SAKLI MEKTUPLAR LXXVII

144
Görüntüleme

yüzümde gezinen gölgeyi görmesin diye,
bakmıyorum karşımdakine.
dokunmasın diye kimseye,
ellerimi ceplerimde gezdiriyorum.
gözlerim kapalı dinliyorum konuşmaları
ve gülümsüyorum kendi hâlime.
bil Şirâze:
hâlim hâl değil, bu hâl hâlledilebilir türden değil.
mavinin sıcağı vuruyor tenime; kıyısındayım kum gibi, yosun gibi Kuantan’ın
sonra Han duvarları arasında sevinç dolanıyor eteklerime nem kokulu;
kaçmaya hazırım o an, kaçırılmaya, kaçırmaya…
ve gençliğimin bana yaptırdıklarını zeytin dalına asıyorum çaput gibi,
düğüm üstüne düğüm atarken ruhuna Fâtiha okuduğum dedem aksayarak yürüyor
bana doğru
sen daha çıkmamışsın karşıma, ben daha kaybetmemişim seni
ve henüz yıkılmamış üzerime o ağır duvarlar,
surlar,
sütunlar.
henüz öğrenmemişim ben Şirâze yürek nasıl ağırlaşır,
bedeni asıl yürek taşır.
çöktü mü göçersin, tükendi mi yitersin, karardı mı aydınlığa ne etsen çıkamazsın;
kâbus telâşı, karanlığı, karmaşası, korkusu düğümlenir de sıkışır kalırsın.
Lodos var bugün; esiyorum sağdan sola,
bir de soldan sağa.
önüme çıkanı dalgalarımla çalkalıyor,
E-5 üzerinden geçen kamyonların seslerini bastırmaya çalışıyorum.
bahçede çoğalan ısırganlara bak Şirâze,
kır çiçeklerine bolca yer açmalı
süslenmek için.
bugünlerde sanki biraz kuş, biraz balık,
biraz da bulut olmalı
uzaklaşmak için.
hatırladığım kadar seviyorum seni, seveceğim şekilde hatırlıyorum bir de
her ikindi sonrası yeniden terkederken hayâlleri, toz yığınları Aden’den yükseliyor üzerime
ve içimdeki o tamamlanmamışlık hissine düşmanca yaşamaya devam ediyorum.
her sabah başladığımı her öğle vakti bırakıyor, her karar verdiğim başlığı
bir yenisiyle değiştiriyorum.
gülebildiğimde kızıyor içimde bir ses; ses ki sen değil ben değil senden-benden hiç değil;
yine sorup soruşturup bu sesin sahibini bulamıyorum.
“ey! ömrümün geri kalanı,
kırılan yaralı dalım, en gizli yanım
ve kendimle dahi paylaşamadığım.
ey! düşünmeye kıyamadığım,
tarihini belirleyemediğim alışkanlığım
en hazin düş kırıklığım ve sabrım.
sen ey! gülü dalında bırakan, gün batımında doğan
desem ki; sensin mutluluğum da, mutsuzluğum da
öfkemin Fizan’a varan esintisi, tüm psikiyatrik sorunlarımın nedeni
aşk’a varamayacak sığlıkta kalışım
insan tarafım ve günahlarım.
desem ki Şirâze, sevmekle sevmemek arasında kurduğum köprüde gidip geliyorum
gündüzleri uykuya vererek, geceleri gündüzlere ekleyerek
kendime tahammül vaktini sınırlandırıyorum.
ey! seni seven ben,
bil ki; sırf seni sevdi diye kendime kıyamıyorum
Şirâze’m, iki hecem, hâlem! emsâli çok, çaresi yok derde düştüm düşeli
kendimden kaçacak yer yok diye
dönüp dolaşıp senin kapında duruyorum

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ÇÖZÜM / Ay Vakti
YANKI / Mustafa Özçelik
SANAT GİBİ FELSEFE, FELSEFE GİBİ SANAT / Necmettin Evci
YUSUF’UN DÜŞLERİ / M. Ragıp Karcı
İLKYAZ GÜLÜŞÜ / Recep Garip
Tümünü Göster