SU

290
Görüntüleme

   Dağların gözünden dökülen akıntılardır su. Ya da bulutların toprağa misafir gelişi. Toprağın derinliklerinden kıvrımları keşfederek; ilerler kurumaya yüz tutmuş topraklara, canlılara düğün yaptıran, yorgun yürekleri yaşartan, kirli elleri ağartandır.  “Su kaynağında firesiz; insan doğduğunda kınasızdır.” Geriden gelenleri doğru yoldan yürütebilmek için kıvrımları düzleyenler de enginlere sevdalı, çelik yürekli neferlerdir. Dününü, bugün gibi hatırlayamayanların pusulası cebindeyse kıblesini bulabilir. Savrulan dalgalı sular dalgalarının köpüğünü bıraktığı yerden de bir şeyler çekiverir içine.  Suyun muradı, ulaşabildiği enginlerde durulmak, göl olmaktır. Küçük balığın büyük balığa azık olması yaratılmışlığın doğasında var. Su gölde toplanır; bulutlar semalarda.
Coşan sellerin, şelalelerde köpüren suların solumalarındaki ritim düşüklüğü kendilerini sarmalayan ovaların son durakları olan enginlere hazırlamasındandır. Suyun enginlere akışı, suyun kendisinin kabul edileceği tarafa yönelmesi sadece suyun arzu etmesinden değildir. Suyun arzularını güçlendiren, coşkuyla harekete geçiren,  ellerini açmış, bağrına yaslanmasını bekleyen göl olma coşkusunu yaşayan enginlerin kabul edeceği, kucaklayabileceği uygun zemin havzasında dere yataklarının oluşturulmuş olmasındandır aynı zamanda.
 “Su azizdir bir yol bulur doldurur boşluğu.” Muradını yaşamak üzere çer çöpleri de okşaya okşaya getiriverir, toplar. Barışıktır envai çeşit varlıklarla gölde.
Anne¬-babalar da su gibidir. Her ne yana çekerseler çeksinler efradını okşaya okşaya toplar gölünde. Aykırıya yürüyen bireylerin uzaklaşması acı kayıp olur, yerini başka bir oluşum da dolduramaz. “ Baba ocağına küsmek, göle dökülen çay suyunun yönünü istikameti bilinmeyen mecraya çevirmek gibidir. Ailenin en kutsal gölü baba ocağı,  bireylerin yaşam kazanımlarının aile ocağında birleşmesi nur düşürecektir o kapıya. Nur ışığını cömertçe yayar, her aile bireyinin gönül pencereleri, kapı oluverir muhtaç olan varlıklara. Su gölünde toplanmış olur.
Dünün önündeki günü dolu dolu yaşamak için, dün sarıldığına bugün duyarsız kalmamak gereklidir. Annenin enginliği gölün hem en derin yeri hem en üst yüzeyi, diğer fertlerse iki uç noktalar arasındadır. Göl olmak da çok şey barındırabilmektir bağrında ana gibi.
Eşler kendilerinin güçlü bir inançla bağlı olduğu değer yargılarıyla eşinin değer yargılarını birleştirip, düşüncelerinin davranışa dönüşme hallerinin sonuçlarını gördükçe, kendi yetersizliklerinin farkına varabildiği ölçüde sevda gölleri pınar verir, çorak toprakları yeşertir. Toprakların yeşermesi, suyu yelleyebilme becerilerine sahip gönüllülerin, uygun yöntemleri işler hale getirerek onlara sarılmasına bağlıdır.
Eğer sevgililer birbirlerini olduğu gibi kabullenmişlerse ruh göllerinin en derinlerinde birbirlerini gizlerler ve tıpkı bir çocuk kundaklar gibi kundaklayıp uykuya yatırırlar.  Tartışmaya götüren her ilişkilerinde kundaktaki bebek ağlamış gibi algılayıp bireyin ruh gölünde çok şeyler barındırdığının hoşgörüyle kabul edilirliğini göstermiş olurlar.
Aşıklar, sevdiklerinin geliştirilmesi gereken yönlerini eleştirmekten korkarlar.  Kendisine olan sevgide azalma olursa düşüncesi, kusurları perdelettirir.  Aşıkın taşıyabildiği zamana kadar gider perde arkasında bırakılanlar. Aşıkın gün geçtikçe kök bağlarının güçlenmesiyle ruh gölünde toplanan sevda suları denize dönüşür. Ancak bu dönüşüm için daha farklı ritim gereklidir kalp atışlarında.
“ Nice göller barındıran sevdadır bedenler.”
  Göl,  birbiriyle etkileşim halinde çok varlıkları da barındırır bağrında. İnsan da öyle. Göl bağrında barındırdıklarıyla, barış içerisinde varlığının hakimidir. Hacim ya da ağırlıklarına göre, içindekileri zemindeki toprağa kadar indirerek konuk ettiği gibi bazılarının da bünyesinde dolaşmasına müsaade etmesi çok yönlü muhabbetindendir. Bazılarının ise yüzeyinde dış alemi seyretmesine imkan verir. Bu toparlanmanın gölün hacmini aşması durumunda göldeki sular, daha derinlerde yer edinmiş başka göllerde toplanmak üzere yola koyulur. Fire vermeden ilerlemesi zeminin suyla barışık olmasına, zeminin derinlerdeki göle ulaştırma arzusunu sorumluluk bilmesine bağlıdır.  Enginleri sarmalayan sular hep yukarıya tırmanır. “Deniz Vermez Nehirleri Dağlara.” Sarmaladığı yerde kendi kurallarının hakimidir. Yüzme bilmeyen koç yiğitlerin göğsüne iner kurşun gibi. Kurumlar da birer göldür. Her kurumun kendisine has değerlerinden oluşan kuralları ve olmazsa olmazları vardır. Ancak bu değerler çerçevesinde görevlerin ifası ile o meslek ya da kurum devamlılığını sürdürebilir.
 “Penceresiz eve hava kapıdan girer;  Kapı varken penceredense eve hırsızlar.”
Tek merkezde toparlanmak, o merkeze açılan kapıların ya da kanalların muhataplar tarafından bilinmesi güvenli bilgi akışını sağlar. Bilmemesi gerekenlere sırlarının deşifre edilmemesi, gölün göl kalmasının ve büyüyebilmesinin tartışılmaz gereğidir.
Bilgilerin toparlanma havzası da, görevlerin amaçları doğrultusunda sorumluluklarının tebliğ edildiği, muhataplarının belirlendiği makam ya da kişilerdir.
Görmedim, duymadım, bilmiyorum. Bu söylemi kendi nefsinin çirkin arzuları doğrultusunda kullananlar, suyun da gölde toplanmasını istemeyenlerdir. Bunlar suyun yönüne çıkardan setler kurarak kendi göletlerini oluşturup, oradan menfaat arazilerinde, arzuladıkları yaşamı empoze etme çalışmalarını legal yapmaya çalışanlardır. Fakat, “Görmedim, duymadım, bilmiyorum.” söylemi suların bir dirhem bile azaltılmadan gölde toplanması için kıbleye dönmüş olanların da rehber söylemidir. Onların ideali görevleri ile ilgili görülmesi gerekenleri gören; duyulması gerekenleri duyan; bilinmesi gerekenleri bilen; ama bu bilgiyi görmemesi, bilmemesi, duymaması gerekenlerden koruyarak, sızdırmaksızın muhatap göle ulaştırmasıdır.
Başka mecralarda koşuşturmak,  gölde oluşacak dalgalar arasında kaybolmaya zemin hazırlamak demektir.
Marifet, parçaların zerresini bile kaybetmeden göle ulaştırmak, açılar farklı olsa da gez, göz, arpacık hizasını tutturarak hedefi on iki den vurabilmektir.
“Kaynağı olmayan su yalaktır; kendisini yutkunur gerisinde çer çöp kalır. İnsanlar da değerler hazinesinden beslenmiyorlarsa şeytana çığırtkanlık yapar, rampada kalır.”
“ Su aşağıya akar; aşağıdaki su taşır gemiyi limana.”

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

YENİ İMZALAR / Ay Vakti
RESİM ALTI ŞİİRLERİ I / Mehmet Ragıp Karcı
Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -71 / Şiraze
KİTAPLARLA BAHARI YAŞAMAK II / Recep Garip
ZAMANA SELAM / A.Vahap Akbaş
Tümünü Göster