Ne Kadar Dedimse Fayda Etmedi…

173
Görüntüleme

Aslında öyle değildi; yüzünün muğlak haritasında bir ateşbaz gibi ortaya çıkması ile aniden ciğerdelen bir hâle bürünmesi arasındaki mesafe hayra alamet değildi, hiç iyi görünmedi bana; ateşin yakıyor olmasıyla da bir yakınlığı yok; rüzgarın tesir eden yakmalığının farkında mı değil mi orası da bir muamma olarak duruyor ortada, ışıltılı bir bakışın neleri alıp götürdüğü de duruyor öylece ortada, kimsenin anladığı bildiği de yok zaten, bari kendime döneyim diyorum; var mıyım, yok muyum, sureti mi seyredeyim, yoksa suret mi dönsün bana, şaşıp kalıyorum ve öylece vuruyorum kendimi suya; su çekip çeviriyor beni, olacak şey değil diyorum; şeklen öyle değil; ruhun halleridir diyorum, kime diyorum, kim dinliyor ki beni, belli değil; meğer su olmazsa tümüyle yanacakmışım:

Peki ben sana ruhum desem olur mu, diyorum.
Kaçışır mı eteklerini toplayıp kapıdan rüzgar?

Yağmurun yağması da bir işe yaramadı, dindiremedi öfkesini, sabah olmuştu, saklısını gizlisini de yanına alıp çıktı içindeki boğuntuyla birlikte kapıdan, yola çıkmak iyi gelirdi, açardı insanın içini; içi ki anlaşılmaz korkuların vatanı olmuş, dört bir yandan saldırılara uğramıştı kaç zamandır; öyle ki bu kadar baskının ardından dayanılası gibi değildi yaşamak, içini acıtıyordu; nitekim insanın acı çeken tarafı ortaya çıkmıştı gene; gene bir yıkım olmuştu, bütün çelişkiler ortaya bırakılmış, şehir adeta küsmüş, kalabalıkların içindeki telaş giderek artmıştı; benim söylediğimse önemli değildi; önemli olan bir hayattı aslında, oradan başlayarak çıkıyordu her şey ve kuşatıyordu bütün gücüyle, sarmalıyordu artık tutulamaz olan fırtınalı öfkesini:

Varlığınla bir olayım desem olur mu, diyorum.
Varlığım ki armağandır toparlasın diye kendini hayat!

Neticede dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum ki şeklen acayip geliyor bana buğulu bir yüzün ardındaki giz, geçip gitmiş bir yaz gibi ardında bıraktıklarıyla birlikte artık ne kadar kendiyle tutunabilecek, onu orada bırakmanın bir çöküntüye maruz kalması kadar tabii bir şey olabilir mi; neden çıkıp martılar üzerine konuşmuyoruz ki, neden şehrin ciğerleri sisten boğulacak gibi oluyor, neden puslu bakışlarının ardındaki korku dağılmıyor, ben neden korkuyorum ki yağmurun sokakları götürmesinden; ulaşılmaz şeylerin korkusu mu var üzerimde; her şeylere rağmen kendimi korkutmalı mıyım? Demek ki bana kalacak en son şey hayattan korkmak olacak ha; ya başaramazsam, ya yağmur çıkarsa önüme:
Kendimizi unutup gidelim desem olur mu, diyorum.
Kalsın ardımızda artık ne kaldıysa hayattan!

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Avaz Avaz Hemavaz / Ahmet Savaş
Ümit Meriç İle Şehir Kültürü ve Edebiyat Üzerine S... / İhsan Aktaş
Ne Kadar Dedimse Fayda Etmedi… / Nurettin Durman
Sanat ve Siyaset / Recep Garip
İm Dolaylarında / Alâaddin Soykan
Tümünü Göster