KAFDAĞI

215
Görüntüleme

   Söz eyleminin kalemle buluştuğu noktada birikimler devreye girer. Biriktirilmiş olan besler, büyütür, barındırır ve kimi zaman çığır açar. Birikimleri olmayan, tüketirken dolum yapmayan, kendi içinde med-cezirleri bulunmayan, kendinden beslenmeyen, kelime kıtlığını seven kalem cılız kalır, cemreden yoksun olur.
Bir devir daimdir esas olan.
Yenileyen ve yinelenen bir dönüşümdür.
Sığınaklar arar bazen, bahaneler üretir sanatla iştigal eden insan. Çıkmaz sokaklarda dolaşır, patika yollarda yürür. Ayaklarına dikenler batar. Üretkenlik adına çile odalarında bekler, çile makamında huzur bulur…
Başlamak, ilk basamaktır. 
Niyet, istikamete yön vermektir.
Sütün haznedeki durumuna benzer üretmek. Sağılmaya başlamadan dörtte biri vardır ve süt alımı başladığında diğer dörtte üçlük kısım üretilir. Tembellikten sıyrılış, bir kelam, bir başlayış önemlidir. Uğraş alanı neyse ona uygun ilk cümle, çizgi, mısra, fırça, üfleme…Eğer birikim varsa bu ilk adımdan sonra nasılsa devamı gelecek; maksat hâsıl olacak,  meram ifade edilecek, dahası eser boy verecektir. İlk adım sonraki hamlelerin müjdesi olacak, barınağın kapısı aralanacaktır. 
Yılgınlık, tembellik, fetretten kaynaklanan suskunluk ve durgunluğu gidermenin ilacı başlamak, tıkanmış olan kanalları açmaktır. Sonrası çözülme ve ürün vermeye başlamadır…
Hamle önemlidir.
İlk hamle.
Üretimi frenleyen kelimelerden, olumsuzluklardan, dış etkenlerin tüketen tavır ve davranışlarından uzak durmak gibi bir sorumluluğu da vardır sanatçının. Bununla birlikte sanatçı; karamsarlığa, ışığı karartan söylem ve eylemlere de set çekmeli,  yakın durmamalıdır.
Bunları korkularla yaşamak anlamında değil, üretimin ibrası anlamında algılamalı.
Ve üretirken şu hususu da göz ardı etmemeli: 
Filizlenmiş, fide olacak sebze ve meyvelerin toprakta boy veren tohumlarından her biri göründükten sonra, sadece yabani otları temizler, tekleme cihetine gidilmezse fidanlar cılız kalır. Çokluk görünürde hoştur,  ama verim alınamaz. Teklenirse; güneşin, suyun, rüzgârın istifadesi sağlanır.
Üreten insan da öyledir. Tekleme yapmalı, her biri ya da her türde ürün var olsun demek yerine, ayıklamalar yapmalı ve ürettiği ne ise onun gücünü artırmalıdır.
Meyve veren ağacın, meyvesi zamanı gelmeden, henüz olgunlaşmadan toplanır, üretimin uzun soluklu olması için gereken muamelede bulunulmazsa; bir defaya mahsus ürün alınır, kısırlık baş gösterir.
Eser üreten insanların halleri de tıpkı böyledir. 
Kendi ürettikleri eserler önlerinde engel olmamalıdır.
Eserlerini ayıklamaktan, arıtmaktan çekinmeyenler, gereksiz katılık göstermeyenler önlerindeki engelleri kaldırmayı bilenlerdir. Olumlu ya da olumsuz, yaşadığımız şartlardan beslenmek ayrı, kabiliyetimizi köreltmek isteyen olumsuzluklara karşı tavır almak ayrıdır. 
İnsanlar yetenek alanında ürünler vermeye geç başlayabilirler, savrulmalardan ötürü alan dışına çıkabilir ve bir zaman sonra ait oldukları mecraya geri dönebilirler. 
İmkân bulamadığı için yeteneğini sergileyemeyenler de var elbet…
Tükendim zehabına kapılanlar da.
Bunlara söylenecek bir şey yok.
Sanat alanında çalışmalar yaparken; hayata dair arzulara, yaşamın doyumsuz isteklerine dalıp ben de varım demekle “Var “ olunmuyor işte…
Sanat ciddiyet ister.
Daldan dala konmak, bir alanda özgün eserler vermeden farklı alanlara kaymak, yeni arayışlar içinde olmak da bir yere kadar kabul edilebilir.
Önemli olan o farklı alanda kendine bir yer açabilmek, oranın şartları muvacehesinde sebat etmek, yetenek alanında erken kaymalar yapmadan üretmek.
İnsan küçük âlem.
Üretmediği sürece tükenir, üretimi besleyen kanalları tıkadıkça da.
Kısırdöngü varsa…
Silkelenmek, yenilenmek lazım.
Yeniden başlamak.
 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

GÜNDEM / Ay Vakti
KAFDAĞI / Şeref Akbaba
CEZADA ELİF FİRARI / Naz Ferniba
KİTAPLARLA BAHARI YAŞAMAK I / Recep Garip
ŞEHRİ BEKLEYEN DAĞ / A.Vahap Akbaş
Tümünü Göster