“Doğu’nun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç” Üzerine

Prof. Dr. Turan Karataş’ın 1994 yılındaki Doktora tezi, ikinci kez gözden geçirilerek okuyucuya Kaynak yayınlarınca ulaştırıldı. “Bir milletin edebiyat tarihini, sınırları oldukça geniş bir semaya benzetirsek, orada yer alan sanatçılar da içindeki yıldızlar gibidir. Kimi parlak, kimi de zayıf ve sönük” diyor Karataş önsözde. Efendimizin bir hadisinde ifade edilir ya, “Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Kim birine tabi olursa istikamet üzere olur.” diye. Yeryüzünün yıldızları da mütefekkirler, evliyalar, âlimler, şairler ve edebiyatçılardır.
Kitabın öncelikle bir biyografi olduğunu belirtmeliyiz. Sezai Karakoç’un bir yanıyla hayat öyküsünü bulacaksınız, diğer yönüyle şiirlerindeki yeni bir akımı belirleyen unsurlara dikkat kesileceksiniz, ayrıca telif eserlerindeki düşünce, edebi ve siyasi çalışmalarını da bu pencereden bakarak okumanın keyfiyle “Diriliş Muştusu”, batının kapısına sırtını dönerek kendi köklerinde var olmayı ve Nuri Pakdil’de “Klas Duruş” ile belirlenmiş olacaktır. Hacmi oldukça geniş bir eser, 591 sayfa. Sezai Karakoç okurları incecik eserlerle beslendi. İnsanı sıkmayan, bunaltmayan, okudukça yeniden okumaya teşvik eden eserlerdi bunlar. Üstadın sanata, şiire yeni bir kanal açtığını, yeni bir yol göstermekte olduğunu “Diriliş Medeniyeti” algısıyla çözebiliriz. Kendi kuşağından faklıydı, derindi ve soyluydu. Farklıydı; diliyle, tarzıyla ve üslubuyla. Derindi; tarihin geçmişinden bu güne yeni şeyler söylüyordu. Âdem peygamberden başlayarak “ölmez ve pörsümez yeni ”anlayışını son peygamber Hazreti Muhammed’e bağlıyor ve “Yitik Cennet’i bulmamıza işaretler gönderiyor, yetmiyor “İki Dünya” arasındaki yolculuğun bir “Kıyamet Aşısı” gerektirdiğini de idrak etmemizi sağlarken bunu “İslam” üzere yapmamız gerektiğini ve bir “Diriliş Neslinin Amentüsü” ile bunun mümkün olabileceğini gösteriyordu.
Soyluydu; çünkü İbrahim peygamberin milletinden ve Muhammed ümmetinden olmayı yazılarına sindirmişti. “İslamın Şiir Anıtları”ndan yola çıkarak “Leyla ile Mecnun”a, “Makamda” durarak “Yunus Emre”den “Mehmet Akif”e bir kurtuluş risaleler zinciri oluşturmuştu. “Unutuş ve Hatırlayış” ile “Diriliş Neslinin Amentüsü”nü oluşturarak “Asım” ile “Mehmet”, Karakoç’ta “Diriliş Nesli”ne çevrilmişti.
Biyografi çalışması büyük bir emeğin sonucunda sağlanabilir. Yazarın konu edindiği Üstat Sezai Karakoç, çok yönlü bir fikir ve düşünce adamı olduğu kadar, iyi bir şair, iyi bir edebiyatçıdır. Kendi dilini ve tarzını yaşıtlarından bir bilinçle, bir inançla, bir ülküyle ayırmakta “sıratı müstakime” bağlamaktadır. Okuyucusu ve takipçisini bu istikamette tutmak ister.
Karataş Hoca, çağın bir mütefekkirini, bir şairini, bir edebiyatçı ve siyasetçisi olan Üstat Sezai Karakoç’u anlamamız için anahtar bir kitap hazırlamıştır. Şu günlerde 80. yaş günüyle bir edebiyat ve düşünce dehası aramızda yaşıyor. Yerli olmanın avantajını evrensele çevirme adına verdiği bir büyük ömrün iman sofrası bütün eserlerinde mevcuttur. Karakoç’u nasıl okuyalım ve anlayalım diyorsanız Turan Karataş’ın “Doğu’nun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç” biyografi eseri mutlaka okunmalıdır. Bir de geleceğin şair, edebiyatçı, düşünce, fikir ve siyasetçi adaylarının okuması gereken bir eserdir. El kitabı niteliğindedir.
25. sayfada “Hatıralardan” alıntılayarak “Şiirle, duyarlıkla, düşünceyle yemişlenmiş bir hayat” başlığına şu alıntıyı taşır Sayın Karataş: “Hayat liriktir evet, trajik olduğu kadar mutluluk dokusu da taşır. Bazen kopuk kopuk, kesik kesiktir. Bazen bir ırmak gibi ve akıcıdır. Son, belki bir gölde, bir denizde kaybolmaktır nasibi ırmağın. Ya da bir bataklıkta ve çölde. Ne olursa olsun, değil mi ki, o ırmak dağlardan doğdu, kuşlar gibi şakıyarak kayalardan kayalara düştü, taşların üstünden sıçraya sıçraya ovaya indi. Orada sakin sakin aktı. Meyve ağaçlarını selamladı ve kucakladı. Yazı ve güneşi bir rüya gibi yaşadı. (…)
Ve ırmak da ölümlüdür. Bir gün onun da hayatı ya kendinin büyüğünde, ya ırmaklar ırmağında, ya daha büyük olanda… Denizde, ya da zıddında, onu içinde ve yutanda son bulacaktır. İnsan ömürlerinin toplum içinde ya da tarih periyotlarında eritip kayboluşu gibi.”
Sonra, “Bir gülü yetiştirmek için yaratılmışız şükür Tanrı’ya” mısralarını “Hızırla Kırk Saat”ten alır ve bizi Rasim Özdenören’in “Gül Yetiştiren Adam”ına götürür gibidir.
Şiirle uğraşanlar yeni bir akıma girmek isterlerse eğer bu “Diriliş Şiir Akımı”dır. Şiirleri üzerine yapılan incelemelerle “Edebiyat Yazıları”, “Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı” ile “Gün Saati” belirlemesi bizi oturup okumaya mecbur bırakacaktır. Bu nedenledir ki büyük düşünürlerin gösterdiği ufuk, kendi çağlarından başlayarak gelecek çağlara doğru yol alır. Sezai Karakoç üstadımızın şiir yolculuğu Türk şiirinin altmış yılında etkili ve etkileyicidir. Çağına tanıklık etmiş bir dehanın mevcudiyetini idrak için bütün bu emekler kutsanmaya, iltifata değerdir. Anadolu düşüncesi Karakoç’a Necip Fazıl üstadın “Büyük Doğu”suyla geçer. Bu doğu tanımlaması salt bir doğu batı ayrımı değil düşüncenin ifadesidir ki Mehmet Akif’te de Cemil Meriç’te de Ahmet Hamdi Tanpınar’da da Peyamı Safa’da da Mehmet Kaplan, Tarık Buğra’da da mevcuttur. Yerli olmaktır doğu düşüncesi. Vahyin ışığına teslimiyettir “doğu”. İman ederiz ki “Doğunun da batının da rabbi Allah’tır.” Kast ettiğimiz bu değildir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan müminlerin bulunduğu, vahyin geldiği iklimin, düşüncenin, medeniyetin, şiirin, sanatın da adıdır. Karakoç biyografisi bize bunu anlamamızı sağlıyor.
Yeryüzünün bir masal olduğunu “Masal” şiirinden kavrıyoruz. Masal şiirinin yedi oğlu kitabın karargâhı durumundadır. Masalın ötesine ulaşmak için bir “diriliş” gereklidir ve onun peşindedir Karakoç. Hayatın kavranışında açılan bu pencere yerli kalmanın, kadim bir anlayışla iman üzere devam etmenin gerekliliğine ulaşırız. Güneşin her yeni günde doğudan doğuşuna dikkat çekerek taze, diri ve canlı kalmamızı önerir. “Hakikatin bir şah damar olup içimizde seğirmesi için çırpındı. Yıllardır “parmaklarından süt içmeye çağırdı bizi” diye yazıyor kitabın kapağına yayıncı ve şöyle ekliyor: “Elinizdeki kitap, yirminci yüzyılın bu büyük bilge şairinin hayatını, eserlerini, sanat yolculuğunu, şiirini anlatıyor”. O halde bu kitap yeniden ve yeniden bir daha yeniden okunacaklar arsındadır.
Şiirin, sırlı dünyasında var olmak isteyenlerin, sözü düzgün ve bilgece kullanmak isteyenlerin, hayatı anlamlı ve ebedi âleme müteallik yaşamak isteyenlerin okumaları gereken bir yazar, bir bilge, bir şair ve bir mütefekkir olan Sezai Karakoç “Hızır’la Kırk Saat”te şöyle söyler:
“Kırklar, yediler geldiler
Beni alıp götürdüler
Birçok yeri gezdirdiler
Sonra geri getirdiler”. Büyük coğrafya gezilmeye, görülmeye, bilinmeye mecburdur. Sorumluluk bilinci var olmayla başlar. Doğum bir var oluş ise hayatın anlamını kavramak da insana bırakılmıştır. Ermişlerle, erenlerle Anadolulu olan bünyemiz asla yabancılığı, yabancılaşmayı ve batıyı kabul etmez.
“Doğu’nun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç” bir anahtar kitaptır. Dili, şiiri, hayatı, insanı ve değerleri önemseyenlerin mutlaka okuması gerektiğine inanıyorum. Bir kez daha Turan Karataş’a, Kaynak yayınlarına kalbi muhabbetlerimi sunuyorum.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

143. SAYI / MART – NİSAN 2013 / Ay Vakti
Diriliş Düşüncesi Ekseninde Millet Kavramına Bir B... / Mehmet Baş
Temsilciler / Ay Vakti
Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -76 / Şiraze
Cezada Elif Şehri / Naz
Tümünü Göster