TAŞLARIN KONUŞTUĞU ŞEHİR: KUDÜS

95
Görüntüleme

“ve Kudüs şehri, gökte yapılıp yere indirilen şehir
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri…”
Sezai Karakoç
“Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir.”
İsra Suresi 1. Ayet
“Allah’tan başka İlah yoktur ve Hz. İbrahim de O’nun dostudur”
Kudüs’ün Şam kapısındaki kitabe yazısı
Kudüs, insanlık tarihiyle başlayan mübarek şehir. Kudüs, İslamiyet’in, Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın kutsal şehri. Kudüs, Müslümanların ilk kıblesi. Hz. İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Yusuf… Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. İsa ve son peygamber Hz. Muhammed Mustafa (sav) ve adını bildiğimiz, bilemediğimiz daha nice peygamberin gelip geçtiği mukaddes topraklar… Kudüs, dünyanın merkezi kabul edilen mukaddes, masum ve mahzun şehri… Her taşında insanlık tarihinden izler bulduğumuz tarihi Kudüs şehrini Mimar ve Mühendisler Grubu olarak 23-27 Ocak 2013 tarihlerinde ziyaret ettik.
Beş günlük ziyaretimiz boyunca Kudüs’ü ne kadar mahzun bir halde bıraktığımızın farkına vardık. 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın Filistin Cephesindeki yenilgiler sonucu şehrin zarar görmemesi için İngilizlere kan dökülmeden teslim edilen Kudüs, o günden beridir halen savaşın ve kavganın devam ettiği dünyanın en eski medeniyetlerini barındıran bir şehir.
Kudüs: Peygamberler şehri
Kudüs, bir Peygamberler şehri. Peygamberler, Allah’ın mübarek kıldığı bu topraklarda görev yapmışlar. Resul-i Ekrem, sadece üç mescid için yolculuk sıkıntısına katlanılabileceğini buyurmuş. Bunlardan ilki Mekke’de, Kabe’nin yer aldığı Mescid-i Haram, ikincisi Medine’deki Mescid-i Nebevî ve üçüncüsü Mescid-i Aksa. (Buhari) Efendimizin Miraç yolculuğundaki ilk durağı olması bakımından da Kudüs ve Mescid-i Aksa ayrıca büyük önem arz ediyor.
Kudüs, tarih boyunca birçok devletin yönetimi altına girmiş, yedi defa el değiştirmiş. M.Ö. 5000 yıllarında Arapların en eski kabileleri Yabusiler’den M.Ö. 1049’da Yahudilere, Farisilerden Yunanlılara, Bizanslılardan Müslümanların eline geçen şehir, birçok medeniyetin beşiği olmuş. Eriha’dan Yafa’ya ya da diğer şehirlere giderken yollarda eski medeniyetlerden kalan kalıntılar görüyorsunuz. Ancak Kudüs, hiçbir zaman 634 yılında Hz. Ömer’le birlikte fethedildiği dönemdeki İslam medeniyetinde yaşadığı huzuru ve sükunu bulamamış. Bugün Hz. Ömer’in (r.a.) bıraktığı izler hâlâ sımsıcak…
Hz. Ömer’in (r.a.) Kudüs Fermanı
Hz. Ömer (r.a.) Kudüs’e geldiğinde Yafa Kapısı’ndan içeri girer ve namaz kılar. Namaz kıldığı yere bir camii inşa edilir ve adına da Hz. Ömer Camii verilir. Harem-i Şerif’in dışında, 500 metre batıda yer alan Hz. Ömer Camii bize Hz. Ömer’le ilgili çok manidar bir olayı da hatırlatıyor. Ebu Ubeyde bin Cerrah komutasındaki İslâm orduları Kudüs’ü kuşatmış, şehrin düşeceğini anlayan Patrik bir şartla teslim olabileceklerini belirtmişti. Anlaşmayı bizzat İslam ordusunun emiriyle gerçekleştirmek istiyordu. Ebu Ubeyde, “Emir benim. Buyurun şartları görüşelim,” deyince patrik “Hayır ordu komutanına değil, şehri bizzat devlet başkanınıza teslim edebilirim,” diye ısrar ediyordu. Bunu haber alan Hz. Ömer, Medine’de yerine Hz. Ali’yi vekil tayin edip yola çıkmıştı.
İki yolcu… Sadece bir binekleri var. Bineğe sırayla biniyorlar. Kudüs’e doğru ilerliyorlar. Biri efendi, diğeri köle… Tepeye ulaşıyorlar. Hz. Ömer binekte, köle yürüyor. Efendi, nöbet sırasının bittiğini belirtmek için tekbir getiriyor. Tepe, hemen o gün, orada “Tekbir Dağı” adını alıyor ve hâlâ bu adla anılıyor. Binme sırası kölede… Köle itiraz ediyor: “Köle bineğin üzerinde, efendisi hayvanın yularını tutmuş vaziyette şehre girmek uygun olmaz. Bu da zaferimize gölge düşürür” diyor. Adalet timsali Hz. Ömer, “sıra seninse senindir” diyor. Hıristiyan halk, şehirlerini teslim almaya gelen devlet başkanını karşılamak üzere Şam Kapısında toplanıyor. Başlarında Patrik Sophronius… Halk, köleyi hayvanın üstünde görünce saygılarını sunmak üzere önünde secdeye kapanıyorlar. Köle, elindeki asa ile onlara dürtüyor ve: “Yazıklar olsun size…” diye haykırıyor; “Allah’tan başkasına secde edilmez.” Ve halka kendisinin köle, devlet başkanının yuları tutan kişi olduğunu söylüyor.
Patrik bir köşeye çekilip ağlamaya başlıyor. Hz. Ömer neden ağladığını soruyor. “Saltanatı kaybettiğim için mi ağladığımı zannediyorsun? Allah’a and olsun ki bunun için ağlamıyorum. Sırf sizin hakimiyetinizin sonsuza dek kesintisiz devam edeceğini anladığım için ağlıyorum. Zira zulmün hakimiyeti bir andır. Adaletin hakimiyeti ise kıyamete kadardır. Ben sizi fethedip geçen, sonra yıllar içinde kaybolup giden bir yönetim zannetmiştim,” diye cevap veriyor.
Kudüs bize hiç de uzak değil. Elimizi uzattığımızda dokunabilecek kadar yakın. Ancak ne yazık ki iç dünyamızdan o kadar uzaklaştırmışız ki bu mukaddes beldeyi. Bugün Kudüs mahzun, boynu bükük; kopuk ve bölünmüş hayatlar hüküm sürüyor burada. Daha geçtiğimiz hafta 2 Filistinli gencin şehit edildiği haberini almıştık. Burada hem Müslüman halk, hem de gayrimüslim halk İslam’ın adaletine hasret.
Hz. İbrahim’in şehri işgal altında
El Halil şehri Kudüs’ün güneyinde bulunan, bölgenin en hareketli şehri. Yahudi yerleşimciler tarafından kuşatılmış olan El Halil şehri, ismini de Hz. İbrahim’in türbesinin bulunduğu Halilurrahman Camii’nden alıyor. 1994 yılında İsrailli sapık bir doktor, Halilurrahman Camii’ne gelir, taramalı tüfeğiyle 28 Filistinliyi şehit eder ve orada linç edilir. Bunun üzerine bölgeye bir anda çok sayıda asker biriktiren İsrail, camiyi kontrol altına alır ve o gün bu gündür camide bulunan peygamber türbelerini de yılda 6 defa sadece özel gün ve gecelerde açar. Biz de Mevlit Kandili’nin hemen ertesi gününe bu şehre tevafuken geldiğimiz için peygamber kabirlerini ziyaret ettik. Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. İshak ve Hz. İbrahim (as)’ın ve eşlerinin kabirlerini tüm El Halil şehrindeki Filistinlilerle birlikte ziyaret ettik, dualar okuduk, camide yapılan sohbete katıldık. şehrin ileri gelen alimlerinden vaazlar, ilahiler dinledik. Bizi gören Filistinliler öyle seviniyorlar ki, gerçekten o insanların gözlerindeki o masumiyeti hissedebiliyorsunuz.
Osmanlı’nın Filistin’den çekilmek zorunda kalışından itibaren Filistin topraklarında zulüm hiç bitmemiş. Filistinliler 2010 Mavi Marmara Olayına kadar hiçbir devletten dünyada gündeme gelecek şekilde yardım ve destek alamamış. Mavi Marmara burada maddi ve manevi birçok kapının açılmasına vesile olmuş. Mavi Marmara sadece Gazze’nin Mısır kapısını temelli açmakla kalmadı, tüm dünyanın gözünü ve vicdanını da bu topraklara; buralarda işlenen katliamlara, bir milletin yok edilişine çevirdi. Buradaki insanlar içinse bitmiş olan umutları alevlendirdi, arkalarında bir devletin, hem de Osmanlı’dan yani zamanında kendilerine hamilik eden devletin varlığını hissettirdi.
Halilurrahman Camisi’nde namazımızı eda edip El-Halil şehrinin çarşılarını geziyoruz. Sergilediği malları satmaya çalışan yerel halkın durumu, Kudüs’ün de genel olarak sosyo ekonomik yapısını gösteriyor. Hiçbir ekonomik gücü kalmamış Filistinliler, buna rağmen mutlular, şen ve şakraklar. Samimiler, İslam’ı gerçekten yaşamaya gayret ediyorlar, yaşıyorlar da. Gözlemlediğimiz kadarıyla da bu açıdan diğer Arap ülkelerindeki halklar gibi değiller. Suriye ya da Mısır gibi değiller mesela, İslam’a karşı daha duyarlı ve bilinçliler.
Kudüs: Osmanlı Adaletine Muhtaç Şehir
2. gün Kudüs’te geziyoruz. Sultan Süleyman Caddesi eski Kudüs’ün simgelerinden biri. Her Kudüslünün hafızasında Selahaddin Eyyubi ismi büyük bir anlam ifade ediyor. 2 Ekim 1187’de Kudüs’ü alarak kentte 88 yıl süren işgale son veren Selahaddin Eyyubi, bölge etrafında fetihlerden sonra gösterdiği müsamaha, merhamet ve insanlıkla da tüm dünyaya örnek olmuş, kendisinden sonra gelecek nesillere de müthiş bir birikim bırakmıştı. Şimdilerde görünüş olarak yine Ortaçağı andıran bir şehir Kudüs. Şehirde renkli bina yapımına izin verilmemiş, taşlarla örülü, taş rengiyle yapılan evler göze çarpıyor hemen. Sadeliğin, doğallığın rengi bu evlerden kurulu şehri gördüğünüzde, elinizde cep telefonu ve kameralar, sokaklarda arabalar olmasa, sanki bir Zaman makinesiyle Selahattin Eyyubi’ devrine gittiğinizi sanabilirsiniz. Bu evler mahalle mahalle birbirinden ayrılmış durumda. Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar iç içe yaşıyorlar. Herkes kendi yerini biliyor gibi gözüküyor ama İsrail’in gün geçtikçe Filistinlilerin elinden mahalleleri nasıl aldığını tüm dünya biliyor.
İnsanları kendinden geçirebilecek kadar mistik bir atmosfere sahip kutsal şehir Kudüs’ten ve diğer şehirlerden geçerken en çok gözlemlediğimiz ayrıntılardan biri duvarlar. Burada bir tane duvar yok, birçok duvar var ve bu duvarlar, sanıldığı gibi sadece koruma amaçlı yapılmamış. Filistinlileri de birbirlerinden ayırmış, hatta ilk görevi bu olsa gerek. Bundan 13 sene önce Mescid’i Aksa’da Cuma namazında 300 bin Filistinli Cuma namazı kılabiliyorken, şimdilerde en fazla 20 bin Filistinli namaz kılabiliyor. Çünkü duvarlardan öte tarafa geçmek yasak! İsrail, kontrol noktaları ve duvarlarla Filistinlileri hem psikolojik olarak yıldırmaya çalışıyor, hem de kafasına göre hareket ederek izin verirken birçok Filistinliyi rencide ediyor, soyunmasını istiyor mesela. Araba geçişlerine zaten kapalı olan bu mahalleler, gerçekten içler acısı. Eğer aracınız yeşil ya da yeşilli beyazlı plaka ise -Filistinlilerin araçlarının plaka renkleri hep böyle- bir bölgeden diğer bir bölgeye geçişiniz imkansız. Düşünün ki Üsküdar ile Çengelköy arasında duvar var ve Çengelköy’deki akrabanızı ziyaret etmeniz imkansızlaşmış durumda… Mesafeler o kadar birbirine yakın ama aynı zamanda hem psikolojik olarak hem bir gerçek olarak bir o kadar da uzak. Mescid-i Aksa’ya 2 km uzakta oturuyorsunuz ama orada namaz kılamıyorsunuz, ne yaparsınız? Burada gerçekten müthiş bir imtihan ile karşı karşıya Filistinliler ve tüm amaçları El Halil şehrindeki Halilurrahman Camii’nin başına gelenlerin Mescid-i Aksa’ya gelmemesi… Bu uğurda yaşıyorlar, bunun için gayret ediyorlar. İsrail’in amacı da ortada, Mescid’i Aksa’yı yıkmak ve yerine Süleyman Tapınağı’nı inşa etmek…
Burada taşlar konuşuyor, şehrin bir daha harabeye dönmemesi için Kanuni tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Kudüs surlarındaki taşlar, her gün kaç Filistinlinin Mescid-i Aksa için canını verdiğine şahit oluyor.
Mescid-i Aksa ne demektir?
Kalabalıkların arasında Şam Kapısı’ndan giriyoruz. Bu kapıdan içeri girince gerçek Kudüs’e adım atmış oluyoruz. Dosdoğru ilerlediğimizde karşımıza Mescid-i Aksa çıkıyor. Ama Mescidi Aksa’nın kapısına varmamız içeri girmemiz anlamına gelmiyor. Burada İsrail polisinden onay almamız gerekiyor. İsrail kontrol noktalarında hem siyahi (dışarıdan, özellikle de Afrika’dan getirilen paralı askerler) hem normal İsrail askerleri nöbet tutuyor.
Burası Harem-i Şerif… İlk kıblemiz. Ayrıca, Kudüs’te yaşayan tüm Müslümanların buluşma yeri… Bir sığınak, bir özgürlük alanı, bir varlık göstergesi. Genç, ihtiyar, kadın, erkek, her yaştan Kudüslü burada toplanır. Kudüs’ün nabzı burada atıyor. Mescid-i Aksa ve hemen karşısında kubbesi som altından yapılan görkemli Kubbet-üs Sahra’nın çevrelediği Harem-i Şerif’in içindeyiz. İslam âleminin en kutsal mabetlerinden Mescid-i Aksa karşımızda duruyor… 6 Osmanlı padişahının sürekli yenileyerek ayakta tuttuğu bu yapının bu günkü kubbesi 1752’ de III. Osman döneminde yaptırılmış.
Mescid’i Aksa ile Aksa Mescidi arasındaki farka özellikle değinmemiz gerekiyor. Mescid-i Aksa dediğimiz alan, 144 dönüm bir mekan. Yani Mescid’i Aksa deyince akıllara hemen bir yapı gelmemeli, bir alan gelmeli. İnancımıza göre Peygamber Efendimiz bu alana geliyor miraç gecesi. Burada hangi alana geldiğine dair ise rivayetler var, çok da mühim bir mesele değil. Doğruluk payı olan şey, peygamberimizin bu alana gelmiş olması. Mescid’i Aksa’nın içinde irili ufaklı birçok mabet var. Kubbetu’s Sahra bunların en büyük ve en görkemlilerinden. Aksa Mescidi dediğimiz mescidi ise Hz. Ömer (r.a.) yaptırmış.
Seyyahların Piri, Evliya Çelebi’nin meşhur Seyahatnamesini okuduğumuzda Mescid-i Aksa’yla ilgili şu bilgilere ulaşıyoruz. “Mescid-i Aksa’ya 800 kişi hizmet etmektedir. Bu muazzam teşkilatı, Osmanlı devletinin servetini sağlamış. Dört mezhebin birer hatibi ve imamı vardır. Elli müezzini bulunur. Sair hizmet erbabını ona göre kıyas ediniz.” Evliya Çelebi’nin verdiği bu bilgilerde elbette aşırılık olabilir, zira rehberimiz Musa Bey de (Biçkioğlu) bu alana en fazla 80 ila 100 ilim halkasının sığabileceğini belirtiyor.
Mescidi Aksa’nın orijinal temelleri şimdiki caminin birkaç kat altında yer alıyor. Bu temelleri Mescid’i Aksa’nın Yahudilerin Ağlama Duvarı hizasında inceledik. Hz. Süleyman dört bin yıl önce buraya muhteşem bir mabed yaptırmış. Bu mabedin temelleri üzerinde Mescid-i Aksa yapılmış. Mescid’i Aksa’nın alt kısmındaki eski mescide de indik. Buraya eski Mescidi Aksa diyorlar. Zamanında temeller üzerinden yükselen yapıdayız. Burada binlerce yıl önce konulan temel taş kolonlar yavaş yavaş erimeye başlamış. Osmanlılar döneminde Taş kolonların yıkılmaması için etrafı beton direklerle çevrilmiş ama İsrail hükümeti Yahudiler için kutsal sayılan Süleyman Mabedi’nin temellerini bulmak için birçok defa tüneller kazmış, halen de kazmaya devam edildiğini söylüyor Mescid’i Aksa’nın Teknik İşlerinden Sorumlu Müdürü. Mescid-i Aksa’nın altına doğru açılan tüneller düşündürücü… Mescid’i Aksa’yı yalnız bırakışımızın da büyük fotoğrafta bir sonucu…
Kubbetü-s Sahra
Peygamber Efendimiz (s.av.)’in Miraca yükseldiği kayayı çevreleyen yapı Kubbetü-s Sahra, 7. yüzyılda Halife Abdülmelik tarafından yaptırılmış. Bugünkü görünümünü Kanuni döneminde almış. Kanuni bu kutsal mabedin dış yüzünü mermer ve çinilerle bezemiş. Mavi yeşil ve sarıyla karışık bu çiniler binaya bugünkü özelliğini veriyor. Yapıya ayrı bir güzellik kazandıran ve Kanuni tarafından yaptırılan mermer kaplamalar göz dolduruyor. Binanın üst kısmını saran bir kitabe görüyoruz. Kitabe kuşağı renkli sır tekniğiyle yapılmış. Kuşak Kanuni’nin ismini taşıyor. 1551 yılında yazılmış. Yapının üzerinde hem Yasin Suresi hem İsra Suresi tamamıyla yazılmış. Bu yapı içinde yer alan Asılı Duran Taş anlamına gelen Hacer-i Muallak, rivayete göre hicretten bir sene önce, Miladî 621 yılında Hz. Peygamber (sav)’in üzerine basarak Mirac’a yükseldiği kayadır. Bir dönem Kubbet-üs Sahra’yı Haçlılar ele geçirmiş. Burayı kiliseye çevirmişler. Daha sonra Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü fethettikten sonra burayı kilise olmaktan çıkararak, cami olarak ziyarete açmış. Bugünkü görünümüne ise Osmanlı padişahları tarafından birçok kez yapılan tamirat ve eklemelerle kavuşmuş. Kubbet-üs Sahra başta Sultan Birinci Abdülhamid olmak üzere II. Mahmut Abdülaziz ve son olarak 1894’te İkinci Abdülhamid tarafından büyük masraflarla yenilenmiş.
Mescid’i Aksa neden yetim? Kudüs bizden ne bekliyor?
Filistinlilere yapılan zulüm ve işkencelerin yanı sıra İsrail’in henüz altmış beş yıllık ömründe altı büyük savaş bulunuyor. Bunların birincisi 1948’de İsrail’in kuruluşuyla birlikte patlak veren savaş, ikincisi 1956’da bu ülkenin Fransa ve İngiltere’nin desteğiyle Mısır’a karşı açtığı savaş, üçüncüsü 1967’de ABD desteğinde Mısır, Suriye ve Ürdün’e karşı gerçekleştirilen savaş, dördüncüsü 1968’de Ürdün’e saldırı, beşincisi 1973’te İsrail tarafından başlatılan Arap-İsrail savaşı, altıncısı da 1982 Lübnan işgalidir. Bu ülkenin tek taraflı olarak komşularına karşı saldırılar da eklenince İsrail’in savaşsız bir gününün geçmediğini görüyoruz.
Buna karşın Filistin halkı da sürekli bir bağımsızlık mücadelesi verdi. En geniş çaplı mücadele 8 Aralık 1987’de Filistin İslâmi Direniş Hareketi’nin öncülüğünde başlatılan intifadadır. İsrail’in intifadayı durdurmak için başvurduğu uygulamaların hiçbiri sonuç vermedi. Bunun üzerine gerçekte Filistin halkını temsil etmeyen bazı kişileri karşısına alarak onlarla barış görüşmeleri yapmaya başladı. Filistin meselesinin barış yoluyla bir çözüme kavuşturulması için görüşmelere 1991 Ekim’inde İspanya’nın başkenti Madrid’de başlandı. 1992’de de devam edildi. Ancak bütün yıl boyunca aralıklı olarak değişik yerlerde gerçekleştirilen barış görüşmelerinden herhangi bir sonuç alınamadı.
Türkler Kudüs’e büyük önem verdi tarih boyunca. Özellikle Osmanlı Devleti Yavuz Sultan Selim’in 1516’daki Mısır seferi sonrasında Kudüs ve Filistin, Osmanlı devletine bağlandı. Osmanlılarla birlikte bu topraklarda kesintisiz 401 yıl süren Türk-İslam medeniyeti hüküm sürdü. Osmanlılar vakıflar kanalıyla eski dönemlerden kalan eserleri sürekli tamir ederek ayakta tuttu. Yeni yapılarla Kudüs’ü imar ve ihya ettiler. Kudüs seyahatimizde bugün bu eserlerin çoğunu görüyoruz.
Osmanlılarla birlikte bu topraklarda kesintisiz 401 yıl süren Türk-İslam medeniyeti hüküm sürdü. Selahaddin Eyyubi Hıttin Savaşı’nın ardından Peygamberimizin Miraca yükseldiği gecede Kudüs’e girerek 88 yıl Haçlı işgalinde kalan şehri işgalden kurtarması, tarihimizde çok önemli bir hadisedir. Haçlılar 88 yıl önce Kudüs’ü aldıklarında tüm Müslümanları katletmişler ve bu yüzden Selahaddin Eyyubi’nin aynı vahşeti kendilerine yapacağını korkuyla beklemişler ve kendilerine yapılan muameleye de inanamamışlardır. Selahaddin Eyyubi’nin kentteki Hıristiyanların hiç birine dokunmayışı, Peygamberimizin Mekke’yi fethettiğinde hiç kimseye zorlukla muamele edilmemesindeki hikmetti. Selahaddin Eyyübi işte o hikmeti yeniden yaşatan isimdir Kudüs’te.
Bugün Kudüs’te yaşayanlar Osmanlı adaletini arıyor. Asırlar geçse de Osmanlının tesis ettiği barış ve adalet insanların dilinde. Asırlar geçse de Osmanlının tesis ettiği barış ve adalet insanların dilinde. Bugün Kudüs’te yaşayanlar Osmanlıdan övgüyle bahsediyor. Osmanlı padişahlarıyla ilgili özellikle Abdülhamit Han’la ilgili övgü dolu sözler bize Osmanlının hafızalarda silinmez izler bıraktığını gösteriyor.
Osmanlı Devleti burada hakimiyeti boyunca ırk, dil, din ayrımı gözetmeksizin adaletli bir yönetim izledi. Padişahlar bu mukaddes beldenin üç ilahi dine göre kutsal olduğunu göz önünde bulundurmuş, hakimiyetleri altında bulunan insanlara saygı ve şefkatlerinin bir göstergesi olarak, Kudüs’ün Şam kapısında kale duvarındaki kitabeye “Allah’tan başka İlah yoktur ve Hz. İbrahim de O’nun dostudur” ifadesini yazdırmışlar. Bugün bu mukaddes belde Osmanlı’nın bu adalet ve hoşgörüsüne muhtaç.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ÇÖZÜM / Ay Vakti
YANKI / Mustafa Özçelik
SANAT GİBİ FELSEFE, FELSEFE GİBİ SANAT / Necmettin Evci
YUSUF’UN DÜŞLERİ / M. Ragıp Karcı
İLKYAZ GÜLÜŞÜ / Recep Garip
Tümünü Göster