Diriliş Neslinin Manifestosu: Amnetü

86
Görüntüleme

Büyük düşünürler, dava adamları, kanaat önderleri öğretileri ile geleceği şekillendirmeyi, idealize edilmiş bir nesil oluşturmayı hayal ederler. Bu ideal nesil hayali, çoğunlukla tek bir birey –tip- üzerinden bütün kuşaklara seslenme şeklindedir. Sunulan tip, nesil için rol modeldir.Akif’in Asım’ı, Tevfik Fikret’in Haluk’u, Karakoç’un Taha’sı bu rol modellerden bir kaçıdır. Her rol model, düşünürün dünya görüşüne, felsefî ve dinî inançlarına göre her yönüyle “donanmış bir tip” olarak karşımıza çıkar. Yeni bir tip yaratmak için düşünürün öğretilerine, manifestolarına ihtiyaç vardır. Her dava adamı ortaya koyduğu eserlerde direktiflerini açıklar ve seslendiği tipin bütün özelliklerini tek tek ifade eder.Karakoç’un idealize ettiği tip, Taha’dır. Taha’nın öncülük ettiği nesil de “Diriliş Nesli”dir. Taha; Asım’ın fikrî dünyasını daha da ileri götüren mistik bir derviş, “Büyük Doğu” ile beslenmiş çok yönlü, çağdaş bir diriliş eridir. Karakoç, diriliş erleri ve diriliş nesli için bir manifesto ortaya koyar. Bu manifesto, âmentüdür. Âmentü, çarpıcı ve epigraf olabilecek bir cümleyle başlar: “Kendimin bir diriliş eri olduğuna inanıyorum.”Basit, duru, yalın bir cümle bu… Ancak dikkatle üzerinde düşünüldüğünde “iman etmiş, teslim olmuş bir neferin ilk sözleri” anlamında oldukça önemli bir cümle… “Diriliş eri olmak, diriliş eri olduğuna inanmak…”  Bu söylem ve inanç, basit bir söylem ve inanç değildir artık. Bu cümle verilen ilk söz gibi  “belâ” demektir. Çünkü bu sözden sonra dirilişe inanan erin hayat felsefesi tümden değiştirecektir. “Diriliş cephesinde bir savaş eri” olduğuna inanmak, baştan ayağa donanmayı gerektirir. Her şeyden önce fedakârlığı, var olmak için varlıktan vazgeçmeyi gerektirir.  Ve diriliş erinin savaşı öyle meydanlarda kılıç sallamaya benzemez, çünkü bu savaş bir ruh savaşıdır. Topyekûn bir zihniyet savaşıdır.  Bu zihniyet savaşını veren her kişi, “diriliş işçisidir.”Diriliş işçisi, Allah kentini inşa eden yegâne işçidir. Diriliş işçisi, bir gergefi işler gibi ilmek ilmek örer bu kenti. Gönül evini, kalp devletini inşa eder durur. Tecelligâh-ı ilahi olan kalbi, diriliş ışığıyla aydınlatana dek sürer savaşı. Bu ilk savaş oldukça çetin ve zordur. Kendisiyle olan bu savaşı kazanan her diriliş eri, hâl ve kâl lisanîyle yeni kalplerin fethi için hazırdır artık. Yüreği işgale yeltenen bütün maddi unsurları –masivayı-  bertaraf etmek, kalbi billurlaştırmak için sonuna kadar savaşmayı düstur edinir. Gönülde yalnız “O” kalıncaya kadar sürer bu savaş…“Diriliş eri bir alpinisttir.” Onun yeri zirvelerdir. Son peygamberin sancağı altında “varoluş hikmetine” erinceye kadar tırmanmaya mecburdur. Diriliş eri sıradan olmayı, eteklerde oyalanmayı asla kabul etmez. O, daima hikmetin doruklarında olmayı seçer.Karakoç’un “diriliş yolu, uğurlu, iyilikçi bir topluluğu gerçekleştirme yoludur.” Hakikate karşı başkaldıranların karşısında hakikatin kılıcıyla yola koyulan diriliş erlerinin aydınlık yoludur. Diriliş eri, “erdem sitesinin” yılmaz neferi, diriliş yolunun yorulmaz işçisidir. Karakoç’un manifestosu, “bir neslin amentüsüdür.”  Bu amentü, sürekli bir otokritiktir. Kendi benliğini ve varlığını erdem ve takva açısından tartışmadır. En duyarlı terazilerde kendini tartma demektir. Bu âmentü, hakikatin sırrına ermek için sürekli bir özeleştiridir.” Bu âmentüyle yola koyulan her diriliş eri, hidayet ve nasibince diriliş piri oluncaya kadar azmeder durur.Bu âmentü, “geceyi deviren bir yıldırım, karanlığı yırtan bir şimşektir. Bir rahmet, bir muştudur. Diriliş bengisuyu, umut kapısıdır. Bu âmentü, “bir çağrıdır.” Var olmaya, kendi olmaya davettir. Ferdileşen topluma çıkış kapısı gösteren bir rehberdir. “Çağdaş bir kandil, gönle tutulan bir ayna, pusulasız her gemiye bir deniz feneridir.”  Ve nihayet “bir diriliş ilanı, kendine ve çağa meydan okumadır.” Âmentü ile yenilenen her diriliş erinin varoluş amacı “İslam sitesini” kurmaktır. Onu diriltmek ve canlandırmaktır. Bu bağlamda, “Müslüman olmak demek, diriliş sitesine işçi olmak demektir.”  Diriliş kuşağı, kaliteli bir İslam sitesi kurmadıkça “varoluşun aşkın mimarı” da olamaz. O halde her diriliş erinin temel görevlerinden biri, “aşkın bir mimar” olmaktır. Erdem devletinin –Özülke- inşası için ifrat ve tefritten uzak, ideal bir neslin gayreti tartışılmaz bir gerekliliktir. Yeryüzünde yaratıcının halifesi olan insan, eşya ve tabiata yüklenen bütün maddiyatçı fikirleri bir tarafa bırakarak ona yeniden dönmeli ve onu doğru yorumlamalıdır. Bu sayede günlük iş ve uğraşlar ibadete dönüşecektir. Diriliş erinin çalışkanlığıyla fabrika, işyeri, dükkân ve mektep mescidin bir uzantısı olarak hayatın içinde yer alacaktır. İnançsız bir kültür ve ahlaksız bir ekonominin insanı putlaştırdığı bu çıkmaz sokak yeniden düzenlenmedir. İnsanın eşyaya olan kulluğu, eşyanın insana kulluğuna devşirilmelidir. Diriliş erinin en önemli niteliklerinden biri de “dengedir”. Diriliş toplumunun en dikkat çekici taraflarından biri budur.  “Ne ruhbanlık, ne materyalizm. Ne kapitalizm ne komünizm. Her an ibadet ruhu içinde, sürekli bilim ve tecrübeyle donanmış İslam düzeni, daimi bir bütünlük şuuru…”Evet, “diriliş akımı henüz oluşum halinde, diriliş eri oluşturma çabası içindedir. Ey diriliş erliğine soyunan, sen kendi kendinin Hızır’ı olacaksın! Karanlıklar arasında arayıp bulacaksın kendini. Ve yeniden doğacaksın. İslam’dan çıkarılmış nurdan bir heykel gibi dolaşacaksın arzda… Taha’nın dirilişi gibi dirileceksin:”Dağılmış ve kendi kıyametini Ve kendi onulmaz mahşerini yaşamışken Nemrudun ateşinde yanmışken Firavun suyunda boğulmuşken Dört melek ve Kur’anla Peygamber soluğuyla Dirildi Taha …Hızır güldü Kur’anı Cebrail açtı Sofrayı Mikâil açtı Ölümü öldürdü Azrail Sûrunu üfledi İsrafil Dirildi Taha İşte böyle dirildi Taha

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Üşüyen Şehir Bir Kaç Dakika Uyuyan Şair / Ay Vakti
Mevlâna ve Şems Münasebeti / Şadi Aydın
Akif’i Şiirlerle Anmak / Mustafa Özçelik
Âkif’te Tek Çare Neydi? / Muhsin İlyas Subaşı
Mehmet Âkif ve Vahdet-i Vücûd / Selami Şimşek
Tümünü Göster