SAKLI MEKTUPLAR LXXV

174
Görüntüleme

78.
sigaya çekmeli aşkın varsayımsal sonuçlarını
“bilyelerim, bilyelerin, bilyeleri…” der gibi sıradan.
ben rengini değiştirdiğimden beri dışımdakilerin
ağır iş makinaları gibi kokuyor giysilerim
ve suçsuzluğumun kanıtlarını topluyorum geçtiğim topraklardan;
dur’madan, durul’madan, duraksa’madan, durdurul’madan.
bu sebepten işte;
on yaşımda, annemin diktiği eteğin ucundaki fesleğen Şirâze,
her gözümü kapattığımda açan bir dönem;
çam kokulu, hep uğultulu, bayır yukarı toprak yollu.
sıyrılamadığım günlerin anısına öpüp başıma koyduğum sen
“gelsen” diyemediğim ya da diyemediğim hiç! “gelmesen”.
az mı sevildim, çok mu yitirdim;
nedir ilmî gerçekleri aşk bağımlılığımın
ve bendeki bu eksiklik hissinin tanımlayanı konumundaki duyarlılığın
bana ödettikleri, bana söyletemedikleri?
bir çeşit nirân, viran, hüsrân ve nâlân.
bu gezinmelerim var ya benim, ey pınarlı hülyâm!
sende bulduğumu saklayacak bir hoş makâm tutamayışımdan.
Ottawa’nın kıvrımlarındaki hüznü tat Şirâze, gel de kıyılarıma öyle heyecanlı
yeşile düşkünlüğümün hışırtısıyla uyan ve çek beni sana bu “deep” yalnızlıktan
gel de, doğu’dan Atlas sereyim bir parça, bir parça Atlas’ın olayım ya da
hiçbir acının tarifi yok diye herkesin acısına yabancı yaşıyorken herkes uç sınırlarda
tut beni tam düşerken bu “deep” uçurumdan
bazen işte kimsesiz sanır insan kendini; kızar, kırar, yanarken yakar, yapayım derken yıkar; bir de benim seni özlediğim gibi özler Şirâze.
bazen en tanıdığı şehirler değişir, yabancısı olur üzerinden zaman geçmiş en bildik mekânların; zaman akar insanın durduğu yerde Şirâze, ondandır tüm değişimlerin gerisinde kalışı, kalışım.
bazen yüreğimdeki ağırlık, ardımdaki karanlık,
önüme düşüremediğim ışık “gap” dediğimdir Şirâze.
Cadde-i Kebir’de sana bakınırken pustuğum köşeye pek tanıdık;
hep kalabalık, hep kararsızlık, her viraj sonrası yeni bir yanlışlık.
önümden her geçişinde eğiyorum başımı, döküyorum bakışlarımı; acıyorum kendime.
gözlerimdeki çökkünlük çorak topraklara denk bir depresyondan bana kalan.
ardından bakıyorum çok zaman; “yok” diyorum, “o bir hayâl”
yüreğimde yaşayan tek hakan;
söyle bana en sevdiğin aşkına! acıdan sarhoş olur mu insan?
Sandusky’de kar’a durmuş soğukta, bir boş felsefe üzerine yürüyorum;
ayağımın altında buzlu çıtırtılar, biliyorum şeytanî uğultu solumdan sağımdan yaklaşan.
ufkuna yürümeyi umduğum yerde daha dibe çekilip kayboluyorum asrın edepsizliğinde;
beter bir yangın yayılırken ücralarıma, demeden edemiyorum “kimin hatasıyım?”,
“kimin günahından arta kalan?”;
sil sil temizlenmeyen, lekeleri geçmeyen bir tarihin arka bahçesinde,
hangi gecede söylenmiş bir yalan üzerine doğan güneşim?
ninemin köy evinde açıyorum gözlerimi bazen
kireç boyalı küçük odadan görünen dağa baktığımda
beli bükük bir kadın görüyorum, yürüyor salına salına.
omuzunda yağ tenekesi, diğer elinde erik dalından yapılmış eğri bir sopa.
dağı aşacak, bayırdan kıvrıla kıvrıla inecek, şehre adım attığında duracak.
terli alnını silerken dışarı kaçan zülfünü örtünün altına gizleyecek.
dimdik girerken şehir pazarına,
güneşin yerle açısına bakıp “bugün on dakika geciktin Hafize” diyecek kendisine.
dönüş yolunda, Fransızlar’ın köyü bastığı gece saklandığı mağaranın önünden geçerken
atını ölü buluşunu her gün bu yüzden hatırlayacak.
yangından kurtaramadığı altınları çocuklarına anlatacak önce,
sonra torunlarına, sonra da masal olup kalacak bir kağıdın ucunda.
ben gibi…
sahilimin beni aralıksız çağrısını dinledikçe buradan,
bir kere daha ikna olacağım, inandıracağım kendimi ya da
mutlu olamayacağıma.
ne kadar düşünürsem düşüneyim,
bu mutsuzluk hastalığının bana nereden ve nasıl bulaştığını asla çözemeyeceğim.
ben kendime her gün daha kızgın yaşayacağım,
senden sebep daha bir haşin olacağım kendime.
zaaflarımdan sarkan cümleleri kopardıkça dalından;
bu dünyaya kimin zaafı olarak damladığımı,
hangi nehirden hangi denize varamadığımı sorgulayıp duracağım.
bu da benim çıkmazım Şirâze, hasta ruhumu senden koparamadan böyle yaşamak…
kendi hatalarından utana sıkıla, unutmak tedavisini uygulamaya çalışırken,
“unutma beni” demeyeceğim sana.
her denize baktığında beni bir daha, yeni baştan unut Şirâze.
köy odasında, ninemin ardından bakacağım ben elimi çekip bu dünyadan.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

AY VAKTİ, YENİ AJANSLA YÜRÜYÜŞE DEVAM… / Ay Vakti
İNŞİRAH / Şeref Akbaba
İSTANBUL / Mehmet Baş
ESTETİĞİN ANLAMI II / Necmettin Evci
RUHUN ÇÖKÜŞÜ / Üzeyir Süğümlü
Tümünü Göster