Yed-i Beyza

Sabah evden çıkarken yine annesini iknaya çalışmıştı. Oğlum bu gidişle, bu kafayla sana kız vermezler demişti. Annesinin her geçen gün sözlerinin dozunu yükselttiğini fark etti. Bindiği dol­muşta pencere kenarı boş bir yer bulup oturdu. Yunus Emre’nin beyitlerini düşündü.

Bir garip ölmüş diyeler

Üç günden sonra duyalar

Soğuk su ile yuyalar

Şöyle garip bencileyin

Ağaçların sararan yapraklarından sırası gelenler rüzgârın elinin değmesiyle kısa yolculuklarına çıkıyorlardı.

Cama doğru eğildi. Başını göğe kaldırdı. Gözlerini bulutlara dikti. Aniden bastıran bir güz yağ­muruna tutulur muyum sorusunun cevabını bulutlardan öğrenmeye kalkıştı. Bir koşu durak ile hastane arasındaki mesafeyi zihninden geçirdi.

Cuma namazını hastanenin camisinde kıldı. Vaazda hocanın anlattıklarını düşünerek dalgın dal­gın yürüyerek camiden ayrıldı. “Ecdadımız şefkatte o kadar İleri ve ince bir düşünceye sahipti ki kanadı kırık veya yaralı göçmen kuşları tedavi için bile vakıflar kurmuşlardı…” Yemekhaneye indi. Sıraya girdi. Yemeğini alıp kimsenin olmadığı kenarda köşede bir masa buldu. Üzerinden buharlar çıkan yemeğini masanın üzerine bıraktı. Farkında olmadan masanın üzerinde tuzluk olup olmadığını kontrol etti. Sandalyeyi ses çıkarmaması için kaldırarak çekti. Oturdu, intihar eden bir kişinin cenazesini yıkayalı yaklaşık bir hafta olmuştu, ilk gün her ne kadar anne­sine belli etmemeye çalıştıysa da hiç yemek yiyememişti. Dikkatini midesine verdi. Bulanmadığını anlayınca gevşedi. Yaptığı işe bu kadar kolay alışabileceğini tahmin etmemişti ama işte alışmıştı. Yan masadan gelen hemşirelerin fısıldaşmalarını duydu.

– “Üniversite mezunuymuş.”

– “Hayır inanmam. Yok artık…”

– “Evet ilahiyat okumuş, hem de dört yıllık.”

– “Öğretmen olabilirdi veya en azından imam olabilirdi. Çok düşük puanlarla alıyorlarmış imam­lığa ilahiyat mezunlarını. Maaşları da iyi hani… Anlamıyorum insan neden gassal olmak ister ki? Gassal olmak için fakülte bitirmesine gerek yoktu yani…”

– “imamlar da cenaze yıkarlar.”

– “Evet ama duyduğuma göre onlara bahşiş verirlermiş en azından.” Gülüştüler.

Konuşmalarının duyulacak uzaklıkta olmasından rahatsız olan iri yapı bir hemşire sesini yükseltti:

– “Kızlar yemeğinizi yiyin.”

Bodrum kata indi. Hizmetlilerin orada bulunmasından yeni bir cenazenin geldiğini anladı. Dolabının kapağını açtı. Önlüğünü giydi, eldivenlerini taktı.

– “Hocam bu genci sokakta bulmuşlar. Donarak ölmüş. Zannedersem sokak çocuğu. Arayan soran olmaz bunu. Zaten genelde buraya sahipsiz cenazeler gelir. Ya da cenaze masraflarını karşılayacak durumu olmayanlar burada yıkatır cenazelerini, işte onlardan biri daha… ” Dişlerini sıktıysa da göz kapaklarını ısıtan huzur verici sıcaklığa mani olamadı. Bulanık bir şekilde baktığı yardımcısına seslendi.

– “Su her zamankinden sıcak olsun.”

Eliyle gencin çatık kaşlarını düzeltmeye çalıştı.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

138. SAYI / MAYIS – HAZİRAN 2012 / Ay Vakti
Gündem / Ay Vakti
Kafdağı / Şeref Akbaba
Cezada Elif Firarı / Naz
Kitaplarla Baharı Yaşamak-I / Recep Garip
Tümünü Göster