Sen ve Sen

134
Görüntüleme

Bir selam, bir çağrı, bir muştu. Yalnızlığa gem vuran ve bizi korkulandan emin kılan bir kulvar. Bizi umduklarımıza nail eyleyecek bir umman. Sabır odasının bir köşesinde yıldızları kırpar gibi, gökkuşağını tuvale işler gibi soğukkanlı bir oturuş. Alemi seyrederken, iç alemimizi süzgeçten geçirme ve yenilenme. Berat diploması eline tutuşturulmuş ve aydınlık bir sabahta uyanışa, koşuya hazır, umutsuzlukları tepelemiş genç bir beden ve ölümsüzlüğü tatmış bir ruh. Karamsarlıkları avucunda un ufak eden, karanlıktan tebessümüyle aydınlatan, ben ilkesizliğini, biz ülküsüyle bertaraf eden, zevalin kemale dönüştüğü saatlerde kaim, ganimetin ıslatıldığı vakitlerde saim olan. Arayış içinde değil, aradığı şeyin kendi iç dünyasında, kendi bozulmak istenen metabolizmasında var olduğuna inanan anlayış. Bir nokta, bir sonsuzluk.. Nimeti ve külfeti paylaşan varoluş. Haramilerin gözdesi olmak yerine, dik durmayı, dik yürümeyi tercih eden ve kem-alât ile kemalat olmayacağına inanan bir serdengeçti.  
“Sen bir devsin yükü ağırdır devin
Kalk ayağa dimdik doğrul ve sevin”
Hor kullanılan ve boşa harcanan zamanları ulufe dağıtır gibi kaybetmek yerine, değerlerle muhafaza etmek, değerli kılmak ve sınırsız zamanlar oluşturarak, değişen dünyada bende ilkelerimle varım, tasarım ve ürettiklerimle varım demek. Rutubet kokan ve kirletilen zamanlar yerine, tazeliği ve dinçliği ve bulgucu niteliği olan vakitlerde, tedirginliği bir tarafa bırakmak, Bahanelere sığınmak yerine, bir adım atmak, kımıldamak, ses vermek.. Sen varsan başkaları olmayacaktır ve zaman başkaları tarafından kayda alınmayacaktır. Senin güneşinle aydınlanacak yeryüzü ve uzaklardan, çok uzaklardan bir ses “Yusufum’un kokusunu alıyorum” diye feryat edecek ve müjdeler dağıtacaktır. Bendesi olduğumuz tembellik, taklitçilik, yenilenmemek ters istikamette seyre başlayacaktır. Bu seyir ruh halimizin şafağı, sabahı olacaktır. Fazlalıkları hayatından ayıklayıp, zindelik ve içtenlikle yenilenme ve nefs muhasebesine yönelmenin ilk adımı olacaktır. Zinde bir beden ve ruh, yenilenmenin zifafını yaşarken, fideler taşları yarıp çıkacak ve güneş “hicret elifi”ne, emanetini teslim al diyecektir.
“Beri gel serseri yol
……………………”
Kısıtlayanların da özgürlük aradığı bir çağda, insanlara bağışlayacakları hürriyet adına katliamlar işlemek, yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmek için özgürlük teraneleri çığırmak çok da zor değil. Gücü elinde bulunduranların hukuk gösterisi yapmaları, işledikleri cinayetlere kılıf uydurma seremonisi… İnsan, doğa ve tüm canlıları koruyacak hukuki normlar, olaylar muvacehesinde meşrulaştırılıyor ya da gayr-i meşru sayılıyor. Gücün hukuka endekslendiği bir kulvarda, hukuk da direniyor ve özgürlüğünü muhafazaya çalışıyor.
Ve asırlardır insanoğlu, kendisine doğuştan bağışlanmış hürriyetleri kullanmak bir yana, tekelleştiren ve yok sayanlarla mücadele ediyor. Korkular devreye girince, özgürlükleri talep de zorlaşıyor. İnsanın korkuyu içinden dışından silip atması o kadar da kolay değil. Bu korkunun müsebbibi, kendi toplumunun inancı ve değerleriyle uyuşmayan yasalar, yaptırımlar. Oysa korkunun olmadığı bir ortam oluşturmak, farklılıkların bir arada yaşandığı ve ifade edildiği bir dünya kurmak hayal olmamalı. Hayal yarınlar, özgürlük talebi ise bugün içindir.

Denizi olmayan bir şehirde aşık değilsin. Okyanusun limanında başka gemiler seyrederken, sen sanal göletlere hayranlığı bırakmalı, iç özgürlüğü kuşanmalı ve kendi kültür ve medeniyetinin asırları kucaklayan birikimiyle, küçüklüğü marifet sayanlara inat, hep büyük kalmalısın. Büyüklük şanındır. Albayrağa, bu ülkeye, bu millete yakışan da budur.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Gün Geceyi Karşılarken / Reşit Güngör Kalkan
Ya Hey / Şeref Akbaba
Günlük / Bilal Kemikli
Mahmur Hayat / Fatma Çolak
Biraz da Bizden Bahset / Mustafa Küçüktepe
Tümünü Göster