BİR ROMAN KURAMCISI OLARAK ORHAN PAMUK

109
Görüntüleme

   Orhan Pamuk, günümüz Türk edebiyatının hiç şüphesiz en çok konuşulan, en çok tartışılan isimlerinden biri. Yazarın Nobel’e uzanan serüveninde sayısız edebî tecrübe yaşadığını söylemek gerekir. Yerli yabancı milyonlarca okura ulaşan Pamuk, kıskanılacak bir yazın adamı haline geldiği ortada. Biz Pamuk’u romancı kimliğiyle bilir, öyle değerlendirirdik. Ancak Eylül 2011’de karşımıza bambaşka bir kimlik ve kişilikle çıktı. Bu, oldukça şaşırtıcıydı bana göre. Çünkü “romancı” olmak başka, “roman kuramcısı” olmak başka bir iştir. Şüphesiz Türk yazın hayatının en önemli eksiklerinden biri “kuramcı” eksikliğidir. Kanaatimce sanat ve sanatçı açısından evrensel literatürde iyi bir yere sahip olmamıza rağmen, “teorisyen” bağlamında oldukça gerilerdeyiz. Bu yüzden Pamuk’un “Saf ve Düşünceli Romancı”  adlı eserinin önemsenmesi gereken önemli bir çalışma olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu kitap, yazarın Harvard Üniversitesi’nde verdiği ders notlarının düzenlenmesi ortaya çıkmıştır.
 
Pamuk, bu çalışması ile ünlü İtalyan romancı ve kuramcı Umberto Eco ile aynı yolda olduğunu göstermiş oldu. Eco’nun teorik çalışmaları, dünya literatüründe ses getiren ender çalışmalar olduğu ortada. Umarım Pamuk, teorik çalışmalara devam eder. 
 
Pamuk, roman sanatı ile ilgili düşüncesine “Romanlar ikinci hayatlardır.” cümlesi ile başlıyor.  Romanların ikinci hayatlar olarak bilinmesine rağmen bunun şikâyet edilecek bir durum olarak görülmediğini, aksine bu yanılsamanın saflıkla birleşerek bir rüya haline dönüştüğünü ifade eder.  “Bir romanı okumaya başlamanın,  bir manzara resmine girmek gibi bir şey olduğunu, roman okumanın asıl zevkinin de bu olduğunu, yani roman kahramanlarıyla beraber o gizemli dünyayı yaşamak” olduğunu anlatıyor Pamuk. 
 
Orhan Pamuk, romancı ile roman okurunu iki kategoriye ayırır: “Roman yazmanın ve okumanın yapay bir yanı olmasını hiç mesele etmeyenlere “saf”; bunun tam tersi metnin yapaylığına ve gerçekliğe ulaşamamasına takılan ve roman yazılırken kullanılan yöntemlere dikkat edenlere de “düşünceli” adını veriyor. “Roman sanatının hem saf hem de düşünceli olma işi” olduğunu ifade ediyor.
 
Pamuk, eserde sürekli bir “merkez”e dikkat çeker. Ona göre “romanlarda her şey, her şey ile ilgilidir. Bütün ilişkiler ağı, kitabın atmosferini oluşturur.” Bu atmosfer de okuru sürekli gizli bir merkeze doğru götürür.  “ Merkez, hayat hakkında derin bir görüş, bir çeşit sezgi, derinlerdeki gerçek ya da hayalî, esrarlı bir noktadır. Romanları bu yeri araştırmak, onu sezdirmek için yazarız ve romanların böyle okunacağını da biliriz.” Yazara göre romanın merkezi, kaynağı belli olmayan ama bir ormanı, tek tek bütün ağaçları, çıkış yollarını, arkada bırakılan yolu, gidilecek yeri ve dikenli çalılarla en karanlık, anlaşılmaz köşeleri aydınlatan ışıktır. Bütün ormanı aydınlatan, yolculuğa anlam veren şey; bu merkezdir. Okur ya da romancı bu merkezi kaybettiğinde roman da anlamını, gizemini kaybeder. 
 
Pamuk, roman sanatını, “önemli şeylerden önemsizmiş gibi ve önemsiz şeylerden önemliymiş gibi bahsetme sanatı” olarak tarif eder. Ona göre roman yazmak, bir merkeze; yeni parçalar, sahneler, ayrıntılar ekleyip, yeni kahramanlar bulup onlarla özdeşleşip onların seslerini çıkarıp ekleme, başka metinler bulma ve söyleme işidir. “Roman yazmak, okuyucunun beklentileriyle satranç oynamak, okuyucunun beklentisini tahmin edip ona karşı çıkmak ve yaşanmış deneyim ile hayal edilmiş şeyi ustaca ve bilgece karıştırma işidir.” 
 
Edebî karakter, olay örgüsü, zaman bahsinde romanın en önemli üç unsuru üzerinde durur. Pamuk, romancılığı sayesinde başka “karakterle” özdeşleşerek, kendi dışına çıktığını, roman yaza yaza  otuz bey yıl boyunca ruhunu terbiye ettiğini söyler. Romanı, “kelimelerle resim yapmak”, kelimelerle okurun kafasında belirgin bir hayal uyandırmak olarak gören Pamuk, bu yönüyle bize Foucault’u hatırlatıyor. Yine ünlü romancı Proust’un, “romanım bir resimdir” tanımlaması kendisiyle benzeşen önemli bir yön olduğunu belirtmek gerekir. 
 
Romanda siyaset konusunda Pamuk: “Romanda siyasetin sınırı yoktur, çünkü romancı, hayal gücü kendine benzemeyenleri, başka cemaatlere, cinslere, kültürlere, sınıflara, milletlere ait olanları anlamaya çalıştıkça siyasi olur. En siyasi roman hiç siyasi niyeti olmayan, ama her şeyi görmeye ve herkesi anlamaya, en büyük bütünü kurmaya, bu imkânsız işi başarmaya çalışan ve bu yüzden merkezi en derindeki romandır.” tanımlamaları yapar. Kar romanını, en politik romanı olarak değerlendiren yazar, bunu Kars’ı, Karslı kimliğinde benzer yazgıyı yaşayan insanı anlama çalışması olarak gördüğünü söyler.  
 
Pamuk, son söz olarak bu kitabını, roman sanatı üzerine kişisel bir deneme olarak gördüğünü söyler.  Roman yolculuğunu, uğradığı durakları, roman biçimini, roman sanatının sınırlarını, romanla kavgasını ve romana bağlılığını kişisel bir macera olarak anlattığını, başta bunu kuramsal bir değerlendirme olarak düşünmediğini ifade eder.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

HABER / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR LXXII / Şiraze
İKTİDAR TÜRKÜLERİ / Nurullah Genç
ÖZGÜR CESET / Özcan Ünlü
RUH’UN DİRİLİŞİNDEN GÜN SAATİNE / Recep Garip
Tümünü Göster