SİYASET VE SANATIN ORTASINDA FESTİVALLER

70
Görüntüleme

I- Sinemanın Ödül Törenleri
Film Festivallerinin, hem sinema izleyicisi hem de sektör açısından önemli görevler üstlendiğini düşünüyorum. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde yüzlerce film festivali düzenleniyor. Türkiye’de de film festivallerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Başta Antalya Altın Portakal, Adana Altın Koza, İstanbul Film Festivali, İF İstanbul, FilmMor, Uçan Süpürge, Ankara Film Festivali, İzmir Film Festivali olmak üzere pek çok ulusal, uluslararası, amatör alanlarda uzun metraj, kısa metraj, belgesel gibi dallarda onlarca festival düzenleniyor.
Bu festivalleri anlamlandıracak öğe, kemiyetten ziyade keyfiyete erişmeleri olacak. Festivallerin sinema estetiğine dikkat etmesi, bu estetiğe göre ödül dağıtması gerek. Ziya Paşa’nın “marifet iltifata tabidir” sözüyle vurguladığı gibi nitelikli filmlerin/sanat eserlerinin ödüllendirilmesi, sanatın yükselmesi adına gereklidir. Hak edeni ödüllendirmek, nice iyi eserlerin ortaya çıkışına da vesile olacaktır.
Türkiye için sinema festivali denilince ilk akla Antalya Altın Portakal Film Festivali geliyor. Aslında 50 yıla yakın bir geçmişi var. Ulusal bir geçerliliğe sahip. Ancak uluslararası arenada adından söz etmek mümkün değil. Altın Portakal’ın bu içe dönük, bir türlü etkin olamayan hali, Türkiye’de halen kırılamayan Yeşilçam etkisiyle ilişkilendirilebilir. Bugün için Yeşilçam’ın sonunun geldiğinden, yeni sinemacı ve yönetmenlerimizin Türkiye sinemasına çok şey kattığından bahsetsek bile estetik ve ideolojik açıdan Yeşilçam ruhu yaşıyor.
Altın Portakal’ın dünya çapında bir marka haline gelmesi için önce Yeşilçam tutuculuğundan ardından siyasi tavrından vazgeçmesi şart. Altın Portakal’ın sol tandanslı gibi görünen gerçekte sert ulusalcı söylemi özellikle son birkaç yıldır aşikâr bir şekilde ve daha da ötesi körü körüne ortaya konulmakta. Siyasi yaklaşımların ödül seremonisinde, söyleşi ve konuşmalarda, dahası ödül verilen filmlerin içeriklerinde yer alışı, sanatın nasıl da siyasete feda edildiğini gösteriyor.

II- Siyaset Her Yerde Siyaset
Aslına bakarsanız sinema tarihinde siyasetin sanata etki ettiği kötü örnekler var. Niteliksizlik hep kötü olagelmiştir. Siyasî hesaplarla sanatı şekillendirmenin vazgeçilmez bir tutkusu olmalı. Nitekim Tim Robbins ve Morgan Freeman’ın başrollerini oynadığı, müthiş bir hapisten kaçış hikâyesi anlatan “Shawshank Redemption/Esaretin Bedeli” filmini izleyip de hayran olmayan pek yoktur sanırım. Frank Darabont’un yönetmenliğini yaptığı 1994 yapımı bu film, halen en iyi film listelerinde ilk üçte yer alıyor. Gelin görün ki 1995 Akademi Ödüllerinde (Oscar) 7 dalda aday gösterilen bu başyapıta bir ödül dahi verilmedi.
Kimileri filmin Amerikan adalet sistemine getirdiği esaslı eleştirinin ödüllere engel olduğunu söylerken, kimileri de yönetmen ve başrol oyuncusunun Amerika’ya olan muhalif tutumlarını gerekçe gösterdi. Ama sonuç kesindi: Siyasi nedenlerden dolayı ödül verilmedi. Dahası Oscar tarihinde daha nice başyapıtlar vardır siyaseten görmezden gelinen. Ya da siyaseten ödül verilen. Mesela, Irak savaşında Amerikan askerlerinin eşsiz mücadelesini (!) anlatan Kathryn Bigelov imzalı “The Hurt Locker” hiç de hak etmemesine rağmen 4 dalda Oscar almıştır.

III- Altın Portakal’dan Altın İdeolojiye
Siyasetin sanatı gölgelemesi üzücü bir şeyken, sinemanın siyasete feda edilmesi daha da üzücü bir durum. Altın Portakal, artık sınırları zorlayacak kadar aşikâr bir şekilde çok küçük siyasi rantlara heba edilen bir festival. Bugüne kadar iyi kötü Türkiye’de yeri olan, en önemli sinema organizasyonu sayılan bir Altın Portakal vardı. Artık değil!
Nitekim bu yıl 6-12 Ekim 2012 tarihlerinde düzenlenen Altın Portakal’da konuşulanlara bakmak bile yeterlidir. Sözde yaşam boyu sanat ödülleri verildi. Bu ödüllerden birisinin sahibi olan İlyas Salman’ın söyledikleri Altın Portakal’ın nerelere geldiğini göstermesi açısından ilginçtir: “Ben sevgili dostum, arkadaşım Mustafa Akaydın’ı Antalya’nın başında görmek istiyorum.” “Hz. Muhammed kalksa dese ki şimdi Atatürkçüyüm dese şimdi Silivri’deydi.” Bu sözlerin sinemayla ne alakası var, sanatla ne ilgisi var!
Bir diğer ilginç örnek ise ödül seremonisinde yaşandı. Jüri Özel Ödülüne layık görülen, bu kadar basit bir filme neden ödül verildiğini hâlâ anlamadığımız, Türk Milli Eğitim Tarihinin inançsızlık aşılayan ve tartışmalı dönemi köy enstitülerini vıcık vıcık duygu sömürüsü ile anlatan “Toprağın Çocukları” filminin yönetmenin söyledikleri daha da ilginçti: “Ben buraya Mustafa Kemal’in elçisi olarak geldim.” “Suriye ile savaşmak istemiyoruz, yurtta barış dünyada barış!” Bu nasıl bir söylemdir? Mustafa Kemal gibi tarihi bir şahsiyeti ne hakla bugünkü meselelere dâhil edersiniz? Siyasi oportünizmin böylesi görülmemiştir.
Yukarıdaki örnekleri çoğaltmak mümkün. Bir film festivalinden ziyade 2007’de düzenlenen cumhuriyet mitinglerindeki gibi siyasi, sloganik, içi boş bir Altın Portakal’ı daha geride bıraktık. Siyasetin sanatı nasıl da hegemonyasına alıp şekillendirdiğini gördük. Uluslararası standartlara ulaşmasını arzu ettiğimiz Altın Portakal’ın ulusal olarak bile itibar yitirdiğini görmek oldukça acı verici.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

“AYDINI DERGİ YETİŞTİRİYOR” / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR LXXIV / Şiraze
ESTETİĞİN ANLAMI I / Necmettin Evci
MEVLANA’NIN AŞKI MI? BİZİM AŞKLARIMIZ MI?... / Sezai Küçük
AŞKIN YÜCELİĞİ / Ömer Özden
Tümünü Göster