SAKLI MEKTUPLAR LXXI

163
Görüntüleme

Şirâze’myağmurla gelip yeşerenve hiç gitmeyen.sil beni dilediğin heceden, geceden, hikâyeden ve şehirden.sormayacağım inan “ne, nerede, nasıl ve neden?” kar beyaz, üzerime iniyordu.      ayaklarım soğuk, buzlar altında çatırdıyordu.      bir Noel daha yaklaşıyor diye evler ışıl ışıl, görüntü göz alıcıydı.      ne bir dâvet eden vardı beni içeriye, ne bir düşünen nereye vardığımı.      herkes için boşluğa düşen bir taş kadar ağırdım Şirâze, düştükçe ağırlaşan.       bu yüzden kimse yüzüme bakmıyor, bana yakın durmuyordu.      ben “bitsin” diye beklediğim günleri bir bir işaretliyordum bileğime.      attığım her çentik soluk bir iz bırakıyordu üzerimde.“sanrılar” diyordum, “her yerde.”hiç tanımadıklarım yanımdan hışımla geçiyordu.gariplik dört taraftan üzerimize akarkenannem denizde boğuluyor, babam uzakta gözden kayboluyor,siyah maskeliler beni bir çukura doğru çekiştiriyordu.direnemiyordum Şirâze bu kalabalık güce.“imanım” diyordum, “imanım”; azalmadıkça, ezilmedikçe derinlerimde; kaybolmayacağım soğuk bakışlı insanların açlık, şehvet, hırs kokan nefeslerinde.           tut ki Şirâze; fetih öncesi İstanbul’um, fâtih’ini bekleyen.          tut ki; yazılmamış dizelerim ben, şairinin yüreğine henüz ulaşamamış.          tut ki; bir öykünün adıyım Şirâze, tarihe kazınmak için zamanın ötelerinde dinlendirilen.          tut ki; binlerce yılın örtüsünü üzerinde taşıyan bir kalıntıyım Atçana’da, daha gün yüzüne çıkarılamamış.          tut ki tut Şirâze, bir yer’im sâhibinin terkettiği, bir şey’im kimsenin varlığını keşfetmediği,bir mit’im gerçek mi hayâl mi kararının verilemediği, belki de hiç’im birilerinin biri olduğum konusunda sonsuzca ısrar ettiği.         tümü bunların, tut ki çok daha fazlasıyım belki.         ne farkeder ki?bengizlediklerimi,neden gizlediğimi bilemedim.bazen kararlar almak zorunda kalırsın, hangi kararın doğru olacağını bilemeden; kararsızlık arası gidiş gelişler sırasında kaybettiğin zaman hayat çizginde keskin virajlar çizer göremezsin.       bilmeden verdiğin sözler gelir hatırına Şirâze, kurduğun büyük cümleler, hoyratça savrulmuş biçimli biçimsiz öfkeler… unutulmuş sevgiler park köşelerinde ve unutulmuş isimler; değişimi kolayca kabullenebilmen belki de unutabiliyor olmandandır.                   senin de saklı zamanların, taşırdığın heyecanların, bencil tutumların, biriktirdiğin garip korkuların ve neden utandığını tam olarak bilemediğin utançların vardır ara sıra kendine yüksek sesle söylemeye cesaret edip de gülüp geçemediğin; o an yaraların neden kanamaya başlar bilsen bile önünü kesemezsin.                                     sarın Şirâze’m harmâniyeme, gören kimsin bilemesin                                     sus ki Şirâze’m sesin kimseye tanıdık gelmesin                                     doğu’da,                                        Manastır Tepesi’ndeyim;                                     varsa cesaretin bıraktığım izleri takip edersin.    

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

EŞREF-İ MAHLÛK / Ay Vakti
KİTAP/YAR / Şeref Akbaba
ŞUURDAN ŞİİRE / Nurettin Durman
CEPHEDEN SELAM / M. Ragıp Karcı
BEN MESELESİ 1 / Özcan Ünlü
Tümünü Göster