Şehre Vardım ki…

174
Görüntüleme

şehre vardım ki her şey yaz ortası bir merak,böyle değilse eğer nedir
peki şehrin bağrındaki bu şeb-i arus bu makamı derdi şuara

Orada durup aşağı doğru baktığımda şehri mağrur bir duruşla seyretmiş,
muhataplarına karşı ne kadar kıskanç bir tutum içinde olduğunu görmüş, fakat
birbirlerine karşı ne kadar muhabbet duyduklarını anlamak için de bir hayli
düşünmüş, ezalara vurmuştum kendimi; nasıl olur diye düşünmekle birlikte
uzayıp giden, hatta bütünüyle görülemeyen; çünkü ovayla öyle bakışmak da bir
netice vermeyebilirdi; ova genişti, yorgun olabilirdim, belalara uğramış
olabilirdim, her şeye rağmen bir arzum, hatta oturup uzun havaları
söyleyecek güzel bir sesim bile olabilirdi, öyle olmadı; evet olmadı.
Kılıçlardan geçirilmiş şaşkınlığın ardından bir yarayı kanatmaktan başka bir
şey olmadı; lakin umudun kapısını mutlaka bulmalıyım dedim kendime:

Çünkü tarihini yazmıştı, aşklarını yaşamıştı, savaşlarını görmüştü;
ölümler, yıkımlar, saltanatlar; bu gökyüzünün altında olmuştu!

Özellikle benim baktığım taraf ve tarafın bana baktığı taraf, iç içe girmiş
bakışmalardan oluşan bir meraktı; yalnızca meraktı, başka bir şey değildi,
ne kadar yıllanmış olsalar da aşklar; anlatmak istediğim şey aslında benim
ısrarla atlatmak istediğim şey değildi; lakin ister istemez bir mecburiyet
olarak da anlatılması lazımdır diyerek anlatıyordum, yoksa işin mahiyetiyle
alakalı meseleyi aşık Semi çıkıp ortaya koysaydı daha mı iyi olurdu, onu da
bilmiyordum; bildiğim bir şey varsa gidip havasını teneffüs ettiğim şehrin
üzerimdeki efsununun azda olsa aşikâr olması içindi; yoksa benim derdimle
onun derdi ne kadar işe yarardı ki, ne kadar yararı olurdu ki konu komşuya;
bilmiyordum:

Zaten bilinen ne kadar şey var ki hayatta, başıma ne geldiyse;
sırları açığa vuran bir şaşkın yüzünden geldi; Şeyhiniz biliyordu!

Neticede ben bir şey anlatmadım, ona da bir şey söylemedim, zaten o da dönüp
iki laf etmedi benimle, bir misafir olarak uzaktan ne var ne yok diye
baştan başa ovaya doğru bir edayla öyle merakımdan oldu bunlar, yoksa o kim
ben kim oluyorum ki aramızda bir hayli kıymetli evrak, tarihi kıymete haiz
bir hayli antika, şehre mührünü vurmuş bir imza; bunlar varken benden ne
fayda olacak ki ona, artık olan olmuş, Timur’un ordusu talanını yapmış,
gözlerim açık bakakalmıştım, o hengâmede dönüp yüzüme bile bakmamış ve
nasılsın dememişti bile, hepsi benim hatam olmakla birlikte ben gene de
mütevazı bir şekilde hürmetimi göstermiş, gidip kapısında beklemiştim; kapı
açılmış ve ben kaç asırlık bir hürmeti de yanıma alarak usulca içeriye
adımımı atmıştım; merhaba ey,
merhaba ey şehri Mevlânâ!
Baktım ki orada yoksunuz, zamanınız ışıldasın diye bekledim; yoksunuz:
Şems ile birlikte vardınız; biz yokken elbette şehre pervane olmuştunuz!

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Gizli Sevgili / Ay Vakti
Mevsim Yazdı / Mustafa Özçelik
Taşlara İmza Bıraktım, Toprağın Tadına Doyamayışım... / Naz Ferniba
Margurite I / Sibgetullah Kaya
Sanat ve Propaganda / Bülent Sönmez
Tümünü Göster