ŞAİR VE MASAL

215
Görüntüleme

*Sezai KARAKOÇ’UN  “Masal”ı
   Çocuklar masalları çok sever. Sonra anlatanlar değişik ses tonlarında değişik heyecanlar katar minik yürekli dinleyicilerinin içlerine. Önce yorulur çocuk, masal kahramanının başına gelenlerden muzdarip olur. Sonra da sevinir çocuk kalbinin ışıltısıyla solur havayı. Kötüler hep tükenir gider masallarda iyiler bir fidan gibi salınırlar ve boy verirler toprakta. Masal kahramanları gerçeklerden uzak durur hayatın soluk alınan dilimlerinde. Masaldaki yer de bambaşkadır ve hayalden çizilir o yerin sınırları. Kişiler yabancı değildir. Çocuk hayallerinden hayal ve korkularından kopup gelmişlerdir. Bir cadının tiz kahkahasına kulaklarını tıkar çocuk. Zaman evveldir, ahirdir ama hep bilinmeyen bir yerlere kaçmaktır masalda. Masalın anlatıcısı çok hayalcidir. Bire bin kata kata besler masalın satırlarını. Çocuklar kıpırdadıkça heyecandan anlatıcı da duyar kendi kalbinin masalsı atışlarını. Şairler de masal yazar. Ama onların masalları o hep bilindik kurguyla söylenen ve yazılan masallara benzemez. Hislidir, derindir, gerçek ve tadı acıdır şair masallarının. Yine de umudu vardır inancın beslediği. Sezai KARAKOÇ, edebiyatımızda en önemli masalı yazan şairlerimizdendir.  Öyle masal sunar ki Üstâd, büyümüş içlerimize. Doğu- Batı arasında esen sert rüzgârla Doğu’nun kararır altın saçları Batı’nın kara göklerinde. Edebiyatımızın önemli ve kritik evrelerinden “Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı” ve edebiyatımızla esen değişim rüzgârlarıyla gelen bir Ötekileşme, Yitiriliş ve Yeniden Diriliş anlatılır gibidir bu nadide “Masal ”da. Masalın en büyük kahramanı bir babadır yedi oğlu olan, düşünen ve yaşanılanının ilmine varmayı arzulayan. Evlatlarını himmet etmiştir bu baba. Kendi değerleri için erimiştir gün be gün. Giden her oğul kopacaktır özünden ve tükenecektir hızlıca. Babanın parçalanacaktır yüreği. Yine de baba hep ümit edecektir oğullarından. Yılmayacak, korkmayacak tükenen her oğlunun ardından diğer oğlunu gönderecektir biteviye.
BİRİNCİ OĞULBatı kapılarında törenlerle, şölenlerle ve söylevlerle karşılanan bu oğul yitirir bu ihtişamın içinde Batı’ya geliş sebebini. Batılılar emellerine ulaşmışlar ve bir gece kuştüyü yastıklar içinde kendi özünden uzak yaşayan bu oğlu alıp götürmüşlerdir kimsenin bilmediği bir yerlere. Baba gökyüzünün suyunu acıyla yere bırakışından anlar acı gerçeği ve ikinci oğlunu gönderir içindeki ümitle.
İKİNCİ OĞULİkinci oğul da yüzünü karartır babasının. Batının aldatıcı güzelliğinin ve güzellerinin izini sürerken bohem bir hayat kavrar bu oğlu yakasından. Bu oğul da kaybolan edep, iffet ve hayâsıyla beraber tükenir gider ve düşer uçurumlardan. Baba yağan yağmurun acı sularından anlar bu hali ve işin künhüne varsın diye üçüncü oğlunu gönderir Batı’ya.
ÜÇÜNCÜ OĞULBu oğul biraz daha cefakâr olur önceleri. Aç kalır, aç nefes alıp verir. Sonra bir alışkanlıkla rehavete döner sıkıntılı acıları. Bir iş bulur zamanla ve Batı’ya benzer yavaş yavaş. Geçmişini unutur, babasını da, kardeşlerini de. Batı sever bu genç oğlu, buyruğunda çalışan insanların uşağıdır aslında ama bunu da fark edemez bu oğul. Her şeyi batılılar gibidir artık. Yemesi de, giymesi de, giyinmesi de.Bir gün bu oğlun hiç ummadığı bir zamanda bir hemşerisi çıkar karşısına. Bu oğul önce tanımak istemez hemşerisini. Sonra bir çözüm bulur kendi yaşantısına dair. Bir özür gönderir babasına yüklü bir çekle. Babası bu çeki evirir çevirir ve anlamsız geldiği için yırtıp köpek yavrularına atar. Köpek yavruları oynarlar bu parçalı kâğıtlarla. Baba iyice yaşlanmış olsa da yaşayan ümitleriyle birlikte dördüncü oğlunu da gönderir Batı ülkelerine.
DÖRDÜNCÜ OĞULDördüncü oğul okumayı sever ve okur sürekli. Neyi okuduğunu bilmeden ve niye okuduğunu bilmeden gözleriyle dokunur satırlara. Batı’daki her şey ona yeni ve ilginç gelir. Ve zamanla aslını unutur eskidir ona göre arkasında bıraktığı her şey. Bu onun garip düşünceleridir ve istismarına vesile olur Batılılarca. Batı bilginleri onun bu halinden istifade ettiler sömürdüler tüm benliğini ve gözlerini kararttılar. Gözlerinin karardığı bir günde bu Dördüncü Oğul bir gün evlerinin koyununu gördü de anlam veremedi. O sırada evin kutlu koyunundan kara süt akıp gitti de baba da anladı oğlunun kararmış duygularını.
BEŞİNCİ OĞULBeşinci oğul Batı’ya giden ve dönmeyen dört ağabeyinden babasının acıyla kıvranan düşüncelerinin yansıdığı yüzünden aldı ilhamını. Şairdi ve babasına dedirtmeden acı gerçeği gitti Batı’ya. Önce bir iş aradı Batı’da. Ağabeylerinin izini sürdü sonra bulamayınca ağıtlar yaktı şiirin dünyasıyla. Trajik şiirlerde ağır bastı duyguları. Batı’yı anlamaya çalıştı ve kıyasladı Doğu’nun kaderiyle. Anladıklarını, gördüklerini anlatmak istedi geride kalanlarına. Doğu’ya döndürdü başını. Adımlarını attı önce koştu ve arkasında kaldı Batı ama çöl çıktı önüne. Zor yürüdü ve gittikçe azaldı gücü. Ellerinden teker teker düştü yazdıkları. Şiirlerini tekrar etti çöldeki seraplara. Sonra kum gibi un ufak oldu her şey ve bu oğlun her şeyi. Oğul dönemedi ve tükendi çöllerde.Baba yine yudumladı acı gerçeği.
ALTINCI OĞULBu oğul henüz çok küçüklükten yudumlamıştı babasının çektiği acıları. Babası oğullarını kaybederken o da ağabeylerini yitirmişti Batı’nın karanlık çukurlarında. O da bulmak istedi kaybettiklerini ve içeri girdi Batı kapılarından. Batılılar iyi göründü gözlerine. Su niyetiyle içti Batılıların verdikleri acı içkileri. Sonra alıştı o içkilerin tatlarına. Başını döndürdü yiyip içtikleri. Geçmişini çabucak unuttu bu altıncı oğul da ve geleceğini bıraktı Batılıları ellerine. Her şeyi karıştı hayatta karışan duygularıyla beraber. Başı döndü gözlerinin karartısıyla beraber ve bir gün ebedi yumdu gözlerini. Baba bunu da hissetti. Batı’ya kurban verdiği altı oğluyla beraber tükendi nefesleri. Ve öldü kahrından yedinci oğlunun gözlerinin önünde.
YEDİNCİ OĞUL:Yedinci oğul babasının yanında büyümüştü. Hayata manalar yüklemişti babasının kollarında. Her zaman ve her gün ağaçlar, yaz, kış her şey bir tefekkür anıtı olarak dikildi karşısına. Düşündü geceler boyu, gündüzler boyu. Doğu’nun alınyazısını gördü kurumuş yapraklarda. Babasının yavaş ve düşüne düşüne ihtiyarlaması ve ellerini çekmesi dünyadan, ağabeylerinin Batı’da tükenişi bir karar doğurdu zihnine. Babasının diğer oğullarını Batı’ya göndermesindeki hikmetleri sezdi önce. Sonra da, Babam yaşasaydı beni de gönderirdi elbet Batı’ya, diyerek yola çıktı babasından arta kalan manevi bir mirasla ve ümitleriyle babasının yanı başında hissettiği kalbiyle beraber. Batı’ya vardığında vakit şafaktı. Yedinci oğul kararlı adımlarla yürüdü Batı’da. En büyük batı kentinin en büyük meydanında önce durdu ve yalvardı Allah’a. Değişmemeyi, ağabeyleri gibi yitip gitmemeyi diledi. Sonra bir ilham geldi ve olduğu yeri oymaya başladı. Batılılar hayretle etrafında toplandılar. Yedinci oğul kararlıydı hiç aldırmadı bakışlara. Ve durmadan kazdı bulunduğu yeri. Sonra kocaman bir çukur oluştu önünde. Bir ağacın köklerinin toprakla buluşup nefesini gökyüzünün derinliğinden içine çekmesi gibiydi kazdığı o manidar çukurun içine girişi. Bu oğlun başındaki kalabalık büyümüş devasa bir batılı insan yığınına dönüşmüştü. O zaman döndü ve sert ve kararlı ses tonuyla konuşmaya başladı batılılara.           “BatılılarBilmedenAltı oğlunu yuttuğunuz              Bir babanın yedinci oğluyum benGömülmek istiyorum buraya hiç değişmedenBabam öldü acılarından kardeşleriminRuhunu üzmek istemem babamınGömün beni değiştirmedenDoğulu olarak ölmek istiyorum benSizin bir tek ama büyük bir gücünüz varKarşınızdakini değiştirmekBeni öldürseniz de çıkmam buradanKemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belkiFakat değişmeyecek ruhumOnu kandırmak için boşuna dil döktülerAçlıktan dolayı çıkar diye günlerce bekledilerO gün gün eridi ama çıkmadı dayandıBu acıdan yer yarıldı gök yarıldıO nurdan bir sütuna döndü göğe uzandıBatı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldıHâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlarEn onulmaz yarası olanlarTa kalplerinden vurulmuş olanlarYüreğinde insanlıktan bir iz taşıyanlar.”
 Batılılar böyle bir doğuluyla ilk defa karşılaşmışlardı. Böyle bir oğulun dik duruşuyla sarsılmışlar sert esen inançlı rüzgârında üşümüşlerdi. Yeni bir hamleyle etrafına toplandılar. Kandırmak için çok çalıştılar. Ağabeylerine kurdukları plânlardan, sundukları zehirlerden etkilensin ve o da ötekileşsin istediler. Ne içki, ne söylevler, ne bohem hisleri etkiledi bu yedinci oğlu. Yedinci oğul aç durdu. Batılıların zehirli içeceklerine açlığı tercih etti. Kâinat o gence odaklandı. Doğu’dan misk-ü rayihalar getirdi rüzgâr yağmurlar yıkadı üstündeki toz ve çeperleri. Yedinci Oğul, hiç şımarmadı, hiç taviz vermedi değerlerinden ve inancından. Nur yağdı üstüne nurdan bir sütuna döndü zamanla. Batı’nın gözleri kamaştı bu nurlu ışıktan ve tatları acılaştı günahlarının. Çok uğraştılar ama nafile kımıldatamadılar bu Doğulu Yedinci Oğulu. Sallandı ama yıkılmadı. Doğru’nun peşindeydi hep ve doğru olanı gösterdi herkese. O kendiydi, değişmemişti, ötekileşmemişti. Doğulular tanıdılar bu has evlatlarını. Çocuklarına, gençlerine anlattılar ve timsal gösterdiler en güzelini o gerçekleştirdi, hiç değiştirmedi kendini, diye. Artık o Doğulu hastaların şifa kaynağı ve Batılıların yenilgisiydi bir de Doğulu olup da yeise düşenlerin ümit pınarı.
Not: Profesör Dr. Turan KARATAŞ tarafından Sezai KARAKOÇ’u anlatan ve  son dönemin en önemli eserlerinden biri olan Doğu’nun Yedinci Oğlu’nda da Üstad’ın Edebiyatımızdaki yerini ve değerini görmeye bir telmih var bu eser ismi vesilesiyle.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

YENİ İMZALAR / Ay Vakti
RESİM ALTI ŞİİRLERİ I / Mehmet Ragıp Karcı
Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -71 / Şiraze
KİTAPLARLA BAHARI YAŞAMAK II / Recep Garip
ZAMANA SELAM / A.Vahap Akbaş
Tümünü Göster