CELAL TAN VE AİLESİ: BAZEN İNSAN, İNSAN DEĞİLDİR

162
Görüntüleme

I- İhtiras ve Ölüm
Kifayetsiz muhteris olma belası insanlığın en köklü sorunlarından biri belki de. Ki kifayetsiz muhterise tahammül etmenin ne derece zor olduğunu bilirsiniz. Bir de kifayetsiz muhteris olma hali bir aileye sirayet etmişse işin içinden çıkılmaz bir hal alır.“Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” “Polis” ve “Beş Şehir” gibi filmleriyle tanıdığımız Onur Ünlü’nün yeni filmi.  Onur Ünlü’nün kendine has üslubu, karakterlerle didişmeleri, ölüm üzerine düşünceleri, hiç alışık olmayan kamera tutuşu, “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” filminde de devam ediyor. Celal Tan, Eskişehir’in tanınmış anayasa profesörlerinden birisidir. İlk eşini kaybettikten sonra hayatını kurtardığı üniversite öğrencisi Özge ile evlenir. Celal Tan’ın oğlu Kamuran, kızı Jülide, torunu, annesi ve yeni eşi Özge hep birlikte yaşamaktadırlar. Celal Tan’ın sürpriz doğum günü partisi için ev hazırlanır. Ancak bu hazırlığın ölüm öncesi sessizlik olduğunu kimse tahmin edemez. Seyirci bile… Eve gelen Celal Tan, aldatmakla suçladığı genç eşini öldürür. Ve tüm aile bu suça şahit olur…Açılış sekansında izlediğimiz bu sahneyle başlayan film ölüm/öldürme/intihar olayları ile sarmaladığı hikâyesinde ihtiras küpü bir ailenin kendi rahatlarından vazgeçmemek adına feda ettiği insanlığı, kıyasıya eleştiriyor, haklı olarak… İhtiras ve ölümün temelinde şekillenen film, menfaatperest bir ailenin “acıklı” değil “aşağılık/iğrenç” hallerini, Onur Ünlü farkıyla, ironileriyle işliyor.
 
II- Sorgulamalar ve Ölüm
   Filmin tenkit noktalarından birisi de Celal Tan’ın hukukçu olup, hukuka aykırı davranması! Nitekim Celal Tan, eşini öldürür öldürmez, kurucuları arasında yer aldığı Anayasa Hukukçuları Derneğine koşar. Burada, ölümcül hastalığa yakalanmış arkadaşı Turan’dan suçu üstlenmesini ister. Arkadaşı bunu bir şartla kabul eder. Celal Tan, kendisini ahirete hazırlayacaktır… Bu arada şehrin tanınmış bu ailesi, medyanın da ilgi odağındadır. Ancak kimse Özge Tan’ın ölümü üzerindeki sır perdesini kaldıramaz. Biri hariç… Özge’nin âmâ kardeşi Ergün… Filmin belki de en esaslı eleştirisi; görmekle, hakikati hissetmenin aynı olmadığına dairdir. Nitekim ailede herkes, suçu örtbas etmeye çalışırken, Ergün görme engelli olmasına rağmen gerçeği fark eder…“Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” aile kurumuna getirdiği aşırı eleştirilerle dikkat çekiyor. Bu kadar ağır eleştirilere sahip olması belki de en büyük handikap film adına. Bu bağlamda Celal Tan ve ailesinin neresinden tutulursa orası elde kalıyor. Celal Tan’ın kızı Jülide, karmaşık ilişkiler yumağında bir o yana bir bu yana savrulmakta, birlikte olduğu adamın sahtekârlığına aldırış etmeyip hayatına devam etmektedir. Celal Tan’ın annesi eski bir sevgilisiyle evden ayrılma derdindedir. Celal Tan’ın oğlu ise babasının arkadaşı olan rektöre masaj koltuğu satmaya çalışmakta, maddiyata tapar hale gelmektedir. Evin en küçük üyesi bile gerçekleri ifade etmekten kaçmaya çalışmaktadır. Kanaatimizce, bu kadar sorunlu bir aile motifi, eleştiri dozu yüksek senaryo çizgisi, realiteyi zorluyor. Aile kurumunun ülkemizde ciddi bir çatırdama geçirdiği bir gerçek! Bunu filme konu etmekte önemli! Bu sorundan kaçalım da demiyoruz. Ancak toplumun bir kesiminde değerlerimiz var olmaya devam ediyor. Bunu da hesaba katmalıyız. “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” işte bu durumu çok da hesaba katmıyor.Sadece aile tasavvuru değil filmin eksik yanı! Filmin belki de en anlaşılmaz tarafı, gün yüzü görmemiş küfürlere yer veriyor olması. Bu tavrın ardında “gerçekçi” olma sevdası yattığını biliyoruz. Ancak sinema, salt gerçekçilik üzerine inşa edilmemeli. Hele bu tür çok ağır küfürleri film sekanslarında döküp saçmak doğru değil.
 
III- Konfor ve Ölüm
   Film ilerledikçe ortaya çıkan tablo farklı bir hal alıyor. Ailenin davranış tarzının kökenine iniliyor. Bu minvalde günümüzün sapkınlığını sekürleşme/dünyevileşme, maddiyatçı olma hali olarak tanımlayabiliriz. Kapitalizmin etkisi ile yozlaşan toplumların durumu bunu en iyi şekilde göstermektedir. Türkiye için de aynı bataklığa yönelişten bahsedebiliriz. “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi”  bu noktayı iyi yakalıyor ve ailenin tüm kötü durumları örtbas etmesinin ardında yer alan psikolojik, sosyolojik gerçeği, sekülerleşmeyle/dünyevileşmeyle ilintilendiriyor.Nitekim Celal Tan’ın eşi Özge’nin ölümüyle ilgili soruşturmada, komiser, Jülide’nin eski sevgilisi çıkıyor. Olayı çözen komiser, Jülide’nin yeniden birlikte olma teklifiyle bu ölüm dosyasını apartman kapıcısının üzerine yıkıyor. Jülide’nin o dönemki sevgilisi Okan’ı da Jülide’yle birlikte öldürüp bu suçu da, âmâ Ergün’ün üzerine atıyor. Celal Tan’ın oğlu Kamuran, üvey annesi Özge’yle birlikte olan üniversiteli genci bulmasına rağmen, hesap sormak yerine, bu genç adamla birlikte masaj koltuğu ithal etmeye başlıyor. Celal Tan ve ailesinin keyfi yerine geliyor. Suçlar masumların üzerine kalıyor. Anayasa Hukukçusu Celal Tan ve ailesi kaldıkları yerden hayata devam ediyor. “Aşırı acıklı hikâye” aslında “aşırı aşağılık hikâyeye” dönüşüyor. Onur Ünlü’nün diğer filmlerinde olduğu gibi kimi zaman absürt olaylara da yer verdiği bu ilginç filmi, konforun/kapitalizmin egemenliğini ile sonlanıyor.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

EŞREF-İ MAHLÛK / Ay Vakti
KİTAP/YAR / Şeref Akbaba
ŞUURDAN ŞİİRE / Nurettin Durman
CEPHEDEN SELAM / Mehmet Ragıp Karcı
BEN MESELESİ 1 / Özcan Ünlü
Tümünü Göster