Yunus’un Şiirlerinde Yol MetaforuU

Canını aşk yoluna vermeyen âşık mıdır?

Cehdeyleyip ol dosta ermeyen âşık mıdır?

Yunus Emre

Yunus Emre, tasavvuf kültürümüzün inşasında rol oynayan en önemli mimarların başında gelir. Yunus’un şiirlerindeki mistik boyut ile söyleyiş farklılığı, O’nu çağdaşlarından ayırmış; zaman ve mekân aşmasını sağlamıştır. Yunus’u bâkî kılan şey, hiç şüphe yok ki dili, gönlü ve sevgisidir.

Yunus’un tefekkür dünyasına tasavvuf penceresinden bakmak gerekir. Onun kavram dünyasını açıklamak, tahlil ve tetkik etmek; ancak tasavvufu önceleyen bir bakış açısı ile mümkündür. “Hak yolunda bir aşk eri” olarak yürüyen Yunus’un şiirlerindeki önemli metaforlardan biri “yol”  kavramıdır.  Onun yolu, aşk yoludur, yokluk yoludur. Dosta giden sırat-ı müstakimdir. Bu yolun tek azığı, aşktır. Bu yol, sabır ve çile yoludur. Ezelden ebede giden sadıkların ve âşıkların yoludur. Ezcümle Yunus’un yolu ‘kalpten kalbe’ giden yoldur. Bu çalışmada,  Yunus’un şiirlerindeki “yol”u anlamaya ve anlatamaya çalıştık. “Yol”un tasavvufi boyutu, metafor olarak kullanımı, teşbihleri, yol azığı, yol aşığı gibi çeşitli yönleri üzerinde tahliller yapıldı. Yunus Emre’nin şiirlerini inceleyerek “yol”un genel ve özel mahiyetini ortaya koymaya gayret ettik.

1. Sırat-ı Müstakim Olarak Hak Yolu
Çün dosta gider yolum mülk-i ezeldür ilüm

Işkdan söyler bu dilüm ışk oldı seyran bana

Yunus, ezel mülkü olarak ilmi görür. Bu ilim, onu Hakka götüren yolun ilmidir. Var olma nedeni olarak insan, aşk ile yola çıkmalı ve aşk ile yolu tamamlamalıdır. Yaşayan her insanın yolu başka başka olabilir. Ancak Yunus’un yolu, dosta giden aşk yoludur.

Nefs dirliğinden geçüp ışk kadehinden içüp

Dost yolına irüben turmayan âşık mıdır?

Aşk ve âşık kavramı, tasavvufta, klasik edebiyatta, halk edebiyatında bazen çok farklı, bazen de benzer anlam ve imajlarla kullanılmıştır. Yunus için aşk da âşık da ilahî olana aittir. Onun şiirlerinde Hak talibine âşık denir. Epigrafta da okunacağı üzere şair, gayret edip Hakk’a ulaşmayan, canını onun yoluna adamayan kişilerin gerçekte âşık olmayacağını ifade ediyor. Âşık olan aşk kadehinden sermesttir. Asla hakikat yolundan ayrılmaz. Bu yolda nefsin arzularına yenik düşmez, sabırla, metanetle bu yolda yürümeye devam eder.

Hiç yoğiken oldun diri

Aç yüzüni yolca yüri

Anlamazsın sen bu sırrı

Bellü haber manzur nedür

Yol da varlık da O’nundur. Hakkıyla kâinat kitabını okuyan her kişi, Hak yolun tek olduğunu görecektir. Hiç yoktan var olmak ilahi bir sır. Bu ilahî sırrı anlamak için, “yolca” yürümek gerekir. Varlığı sorgulamayı öğrenen, yolu da sırrı da öğrenecektir.

Bu tevhid tonını giyen

Varlığın yokluğa sayan

İş bu yolda kaim turan

Belli bilün er durur

Hak yoluna baş koyanın vasıfları bellidir. Er kişi, ermiş kişi,  eren ya da daha genel manasıyla “insan-ı kâmil” dendiğinde söylenmesi gereken özelliklerden bazılarını sıralıyor Yunus. Hak yolda daimi olmak, varlığını hiçe saymak, aşkla gayret etmek temel prensipler olarak sayılıyor.  Tevhit elbisesini giyen eren, kesretten vahdete giden yolu bulmuştur. O, masiva ile aldanmaz artık. Geçici olanı değil, ezeli ve ebedi olana kanat açmıştır. Kendi varlığını O’nun varlığında yok etmeden var olmayacağını bilir. Varlığın anlam kazanması buna bağlıdır. Gerçekte var olanla “gölgeler” arasında fark vardır. Hakikati gören göz, bunu hakkıyla kavrayacaktır.

Evliyaya münkirler Hak yolına âşıdur

Ol yola asi olan gönüllerin pasıdur.

Hak yoluna giremeyecek kadar kalpleri katılaşanlar için Yunus, “paslı gönül” terkibini kullanıyor.  Hak yola asi olmak, hidayetten yoksun olmak, nadanlıktır. Bu nedamet, isyana sebep olmaktadır. Gönül, “beytullah” olduğundan daima temiz olmalı, kirlenmemelidir. Pas tutan gönül, “güzel”den mahrum olan gönüldür. Mümin gönül, mücellaya benzer. İnsan-ı kâmil, gönlünü daima hazır tutar dosta, zira O’nun ne zaman geleceği belli olmaz. Gönül dosta, her an hazır olmalı, pür ü pak olmalıdır.

2. Aşk / Hak Yolu’nun Zorlukları

Aşk yolu, çetindir. İnce ve uzundur; sayısız tuzaklarla doludur. Aşk yolunda sabırlı olmak, ayağını sabit tutmak kolay değildir.  Aşk eri, bunun bilincindedir. Yolun zorluklarına rağmen, “Dost”a kavuşmak için her türlü engeli aşmaya gayret eder.

Canum erenler yolı inceden inceyimiş

Süleyman’a yol kesen şol bir karıncayımış

Yunus, Hak yolunun yolcularına uyarıda bulunuyor. “hikmet”i aramalarını, bulmalarını istiyor adeta. Süleyman ile karınca kıssasına atıfta bulunarak bu yolun her kişiye değil, er kişiye ait olduğunu dile getiriyor. Yolun inceliği, bir mecazdır aynı zamanda. Bu yol, incelik ister. Hamlık, kabalık bu yolda yoktur.

Gönül nice berkitmeye dost iline giden yola 

Âşık kişiler canını bu yola harç itse gerek

Bin yıl ömrüm olursa harc idem bu kapıda 

Ben gerçek âşık isem gerek bu yolda ölem

Hak âşığı, bütün ömrünü bu yola koymuş olandır. Bir adanmışlık söz konusudur. O, her haliyle bu yolda olduğunu beyan eder. Aşk yolunda ölmeyen, o yolda heba olmayan ömre sahip bir “eren”, gerçekte kendini adamış sayılmaz. Ona adanmayan bir kişi, aldanmış kişidir.

Bir kılı kırk yardılar 

Birin yol gösterdiler  

Bu mülke gönderdiler 

Ol yola düşüp geldim

Yol, doğru olmalı, yani sırat-ı müstakim olmalıdır. Hakka giden pek çok yolun olduğu söylenebilir. Ancak doğru olanı “kılı kırk yararak”  arayıp bulmak önemlidir. Zira ermiş kişinin özelliklerinden biri de kalp gözünün açık olmasıdır. Her söylenene inanmak, her yol gösterenin peşinden gitmek cahilliktir. Tapduk Emre gibi Hak dostlarının peşinden gitmek, onlardan nasiplenmek gerek.

İbrahim Edhem bakdı tac u tahtı bırakdı

Hak yoluna uyakdı ol sırrı tuyan benem.

Bu yol, taç u taht kabul etmez. Tıpkı İbrahim Edhem Hazretleri gibi Hak yoluna vasıl olunca bunlardan geçmek gerek. Sırra mazhar olan tahtı ne yapsın? Ne şöhret, ne mal ne mülk, ne hükümdarlık… Aşk yoluna vasıl olunca bunların hiçbiri bir kıymet ifade etmez. Masivadan vazgeçmeyen Mevla’yı zor bulur.

Menzili ırak bu yolun bu yola kim varası

Müşkili çok bu yolun bunu kim başarası

“İnce Sırat Köprüsi sıfat imiş bu yolda” diyen Yunus, yolun zorluklarını özetlemiş oluyor. Her mutasavvıf gibi Onun için de bu dünya önem taşımaz. O, dünyanın geçiciliğine aldanmayıp ahrete yönelmiştir. Onun şiir anlayışında mal ve mülkün değeri yoktur.

Bu dünyaya kanmayalım fanidir aldanmayalım,

Bir iken ayrılmayalım gel dosta gidelim gönül…
Amenna!

Gel dosta gidelim gönül…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

139. SAYI / TEMMUZ-AĞUSTOS 2012 / Ay Vakti
Yeni İmzalar / Ay Vakti
Resim Altı Şiirler-I / Mehmet Ragıp Karcı
Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -73 / Şiraze
Kitaplarla Baharı Yaşamak-II / Recep Garip
Tümünü Göster