SAKLI MEKTUPLAR LXXIV

226
Görüntüleme

daha ne olsun, mutsuzluğun
kıyısında yaşamak bu.
buhur yakarak, tütsü koklayarak
ve üstüne çiğ düşmüş, sis çökmüş günlerin anısına hürmeten
yazarak Şirâze.
kudüm ve ney, hüzün ve mey âhengiyle sen ey!
geçmişten bile daha ırak
tüm kapılar aynı kuvvetle çalınır dehşetin sesi bu: tak! tak! tak!
belki de en zoru bunca çilekeşliğin yanı sıra seni sesli anamamak,
gönlümce benim renklerime boyayarak anlatamamak,
ve kapına kadar gelip İstinye’den Şirâze, ne gizler diye ardına bakamamak.
orada dur, harmonisi bozulmasın yokluğunla kaynaşmışlığımın
orada dur Şirâze, kalıntılarının yakınında sevdamın
ezanı dinledim bir kandil sabahı Şehzâde Caddesi’nde
gece seher vaktine durmuş, zaman sanki vakfede
zikrin sesi içimin en derin kuyularında yankılandıkça Şirâze
Beyaz Gül kokusu yayılıyor buram buram; Medine gül’ü, Isparta gül’ü…
ve ben âyetlerle besleniyorum.
rüyâlarımda çıktın diye karşıma o sabah
Eski Antakya’nın dar sokaklarında anılarıma gizleniyorum.
bütün kalemlerim mora çalsa da çizgilerimde var telâşı siyahın
ne uzak ne yakın, yok ki mesâfesi gitmiş olmanın.
ak’lamıyorum kendimi ey! adımı yanına yakıştıramadığım
yine okyanuslar geçiyorum da aklımdasın.
orada dur, orada… ne zaman dönsem seni bulacakmışım gibi.
çamlar altında,
hiç çalmayan kilisenin avlusunda
ve yüzüme düşen kederi toplamaya çıkan kızların sesi bozsun bu nihâyetsiz mâtemi.
bir yanımla bildiğim, “sen” diye diye diğer yanımla kendimi bitirdiğim,
günlerimi eksilttiğim, beklediğim, hep bir yanımda nedenli beklettiğim
de ki kendime geleyim,
de ki güneşi göreyim,
de ki vazgeçeyim solan günlerimi sulamaktan her ikindi ertesi
ve son demde ben, de ki sende dinleneyim.
“çelişki”
dokunsun bana her bir sözün de, göreme ben’i
tüm artırdıklarım taşımakla bitmez ki güğüm güğüm
bu attığım kaçıncı düğüm, dirildiğim kaçıncı ölüm,
ölgün tarafımın zıddıyla beslenen olsa olsa sensiz bir düğün.
sana yakın bir adresteyim de bulama ben’i
her gün, belki her öğün geçip karşında demlenirim
konuşurum sana, sonra susarım;
hem bileme, hem duyama ben’i.
al beni İstanbul çalkala boğazında, öyle vur karaya
Yenikapı’ya düşsün yolum, alevlerin yuttuğu kitaplığına mevlevihâne’nin
bir el yazması kıymetinde asrın tazelendiği gün
al beni İstanbul, telli duvaklı sevgilim
vur kıyıya da acımasın bir gıdım bana için.
al beni İstanbul çalkala boğazında,
karışsın rengine rengim, tarihine tarihim.
bazen
çok beklersin de gelmez tren;
bezen Şirâze
beklediğin yerden geçmez hiçbir tren.
bazen
üşenirsin çıkmaya yokuşları,
bazen
yokuş olursun Şirâze, kimlere bilmeden
orada dur
bozulmasın ritmi yüreğimin

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

“AYDINI DERGİ YETİŞTİRİYOR” / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR LXXIV / Şiraze
ESTETİĞİN ANLAMI I / Necmettin Evci
MEVLANA’NIN AŞKI MI? BİZİM AŞKLARIMIZ MI?... / Sezai Küçük
AŞKIN YÜCELİĞİ / Ömer Özden
Tümünü Göster