Kışa “Kış Kış” Demeyelim

Her mevsimin kendine özgü bazı nitelikleri bulunmaktadır. İlkbahar, tabiatın ısınmaya çalıştığı, yaz ayları varlıkların sıcaktan kavrulduğu zamanlardır. Güz, tabiatın büzüşmeye başlarken kışa hazırlandığı bir mevsimdir. Anlatmak istediğim, her mevsimin kendine göre güzellikler barındırdığıdır. Önemli olan bu güzellikleri, o anlarda yaşayabilmektir.

Bunlar arasında hayatı zorlaştırmasından dolayı en sevimsiz olanının ‘kış’ mevsimi olduğu düşünülür. Çünkü gerek insanlar, gerekse tüm tabiat varlıkları, kış mevsiminin ağır geçtiği yerlerde fevkalade sıkıntılı günler geçirirler. Bundan dolayı, öyle zannediyorum ki Türkçemizde bu mevsimin adı bile, sanki bir an önce git anlamına gelen ‘kış, kış’dan alınmış olabilir!

Ancak kış mevsimini hep olumsuz yönleriyle görmemek, bir de madalyonun öbür yönüne bakmak gerekir. Konuya olumlu açıdan baktığımızda karşımıza çok farklı bir tablo çıkacaktır. Bu bakış açısı bizi, kışa daha sempatik bakmamız sonucuna götürebilir. Şimdi bu bakışla birkaç tespit yapmaya çalışalım.

Aslında kış mevsimi, doğada olağanın dışında değişimlerin yaşandığı müstesna bir zaman dilimidir. Yağan kar, yorulan tabiatın üstüne adeta bir yorgan çekerek onu birkaç aylık uykuya davet etmektedir. Bu davete, tabiatta bulunan böceğinden sürüngenine, küçüğünden büyüğüne birçok canlı varlık, otundan ağacına sayısız türde bitki ve nihayet taşıyla toprağıyla, hatta deresiyle gölüyle tüm doğa icabet etmekte ve uzun bir kış uykusuna çekilmektedir. İşte bu süreç, tüm varlıklarıyla yorgun düşmüş tabiat için bir dinlenme, bir nadas devresidir. Tabiat, nadas sonrasında daha da güçlenmiş olacaktır.
Kışla birlikte yağan kar, sekiz on ay boyunca tüketilen su kaynaklarının yeniden dolması demektir ki hem yeryüzünde akan nehirler hem de yer altı su kaynakları varlıklarını kara borçludurlar. Kışın gelmesiyle yağan kar, tabiatın yeniden canlanmasının asıl nedenidir. Doğa, baharla birlikte eriyen karların oluşturduğu suyla yeniden hayat bulur.
Kış mevsimi, en zevkli mevsimdir. Dağlar, kışın kayak yapanlarla şenlenir. Kış sporları olarak bilinen kayak, kızak, paten, tramplenden atlama, kar sörfü, kıştan başka hangi mevsimde yapılabilir ki?
Şehirler ve köylerde çocuklar ve gençler kızaklarla kayarak eğlenirken aynı zamanda spor da yapmış olmazlar mı? Hangi çocuk bir yokuştan aşağı doğru kızağıyla kaydığı anları unutabilir. Ömründe bir kez olsun kızakla veya naylon leğenle, onu da bulamayıp da naylon torbayla kaymayan bir çocuk var mıdır acaba? Karlar içerisinde yuvarlanmamış bir çocuk hayal edebilir miyiz? Bu zevkten mahrum kalan kişi, çocukluğunu yaşayabildiğini iddia edebilir mi?
Kış, aynı zamanda doğal sanattır. Kar örtüsü, varlıklara farklı bir hava katmakta değil midir? Sözgelimi çam ağacının üzerindeki kar örtüsü onu doğal bir heykel haline getirmektedir. Ağaca düşen kırağı ona çok farklı bir güzellik katmaktadır. Dünyanın her yerinde aynı şekilde yapılan kömürden gözleriyle, havuçtan burnuyla, boynunda atkısıyla kardan adamın, herkesin içindeki sanatçı kişiliği az çok açığa çıkarmakta olduğunu söyleyebiliriz. Sanat yeteneği ve estetik zevki olanlar, daha gösterişli kardan adam yaparken, bu yeteneği ve zevki gelişmemiş olanların kardan adamı daha naif olur. Şimdilerde kardan ve buz kalıplarından heykeller yapmak, bu sanatın bir adım ilerisidir. Yapılan kardan adamı ya kartopuyla vurarak yıkmak veya güneşin ısısıyla eridiğini görmek, kimimizde bir hüzün, kimimizde bir haz meydana getirir. Kışın en sert geçtiği yerlerde pencere camlarını içerden kaplayan buz tabakası, değme ressamların yapamayacağı ilginç motifler oluşturmaktadır.
Kış boyu yakılan sobanın üzerinde yapılan kestane kebabının tadını yazın bulabilir miyiz? Kışın buzda kayıp düşmenin, üşüyüp ellerimizi ovuşturmanın ya da ağzımıza götürüp hohlamanın ayrı bir tadı yok mudur? Sokak aralarında biriken karın altını oyarak dehlizler, yollar yapmak, soba yakmak, kar yağdığında kartopu oynamak, büyük küçük herkesin en neşeli anlarını oluşturmaz mı?
Hele lapa lapa yağan karın altında eşinizle, sevgilinizle yaptığınız gezintinin tadını yazın sıcağında bulabilir misiniz?
İşte tüm bunlar ve daha anlatamadığım nice özellikler, kış mevsiminin göremediğimiz, belki görmek istemediğimiz güzellikleridir. Görmek isteyen göz, kışa, ‘kış kış’ demek yerine gel gel demelidirler.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

136. SAYI / OCAK – ŞUBAT 2012 / Ay Vakti
Eşref-i Mahlûk / Ay Vakti
Kitap/Yar / Şeref Akbaba
Şuurdan Şiire / Nurettin Durman
Cepheden Selam / Mehmet Ragıp Karcı
Tümünü Göster