“DENEMELER”İN YAZARINA GÖRE ŞÜPHE

139
Görüntüleme

   Şüphe etmeyen “…insanlar anlamadıklarına daha çok inanırlar.” der Tacitus. Ya da Montaigne’nin dediği gibi; “İnsan kafası öyledir ki kendine karanlık gelene daha kolay inanır.” Ve bu tür insanların inanışlarına uymadığı için, kendisi hakkında düşündüklerini şu cümlelerle kaydeder yazar:
 
“Biliyorum kızıyorlar bana, şüphe etmemi yasaklıyor, şüphe edersem ağır küfürler savuruyorlar. İnandırmanın yeni yolu da bu. ( Hani tartıştığınız insanın bilgisi ve görgüsü sizi ikna etmeye yetmeyince, tehditlere veyahut da kaba kuvvete başvurması gibi. İ.B)  Ama Tanrı’ya şükür, benim inancım yumrukla değiştirilecek cinsten değildir. (…) Düşüncelerini kafa tutarak, buyruk vererek ortaya koyanlar, akıldan yana güçsüz olduklarını belli ediyorlar.”
 
Gördüklerine, duyduklarına veya okuduklarına ihtiyatla yaklaşan ve “olur” değil de, “olabilir” diyen yazar; insanlar hakkındaki düşüncelerini şöyle açıklıyor:
 
“Kendimi bağlı hissettiğim bir biçime, başkalarını zorlamam herkes gibi. Bambaşka bin türlü yaşama biçimi olabileceğine inanır, akıl erdirebilirim. Çoklarının tersine de, aramızdaki ayrılığı benzerlikten daha kolay kabul ederim. ( Bu cümlelerin ışığı altında, toplumumuzdaki kavgaları ve bir takım çevreler tarafından çıkarılan kargaşayı düşünelim. İ.B.) Başkasının benim hallerimden ve ilkelerimden dilediği kadar uzak kalmasını hoş görürüm. Herkesi düpedüz ve bağımsız olarak kendi kişiliğiyle görür, kendi örneği içinde değerlendiririm. (…) Hayal gücümle kendimi onların yerine koyabilirim pekâlâ. ( Toplumumuzda bu çabayı gösteren kaç kişi var acaba? İ.B.) Hatta benden ne kadar ayrı iseler, o ölçüde daha da sever ve sayarım onları. Birbirimizin kendi içinde değerlendirilmesini, kimsenin herkes gibi olmaya zorlanmamasını candan dilerim.”
 
Dikkat edilirse, yazarın asırlar öncesinde ortaya koyduğu bu tutum ve düşünce biçimi, bugün içinde bulunduğumuz huzursuzluk hâlinin reçetesi gibidir. Zorlamalardan uzak, eylem olarak birbirini rahatsız etmedikçe, düşüncelere ve yaşayışlara saygılı ve insanî vasıfları ön plana çıkaran…
 
Ve yine yazara göre; “İnsan düşüncesi, sistemleri kırarak gelişir; çünkü hiç bir sistem, hayatı ve insanı bütün zenginliğiyle kucaklayamaz.”
 
Yazarın şu sözünü, insanları anlama ve kavrama yolunu açık tuttuğu için değişik çevreler üzerinde etkili olan Kemal Tahir’in çok tekrarladığı söylenmektedir:
 
“Her gün her şeyi yeni baştan düşünelim.” İhtiyatlı bir şekilde düşünmeye, anlamaya ve kavramaya, “…..şüphe ettirmek sayesinde düşündürmeye” çalışmak. 
 
Hastalık haline gelmiş ve tamamen güvenden yoksun bir şüphe değil bu. Bunun, düşündürten şüpheyle ilgisi yoktur zaten. Olsa olsa bir saplantıdır bu ve içine girdiği bünyeyi hasta eder. Devlet de olabilir bu, fert de. Vatandaşının bütün hallerine şüpheyle yaklaşan ve onu potansiyel suçlu gören zihniyetin kapıldığı kuşkuculuk değil yazarın söylediği. Şüpheyi; yanlışları bulmada ve eksiklikleri tamamlamada kullanmak gerekir. 
 
Bazı kavramlar hariç, duyduklarına ya da okuduklarına hemen inananlar; düşünmenin ve düşündürtmenin büyüklüğüne de inanamazlar. Böyleleri, ömür boyu, bir kez olsun, düşünmek için durmaz, sorgulamaz ve şüphelenmezler. 
 
Bazıları şüphe eder, düşünür, araştırır, gerçeğe yaklaşır ve yazarlar. Bazıları ise sadece yazarlar. Kabullerine bağlı olarak yazarlar. İnsana; yeni ve değişik bir ufuk açtıkları, yön gösterdikleri pek azdır bunların. 
 
O halde, şüphe etmeyi, düşüncenin ve düşündürtmenin ana damarı olarak gören Monteigne için, “Gerçek nedir?” sorusu gelebilir akla. Bunun bir tek cevabı vardır yazar için: “Gerçek benim!” 
 
Kendinden hareketle gerçeğe varıyor. Çünkü gerçek olarak sahiden tanıyabileceği tek şeyin kendisi olduğuna inanıyor. Kendini bilmeyi her şeyden önemli sayıyor. 
 
Montaigne  ( 1532-1592) ‘den asırlarca önce yaşayan Anadolu’nun bilge ozanı Yunus Emre de, “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir./ Sen kendin bilmez isen/ Bu nice okumaktır?” diyerek aynı gerçeği haykırmıyor muydu?
 
“Herkes kendisi için bir derstir.” diyen  fakat bunun için   “İnsanın kendini yakından görmesi” gerektiğini söyleyen yazar, ruhunun sürekli bir “arayış” ve “oluş” içinde olduğundan söz ediyor. Halbuki diyor; öyle insanlar biliyorum ki; onlar, “….kendilerinin olmayan inanışlar için, başkalarından aldıkları, ne olduğunu bilmedikleri fikirler için ses çıkarmadan diri diri yanmışlardır.”
 
Böyle bir sonla karşılaşmasalar bile, sadece başkalarının bilgisiyle böbürlenip, başkalarına tepeden bakanlara ise şu sözle karşılık veriyor:
 
“Başkalarının bilgisiyle bilgin olabilsek bile, ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.”

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

HAKİKAT ÖNE ÇIKACAKSA, BİZ GERİDE YÜRÜMEYE HAZIRIZ... / Ay Vakti
“KIRBAÇLANAN AĞITLAR GİBİ”* / Şeref Akbaba
SANAT VE ESTETİK ÜZERİNE / Necmettin Evci
CEZADA ELİF DİRENCİ / Naz Ferniba
DAĞ GAZELİ / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster