KONUŞMAYI UNUTUP GÖRMEYİ ÖĞRENDİLER

106
Görüntüleme

Zaman ilerliyor. Birkaç kişi dışarı çıktı geri dönmeyi umarak.İçerde bir kaç kişi onları bekliyordu döneceklerini umarak.Dışarıdakiler dönmedi.İçeridekiler beklemekten yorulmadı, bekledi.
Sonra beklemedikleri biri geldi… Kimi beklediklerini sordu.İçeridekiler geleni beklemediklerini söylediler.Gelen içerdekileri tedirgin etmişti.Yalnız gelen içerdekileri teskin etmişti.Nasıl bir duruştu bu hem korkutan hem sakinleştiren.Nasıl bir bakıştı bu gözlerin çeliğine su veren.Ona bakan bütün gözler parladı.
Kimse ona saygısızlık etmedi. Kimse soru sormadı. Sormaya cesaret edemedi.Boş bir masa vardı içerinin girişinde. Kimseden izin istemedi. Tek sandalyesi olan bir masaydı bu. Yanına bir sandalye çekti. Çantasını sandalyenin üzerine koydu. Ocağa doğru baktı. Hiçbir şey söylemedi. Söylemediğini bakışından anladılar. Bir bardak çayı masasına bıraktılar.
Ocağın yanından yükselen bir ses etrafa yayılıyordu. Kalktı masadan aniden ocağa doğru yöneldi. Eliyle bir nesneye dokundu. İçerdekiler dinledikleri müziğin tükendiğini fark ettiler. Kimse ona saygısızlık etmedi. Kimse soru sormadı. Sormaya cesaret edemedi.
Çantanın bulunduğu masaya döndü tekrar. Çantayı masanın üzerine çıkardı. Bundan bir anlam çıkaran içerdekiler bardağı alması için ocağın yanında bulanana işaret ettiler. Adam bardağı masadan aldı. Yanına çektiği sandalyeyi yerine bıraktı. Ruh hali değişmişti sanki. Yüzünü ekşitti. İçerdekiler tekrar tedirgin oldular. Bunu fark eder fark etmez tekrar gözlerine baktı içerdekilerin huzur buldular. Sandalyeye bozulmuştu anlaşılan. Her masanın birkaç sandalyesi vardı. Onun masasında bir tane…
Bir tane kalmalıydı belki. O yalnız kalmalıydı. Yanına çektiği sandalye bozmuştu moralini anlaşılan. ‘İyi de bir masanın tek sandalyesi olur muydu?’ dediler içerdekiler içinden
İçerdekilerin içindekini anladı adam. Ama yine konuşmadı.Tekrar kendini seyreden gözlere baktı.
Konuşmayı unutmuştu sanki herkes. Adamın bakışlarında bir anlam çıkardılar.Birinin aklında şöyle bir düşünce geçti. ‘Şimdiye kadar konuştuklarımıza saysınlar’‘Bizler ancak bir masanın etrafında birkaç sandalye kabul edebiliriz’ diye düşündü içerdekilerden bir kaçı.
Çantasını açtı adam bir kutu çıkardı. Küçük altından bir kutu. Kutuyu açtı.Herkes heyecanlandı birden ‘acaba’ kutunun içinde ne vardı.Camdan bir göz gördü gözleri.
Herkes gözlerini kapadı ardı ardına suretler geçti hafızalarından. Bir dünyayı kare kare, desen desen tamamlıyordu bu suretler. Akıllardan geçen görünüşler, fotoğraf denen nesnelere ne çokta benziyordu. Ama gördükleri fotoğrafın çok üstünde görüntülerdi.
Altın kutuyu kapadı adam. Herkes bu sesle açtı gözlerini.Sanki bu ses onlara bir şeyler söylüyordu.
Herkes gördüklerinin etkisiyle sarhoş gibiydi. Saat ilerlemişti.Acaba beklemedikleri adam onlara ne göstermişti.Bunca zaman konuşarak anlayamadıkları şeyleri… Bunca zaman farkında olmadıkları şeyleri…Acaba adam onlara beklemedikleri ne göstermişti.
Kutunun kapanma sesiyle gözlerini açanlar Tanıdıkları bir acayiplikle karşı karşıya kaldılar.‘İnsan nasıl tanıdığı bir şeye yabancı olur’ diye düşündü biri
Tam bu sırada bir başkası elini kalbinin üzerine koydu.Unuttuğu bir şeyi hatırlar gibiydi.Bir şeyler soğuktan sıcağa dönüyordu kalbinde.Bir şeyler karanlıktan aydınlığa bürünüyordu kalbinde.Siyah beyaza boyanıyordu.Gece gündüze dönüyordu.
Bir iki kişinin halini anlatıyordu bunlar.Adam kutuyu kapatmıştı çoktan.Ne düşünen ne de gören vardı kalabalıktan.Herkes kendi âlemine dalmıştı.
Bir süre kaybettikleri şeyleri aradılar derinde.Adam bekledi bekledi bekledi.Zamanı boşa geçirmedi.Ne yaptığını içerdekiler anlayacak durumda değildi.
İçerdekiler Bir süre kaybettikleri şeyleri aradılar derinde
Adam neyi ne zaman yapacağını çok iyi biliyordu.Herkesin mütecessis olduğu bir anda:Bir ses duydu kulaklar, tarifi gönüllerde saklı.Bu dinledikleri neyin nesiydi.Bu dinledikleri ney’in sesiydi.
Dışarda ve içerde yağmur başlamıştı.Ağlamayı yeni öğrenenler vardı onların arasında.Gözyaşı nasıl bir şeydi öğrenmişti hepsi.Zamanın o diliminde bütün yüzler gözyaşı ile parlıyordu.Binlerce kristal zerre düşüyordu yanaklara.
Çantasını açmak için tekrar hareketlendi adam.Bütün gözler masanın üzerindeki çantaya yöneldi.Bütün gözlerdeki gözyaşları oradan ayrılma vaktinin geldiğini anladılar.O adam içeri gireli beri ortamın anlama atmosferinde bir artış olmuştu.Gözyaşları bu duruma hiç üzülmedi ve ağlamadı.Kendine düşen görevi yerine getirmenin sevinciyle uzaklaştılar oradan‘Nereye gider bu gözyaşları’ diye düşünmeye fırsat vermediler kimseye.Ağlamayı unutmuş gözleri dolaşıyorlardı. Gülmeyen gözlere parıltı taşıyorlardı.
Gözleri parlayanlar gözyaşının ardından bakadursun.Adam çantasından bir kitap çıkardı.Birkaç meraklı kişi çantanın içinde başka ne var diye bakmaya çalıştılar.Çantanın içi boştu sanki fakat adam sürekli bir şeyler sunuyordu seyredenlere.Kutu, altın, ney, kitap…
Kitaba kadar düşünenler tekrar adamın elindeki kitaba baktılar.Adam kitabı açtı. Hızlıca çevirdi sayfalarıİçerdekiler önce tanısın kitabıTanımadığı kitabın içindekilere hayran kalamazdı kimse
İlk sayfada kocaman bir nokta gördü gözler.Bir sayfanın içine ne kadar kocamanlıkta nokta sığabilirdi.Adam elini noktanın üzerinde gezdirdi.Korkmayın bu adam büyücü değildi.Ama sırlı bir şekilde noktayı eline aldı.İçerdekiler ‘bu nasıl oldu’ diye düşünmeye fırsat bulamadan.Nokta adamın elinde büyüdü büyüdüNokta adamın elinde bölündü bölündü.
Her masaya kişi sayısınca camdan küreler döküldü.Esrarengiz adamın önünde altından bir küre göründü.Kısa bir zaman içinde içerdekiler küreleri eline aldı.Kürelerin güzelliğine dayanamayıp gözleri kamaştı.Sırayla küreleri yere düşürdüler.Nizami bir şekilde bir masada en sağdan en sola doğru düşüyordu küreler.İçerdeki en son kişi de küreyi elinden düşürdü.Son küre düşer düşmez yere, kırılmayı bekleyen küreler bir bir kırıldı.Bu sanki önceden kararlaştırılmış bir inkisardı.
Ocağın başında bekleyen adan yerdeki parçaları toplamak için harekete geçti.Fakat masada oturanlar ona kolayca anlayabileceği bir işaret gönderdi.Tam herkes kendi payına düşen cam kırıklarını toplatacaktı kiÖnünde altın küre bulunan adam oradakilere temsili olarak baktı.Bu bakış ‘durun’ demekti, herkes olduğu yerde sabit kaldı.
Göz açıp kapayınca dan daha kısa bir sürede küreler eski haline döndü.Adamın önündeki altın küre diğer masalardaki küreleri yutmaya başladı.Altın küre büyüdü büyüdü. Dünya kadar oldu.Önceden içerde olanlar dünyayı dışarıdan görme fırsatını yakalamış oldular.Dünya onların baktığı yerden çok farklı görünüyordu.Dünyaya en dıştan en içe doğru baktılar.Gözleri bulundukları mekânı aradı.Bu arayışın sonunda içinde bulundukları mekâna geri döndüler.
Tek kişilik masada oturan adam çantasını topluyordu.Dışarıya çıkardığı hiçbir nesneyi tekrar çantasına koymadı.Adam altın kutuyu, ney’i, altın küreyi, kitabı içerdekilere bıraktı.
Gitme vakti gelmişti artık. Dışarı çıkarken son kez etrafına baktı.İçerdekilerin hepsi çok mutluydu.Adam gözden kayboldu. 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

EŞREF-İ MAHLÛK / Ay Vakti
KİTAP/YAR / Şeref Akbaba
ŞUURDAN ŞİİRE / Nurettin Durman
CEPHEDEN SELAM / M. Ragıp Karcı
BEN MESELESİ 1 / Özcan Ünlü
Tümünü Göster