“Son Peygamber”, kurtuluşunu arayan insanlığın “son sığınağı”dır. Kapitalizmin, komünizmin, faşizmin, liberal demokrasinin ve topyekün batıl ideolojilerin zulmü altında inleyen insanlık için “son sığınak” Allah Resûlü’nün kurtarıcı yoludur.
“Son Sığınak” isimli şiirinin şu mısralarını okuyalım:

“Batı, Batı der, çırpınırlar,
Batı, tükürük hokkasında.

Makine, dimdik demirden put,
İnsanoğlu ruh laçkasında.

……

Ey insan, sana son sığınak,
Son Peygamberin hırkasında.”

*

Üstad Necip Fazıl’ın yarım asırlık mücadele hayatı ve şiiri, hikayesi, romanı, tiyatro eserleri, senaryo romanları, edebî, tarihî, dinî incelemeleri, monografileri, dinî ve tasavvufî eserleri, diğer fikrî eserleri; çıkardığı mecmualar; hülasa olarak Büyük Doğu Külliyatı,

“Efendim, Kurtarıcım, Müjdecim, Peygamberim;
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim…” dediği ve aşkla bağlı olduğu Allah Resûlü’nün yoluna adanmıştır.
Üstadın hayatı, adanmış bir hayattır.
Sık sık, “Divânelere muhtacız!” derdi. Kendisi de, Allah ve Resûlü’nün divanelerinden biriydi…
“Vasiyet”inde şöyle der;

“Beni de, Allah ve Resûl aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divânesi olarak arada bir hatırlayınız!”

“Ver cüceye, onun olsun şairlik
Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.” demişti…

“Büyük Sanatkârlık”; Allah Resûlü’nün Yoluna aşkla bağlanmak, O yolun divânesi olmak, O’nun getirdiği kurtarıcı ölçüleri hayata hâkim kılmak dâvasından başka bir şey değildi…
Gerçekten de, gözünü diktiği “Büyük Sanatkârlık”, Allah ve Resûlü’ne olan aşkından dolayı, kendisine lütfedildi.
O, bu aşkla yaşadı ve bu aşkla öldü…

*

Bir “noktalama”sında,

“Oluş sırrı o nurdan heykelin eteğinde;
Ve ölümsüzlük balı, şeriat peteğinde!” der.

Allahü Teâlâ, Necip Fâzıl’ın yoluna, Sevgilisinin neslinden Abdülhâkîm Arvasî Hazretlerini çıkardı.
O’nun “yakan gözlerle bakışını” vesile kılarak, Necip Fazıl’a “ölümsüzlük balı” nı buldurdu…
Necip Fazıl da, bir ömür, şiirle, fikirle; tuttuğu istikâmetten tek derece sapmadan, kahramanca
duruşuyla, memleket gençliğine ve aydınlara bu “ölümsüzlük balını tattırmak için” çırpındı durdu…

*

Necip Fazıl demek, şiirin, çilenin, derin tefekkürün, dinde hassasiyetin mücessem timsali demektir bizce.
Üstad, bir tavır adamıdır. “Pazarlıksız müslüman” duruşunun remz şahsiyetidir, çağımızda.

Bir “noktalama”sında,

“Garip geldik, gideriz, rafa koy evi barkı!
Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı…” der.

“Çile” nin “şiirlerim ve şairliğim” başlıklı takdiminde, şiirine, hâliyle kendisine biçtiği memuriyeti şöyle dile getirir:

“Biz, şiiri iman için bilmişiz; ve bu mihrak bilgiyi, her bilginin geçtiği binbir yol ağzı biliyoruz. Efendimiz, Kurtarıcımız, Müjdecimiz, Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamber…
O ve şair… O, her şeyimiz, her şeyimiz, her şeyimiz; topyekün varlık nimetinin her şubesiyle beraber (Poetika)mızın, şiir telakkimizin de kaynağıdır…
Ve şair demek, Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamber’i, Kâinatın Efendisi’ni, Allah’ın Sevgilisi’ni sezmeye doğru hususî ve ileri bir istidat…”
“Üstün idrâk müessesesi olan şiir, ilk borç olarak, elinde kâinat sırlarının anahtarı, O’nun hilkat sırrının ve Kâinat Efendiliği makamının eşiğinde dize gelecektir.
Şiir, bu mukaddes eşiğin süpürgesi; şair de boynundaki süpürücülük borcuyle, insanoğlunun en yüksek rütbelilerinden birisi…
Ben, bu rütbelerin en yükseği içinde, O’nun ümmetlik liyakatinin en alçak ferdi olarak, O mukaddes eşiğin süpücüsüyüm. Kendimi böylece takdim ederim!”
*
“Çöle İnen Nur’un ‘Başlangıç’ yazısı, bir şaheserdir… 40 yıldır, Peygamberimiz hakkında yazılan eserleri, hususi bir alâka ile takip ettim.
O’na yazılmış şiirleri, na’tları okudum. Fakat, Üstad’ın eserindeki aşkı, vecdi, heyecanı, hassasiyeti ve bilhassa eserin “başlangıç” yazısındaki tahassüs derinliğini,
hiç bir kitapta bulamadım. Bu konuda yazılmış bir çok kitabı, ya ismindeki yavanlığa ve kuruluğa bakarak, ya kabalığa, edeb hatalarına,
itikadî bozukluklara bakarak, daha ilk ele alışta, okumaktan vazgeçmişimdir.
Çöle İnen Nur’a gelince… Tanıyışımın ve ilk okuyuşumun üzerinden geçen bu kırk yılda, her sefer yeni bir aşkla, kırk kereden fazla okuduğumu söylersem, mübalağa sayılmamalı…
*

Üstad, 1973 senesinde Hacca gitti.
Bu Hacc ziyaretinden, “Hacc’dan Çizgiler, Renkler ve Sesler” isimli bir eser doğdu. Bu eserin ilk sayfalarında Üstad’ın şöyle bir ifadesi var:

“Herkesin ayağıyla bastığı mukaddes topraklara, dudaklarımı topuklarıma yapıştırmış olarak giderken, kendimi anneye muhtaç bir çocuk kadar zaif hissediyordum…”

Böylesine bir hassasiyetin sahibi olan Üstad Necip Fâzıl, “Çöle İnen Nur”da olsun, “Esselâm”da olsun, “İman ve İslâm Atlası”nda ve diğer eserlerinde olsun, hep bu hassasiyeti gözetmiş ve Efendimizin getirdiği ölçülerin hayatın her alanına hakim kılınması için bir ömür cihad etmiştir.
Efendimizin doğumunun 1442. yılı münasebetiyle, Üstadımız Necip Fazıl’a vefâtının 30.yılında, Allah’tan rahmet ve aşkla bağlı olduğu Resûlullah Efendimizden de şefaat niyaz ediyorum.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ÇÖZÜM / Ay Vakti
YANKI / Mustafa Özçelik
SANAT GİBİ FELSEFE, FELSEFE GİBİ SANAT / Necmettin Evci
YUSUF’UN DÜŞLERİ / Mehmet Ragıp Karcı
İLKYAZ GÜLÜŞÜ / Recep Garip
Tümünü Göster