ÇAĞLARIN KÜRESELİNDE KAYBOLMAYA KARŞI DİRENEN ADAM OLMAK

172
Görüntüleme

Ekim 2011 tarihinde, biri sunuş bir diğeri de bitirirken yazıları dahil olmak üzere, toplam sekiz bölümden oluşan Küresel Çağda Kaybolmak
isimli eser, mühim kitaplar kervanındaki hazır yerini çoktan aldı bile. Yine soruyor, yine sorguluyor ve yine susmuyor Atasoy Müftüoğlu.
Değerli büyüğümüz/yazarımız, zulme ve yok oluşa karşı yazılarıyla ve düşünceleriyle direnme geleneğini aksatmadan, sorumluluklarını
paylaşmaya devam ediyor okuyucu kardeşleriyle. Yoğun bir fi kir atmosferinin hakim olduğu bu eserde; Allahın Rasulünün, toplumuna
yepyeni bir dil, yepyeni bir söz ve yepyeni bir sistemle gittiği ve her türlü hiyerarşiyi ve gelenekçiliği elinin tersiyle yitiverdiği, bugünün
Müslümanlarına düşenin de bu tavrı ve tarzı güncelleyerek devam ettirmek olduğu bildirilerek okuyucunun teyakkuz haline geçmesi
amaçlanıyor.
Bugünün en büyük ve en önemli sorunu olarak, Ümmetin kendine ve ilkelerine ait yeni bir düşünsel, kültürel, siyasal rol, inisiyatif ve irade
sahibi olamamasını kabul edebiliriz ya da etmeliyiz. Yabana atılacak veyahutta görülüp geçilecek bir enkaz niteliği taşımıyor bu sorun.
Daha büyük ve derin; ve hatta belki de en köklü meselemiz…
Yenilenme ve yeniden inşa sorumluluğunda olan kitleler, her türlü bağnazlığı, aşırılığı, mezhep, hizip, gurup, cemaat gibi bencillikleri aşmalı
ve Ümmeti kuşatan, Ümmetin renklerini içeren kültür ve mekan farklılıklarını sorun olarak görmeden kuşatıcı ve evrensel ufka, yoruma
sahip olmanın planlarını yapmalıdırlar. Ve aynı minvalde, müçtehit karakterli düşünürlere, alimlere ihtiyacımızın farkında olunmalıdır. Bu
içtihat kadrolarının, tamamen bağımsız, ahlakî derinliklere ve niteliklere önem verecek vasıf taşımaları gerekir. Zaten ilim de, buradan
doğar, büyür ve dallanıp budaklanır. Bu yanımızın eksikliğini ne kadar çok yaşıyoruz değil mi? Herkes mezhebinin ya da cemaatinin alimi
olmuş gitmiş!
Sevdamızı ve kaygılarımızı muhakkak surette yazmalıyız ve taşımalıyız genç-yaşlı dimağların cümlesine. Lakin yazmaktan da evla olan bir
hal vardır ki; o da ahlakî duruşumuz, ahlakî mevcudiyetimizdir. Değerlerimize ve umutlarımıza, davranışlarımızı giydiremezsek, sözlerimiz
saman alevine dönüşür ve uçar gider.
Günümüzde İslamî cemaatlerin İslamî Hareketlere dönüşmemesi ne garip! Çünkü İslamî hareket muhalefeti, eylemi, tavrı ve mücadeleyi
zorunlu kılar. Ama İslamî olduğu kabul edilen cemaatlerin, neredeyse, hiçbirinde İslamî Hareket içeriği ve tonu gözükmüyor. Hem İslamî
Hareket; İslamı bir hayat ve siyaset tarzı, dünya ve ahiret görüşü olarak hayatın bütün yönlerini içerisine alacak şekilde, hayatın tümünü
İslamî esaslara göre dizayn etmek demek değil miydi? Hayatın bütün yönlerini ve boyutlarını esas almayan, dikkate almayan algı, asla
İslamî algı olamaz.
Hani o erdem yolcusu takvalılarımız? Ahlakımızı, bir bütünlük, derinlik ve içtenlikle yaşayıp Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olmak
değil de, başka nedir takvalı olmak? Allahın sınırlarını gözetme boyutu basite indirgenemez. Irkçılık ki, Allahın sınırlarını küstahça çiğnemenin
en alçalmışlığıdır.
Kur’anla olan ilişkimize bir bakmaya ne dersiniz? Hikmetli bir yaklaşımla bilincimizi ve kalbimizi Kur’ana adayarak, Onun öğrencisi olarak
yaşayabilme bahtiyarlığını yakalayabilseydik eğer, günümüzde Kerim Kitabımızın tarihle, dünyayla ve tüm insanlıkla irtibatını kurabilecektik.
Şimdilerde, Kelamullah üzerinde çok yorumlar yapılmakta. Yalnızca bugünün damarına basılıp nabzı tutulmamakta. Bugüne okunmayan,
bugüne tanıklık etmeyen kitabın kime, ne faydası olur ki?
Son olarak özelde alimlerin ve genelde ise herbir Müslümanın üzerinde ciddiyetle durmaları gereken sorumluluklarını hatırlatmakta fayda
var:
– Ulemanın ilmî faaliyetleri, kendilerinden önceki alimlerin yazdıklarını tekrarlamak olmamalı.
– Günümüzün beklentilerine, ihtiyaçlarına, yanıtlarına cevap verecek içtihat heyetleri kurulmalı.
– Amerikanın ve Batının öngördüğü ya da uygun gördüğü, onayladığı bir dinî yorumu üstlenmekten vazgeçilmeli.
– Ve alimlerimiz, savunmacı bir dil yerine, vahye dayalı bilgiyle beşeri bilgiyi tevhidî ilkeler bütünlüğünde sunacak eleştirel bir dil kurmalıdırlar.
Ve bizler, yani tüm inanmışlar, kaybolmalara karşı direnmesi gerekenler… Bilgilenmekteki tek gayemiz, imanımızı, hayatımızı ve ibadetlerimizi
daha anlamlı kılmaya çalışmak olmalıdır. Herbirimiz, kendimizi büyük bir özeleştiri sınavına tabi tutmalıyız. Evlerimizi, aziz İslamın
bütün renklerini, bütün yorumlarını kuşatan bir ilgi merkezi haline getirmeliyiz. Örnek hayatlar ve mücadeleler üzerinde konuşmalıyız.
Yaşamadığımız ve büyük bir sorumluluk bilinciyle temsil etmediğimiz düşüncelerimizin bir faydası olmaz. Önemli olan fi kir sahibi
olmak ya da eylemi anlatmak değil, o eylemi bizzat yapmak ve yaşatmaktır vesselam.
Küresel Çağda Kaybolmak diyerek dikkatlerin rahatını bozmayı arzulayan bu güzel adamın, geleceğe doğru kötümser bakışlar sunduğunu
sanıp da haksızlık etmeyelim lütfen. Zira Küresel Çağda Varolmak isimli yeni kitap çalışması Eylül 2012 tarihinde yine Hece
yayınlarından bize gülümsedi. Hayırlarla gelip buyursun zihnimizin baş köşesine. Kaybolmak olur da, hiç var olmak durur mu yerinde?

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

“AYDINI DERGİ YETİŞTİRİYOR” / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR LXXIV / Şiraze
ESTETİĞİN ANLAMI I / Necmettin Evci
MEVLANA’NIN AŞKI MI? BİZİM AŞKLARIMIZ MI?... / Sezai Küçük
AŞKIN YÜCELİĞİ / Ömer Özden
Tümünü Göster