TEPENİN ARDINDAN PARANOYANIN SESSİZ ÇIĞLIĞINA

83
Görüntüleme

   İlk olmak zordur. Bu zorluk, her yıl binlerce filmin üretildiği sinema dünyası için de geçerlidir. Yönetmen ilk kez ağır bir yükün altına girmiştir. İlk filmin sinema dili, yönetmenin estetik algısını da oluşturacak, sanat hayatında bir mihenk taşı kabul edilecektir. Emin Alper’in ilk filmi “Tepenin Ardı” ilk film olarak hatırı sayılır bir estetik algısı oluşturuyor. Sinemanın nasıl da evrensel olduğunu gösteriyor. Hem de küçük bir köyde geçen hikâyesiyle…
Anadolu’nun uzayıp giden mor dağları, arasında kalmış vadileri var. Sarp dağların eteğinde kıvrılan tozlu yollarıyla dâhil oluyoruz filmin hikâyesine. Öğretmen Nusret şehirden, babası Faik’in kır evine geliyor. Yanında iki oğlu var: Askerlikten psikolojisi oldukça bozularak gelmiş Zafer ile yeni ergenliğe giren Caner. Şehrin kasvetli hayatından bulanmış, sıkıntıları ile bir o yana bir bu yana savrulmuş baba ve oğulları, Dede Faik’in evine bir anlamda huzur bulmaya gelmektedirler. Öyle olacağını zannetmektedirler. Ama nerden bilecekler ki insanların sıkıntıları bu mahzun doğada da aynen devam etmektedir. Dede Faik’in marabası olmuş Mehmet, oğlu çoban Süleyman ve Mehmet’in eşi Meryem de farklı dertlere gark olmuştur. Dede Faik ise kendi kuruntuları ile Yörüklerle olan asil (!) mücadelesine devam etmektedir.
Anadolu coğrafyasının tüm güzelliklerini, bozkırı, dağları, çiçekleri plan sekanslarla aktarıyor film. Kameranın oyuncunun arkasından takip ettiği sahneler mevcut. Manipülatif bir şekilde. Bol bol yakın çekimlere müracaat ediyor yönetmen. Hikâyenin şiddetini takip etmemizi istercesine. Bozkırın sunduğu o kasvetli hava filmin atmosfer oluşturmasında etkili oluyor.
Kasvetli havanın paranoyak insanları daha da kuşkuya ittiğini söylemek gerek. Filmin kahramanlarının tamamı erkek ve paranoyak. Kendi iç dünyalarında yaşanan savaşların ortasında kalmış durumdalar. Nusret eşini kaybetmenin acısını yaşarken; Zafer, asker olduğu dönemde güneydoğuda maruz kaldığı sıkıntılarla boğuşmaktadır. Bu sıkıntılarla ha bire içine kapanmakta, kapandıkça dünyası kararmaktadır. Kardeşi Caner ise ergenlik döneminin içinde savrulmakta ve bir yandan da kendini kabul ettirmek için silahlarla ilgilenmektedir. Maraba Mehmet, Dede Faik’in yanında kalmanın, kul köle olmanın ıstırabını çekmekte, oğlu Süleyman ise kimselerin olmadığı bu yaylada koyun ve köpeklerle arkadaşlık etmektedir.
Nusret ve oğulları köye geldiklerinde Dede Faik onları ağırlamaya çalışmakta, maraba Mehmet ve karısı da hizmet etmektedir. Kimse belli etmese de iç dünyalarındaki ıstırap ve kuşku devam etmektedir. Zafer kırlarda gezinirken, Nusret balık tutmaya gitmekte, Dede Faik ise Yörüklerden kaçırdığı kuzuyu ikram etmektedir çocuklarına. Bu döngü silahların patlamasıyla kuşkunun zirvesine çıkar. Önce Nusret ardından Zafer vurulur. Dede Faik ise bu olan bitenin faillerini tepenin ardında aramaktadır.
Yönetmen, ruh dünyalarında kasıp kavrulan bu adamların hikâyelerini anlatırken olabildiğine sakin, olabildiğine içsel bir dil kullanıyor. Bu dil izleyiciyi filme dâhil ediyor. Aslına bakarsanız bu alegorik öyküyü yaşamıyor muyuz kalabalık şehirlerde bile. Mekânın köy, oyuncuların farklı olması filmin evrenselliğine ket vurmuyor.
Bu basit hikayede politik konulara eğilen yönler var. Bugün güneydoğuda yaşanan terör meselesi, toplumsal ayrışma ve gittikçe güçlenen ötekileştirme hareketi, barış ve huzuru ortadan kaldırmaktadır. Tıpkı Dede Faik ile Yörükler arasında özelde mülkiyete dayalı ötekileştirme gibi. Toplumsal sınıf ayrımının kapital düzende devam etmesinin çıkardığı sorunlar, Dede Faik ile marabası Mehmet arasındaki sürtüşmenin ta kendisidir.
Yaşanılan sorunları enine boyuna tartışmak, karakterlerin çıkmazlarını ele almak kolay olmalı. Esas filmin finalinde patlayan silahlardan sonra Dede Faik ve diğerlerinin tepenin ardında bakıp “bu işi yapanlar tepenin ardında” diyerek suçu başkalarına yöneltmeleridir.
Sorunları başkalarına yüklemek kolaycılık olmalı. Günümüzde kendi iç sorununun kaynağını başkalarında gören, nice kimseler var. Dahası siyasi ve toplumsal sorunlarımızın farklı ülkelerden kaynaklandığı söyleyen kimseler az mı? Bu yaklaşımların nadiren de olsa haklı olduğu yerler olabilir. Ama burada esas mesele, konunun bize bakan yönleri. Kendimize soracağımız sorular da olmalı. Suçlarımızın, hatalarımızın farkına varmalıyız.
Emin Alper, “Tepenin Ardı” filmiyle Türkiye sinemasında çok ele alınmayan sorunlara, oldukça kasvetli bir hikâye ile ışık tutuyor. Sorulmayan, sorulamayan suallerin peşine düşüyor. Bu toprakların bir kuralı var. Aranılan hakikatin kolay gelmez. Bu yüzden tepenin her yönüne bakmak zorundayız.

AY VAKTİ OKURLARI İÇİN 2012 EN İYİ FİLMLER LİSTESİ
Dergimizin sinema sayfalarında bugüne kadar film listeleri yapmadık. Çünkü nerden bakarsanız bakın film listelerinin öznel tarafı var. Ancak sinemayla yakından ilgilenmeyip ilgi duyanlar için bir fikir oluşturması amacıyla geçtiğimiz yılın en iyi 10 filmini sizin için seçtik.
1- The Master / Yönt: Paul Thomas Anderson
2- Aşk / Yönt: Michael Haneke
3- Tepenin Ardı / Yönt: Emin Alper
4- Hobbit: Beklenmedik Yolculuk / Yönt: Peter Jackson
5- Utanç / Yönt: Steve McQueen
6- Gergedan Mevsimi / Yönt: Bahman Gobadi
7- Ateşin Düştüğü Yer / Yönt: İsmail Güneş
8- Moonrise Kingdom / Yönt: Wes Anderson
9- Araf / Yönt: Yeşim Ustaoğlu
10- Yeraltı / Yönt: Zeki Demirkubuz

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

TEMSİLCİLER / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR LXXVI / Şiraze
CEZADA ELİF ŞEHRİ / Naz Ferniba
UZAKLARA BİLET / A.Vahap Akbaş
SABRA DAĞ DAĞ DUMAN KAYDOLMAK / Alâaddin Soykan
Tümünü Göster