Yine ‘Gel’ Diye Çağıran Bir Ses Var-II

77
Görüntüleme

Yaklaşıyorum…Yaklaşıyorum… Kalabalık, pür dikkat olanları anlamaya çalışıyor. Kaza olsa diyorum şimdiye kadar farkına varırdım. İrili ufaklı birçok kazaya sahne olmuştu bu sokak. Yanlışların altı çizilmiş suçlu aranmıştı. Uyarılar yapılmış önlemler konuşulmuştu. İnsanların acelesi vardı. Yayanın da yolcunun da… Senaryolar farklı, oyuncular farklı, nice filmler, sinemalar. Hepsi bu sokağın koridorunda hayat bulurdu.  Yaklaşıyorum… Ben de o kalabalığın bir ferdiyim artık. Olup biteni anlamaya çalışıyorum.  Olayın kahramanı iki işportacı: Yeryüzünden kavga ediyor. Biri el feneri çakmak falan satıyor diğeri çorap, atlet gömlek falan… Üzerine kavga edilen kaldırım boştu şimdiye kadar. Bir iki gün çorapçı tezgâh açmış sonra işe gelememiş öbürü onun gelmediği gün oraya kurmuş tezgâhınıSonrası malum. Bence çorapçı haklı Ali Ağabey Bir bir sayıp döküyor olanları Bakkal Osman’ın çırağıBu sokağın gürültüsü eksik olmaz. İyi yere dükkân açtık. Bir yandan kızıyorum şu seyyar satıcılara bir yandan da saygı duyuyorum. “Sen nasıl başladın bu işe?” diyor içimden bir ses. Herkes esnaf doğmuyor anasının karnından. Biz de geçtik bu yollardan elimde megafon sabahtan akşama kadar “Perdekale senin Yüksekçe benim” dolaşmadık mahalle bırakmazdım.Ne günlerdi onlar. Güzelkentli bir matematik hocamız vardı. Allah uzun ömür versin. Sebzeyi meyveyi benden alırdı. Her karşılaştığımızda okulu bırakmamdan dem vurur. “Gel bee evladım! Derslerin de iyiydi senin bir yolunu bulur yardımcı oluruz.” gibisinden laflar ederdi.Çok istedim liseye devam etmeyi, şartlar el vermedi tabii zaman ilerledi. Askerden döndükten sonra bir süre o mahalle senin bu mahalle benim dolaşmaya devam ettik. Allahüalem işlerim yolunda gitti derken baba ocağıdır dedik Gülsuyu’nun en işlek sokağına açtık dükkanı. Bizim mahalle ne de olsa eş dost; konu komşu…Komşu tabii, Sevim iki kere geldi dükkâna annesiyle, Hiçbir edepsizlik etmedim kızın yanında, aklım hinliğe çalışmaz benim, bir, iki; ikincide karar verdim. Hanım hanımcık bir kız, kader kısmet; olursa bu olsunKonuyu mobilyacı Hayri Dayı’ya açtım. Dedim böyle böyle gel isteyelim Cevat Amca’nın kızını.Düğün, evlilik derken kalplerimiz birbirine yakınlaştı. Rahmetli anneme Sevim gibi bir gelin, babama Ahmet gibi bir torun yakışırdı. Mekânları cennet olsun.Ahmet büyüdü. Bir, iki, üç derken altıncı sınıfa başladı. İşte böyle başladım bu işe deyip cevabı yapıştırıyorum hemen. Bu içimdeki ses böyle soru sordu mu? Cevabını almadan bırakmaz. Dalmışsın yine Ali Ağabey. İşportacılar işi tatlıya bağlamış bundan böyle aynı kaldırımı beraber kullanacaklar. Haa şöyle ne var tartışacak ekmek parası ise ekmek parası sokakta kaldırım mı yok?Bu gidişle kalmayacak ağabey baksana her yere yerleşiyorlar yavaş yavaşHarflere hürmeten…Saat epey ilerledi nerdeyse çağırırlar ‘gel’ diye Bugün üzerimde bir kırgınlık var. Nedendir bilmem. Ağır bir işim olsa terledim, soğuk aldım, yoruldum derim. Hâlbuki hep sıradanmış gibi görünen işler.  İnsanlarda hastalık haline geldi hâl hareketleri aynileştirmek, basite indirgemek. Hiçbir şey birbirinin aynı değil. Her şey aynı kalsa da zamanı değişmiyor mu? Zamanın nesneler ve insanlar üzerine tahakkümünü kim inkâr edebilir? Aylar yıllar geçtikçe bildiklerini bir bir fısıldamıyor mu kulağımıza? Hatalarımızı bir bir sermiyor mu gözler önüne?Böyle üst üste sıralıyor soruları içimdeki ses. Bazen öyle felsefi sorular soruyor öyle dolambaçlı yollara sürüklüyor ki insanı. Benimle ilgili sorsa cevap veriyorum. Ama öyle uzun boylu sorular karşısında bunalıyorum. Ben daha lise bile bitiremedim diyorum. Uzayıp gidiyor bu diyalog. Müşteri gelmese elinden kurtulana aşk olsun.  Temiz yüzlü bir delikanlı, onu daha önce görmüş değilim. Giyinişine bakılırsa ya memur ya doktor ya da onun gibi bir şey. Lafı dolandırmadan söylüyor istediklerini. Elmaydı, üzümdü, şeftaliydi derken o hiç konuşmayan adam şaşkınlıkla soruyor. Edebiyatla ilgileniyor musunuz?Hayır delikanlı edebiyatçıya benzer bir halim mi var?Hayır, efendim ben duvardaki hat dolayısıyla sordum.Hııım hat? Duvardaki hat? Ne yazıyor orada bakalım?Delikanlı içinden bir şeyler mırıldanıyor, kafasını sağa sola çeviriyor, eğilip bükülüyor harflerin karşısında sonra iki cümle bir şey söylüyor.                                    Kimsenin lütfuna olma tâlip                                    Bedeli cevheri-i hürriyettirBu sefer şaşırma sırası bende demek öyle delikanlı.Ben eski yazı okumayı bilmem. Hediyelik eşya satan bir seyyar satıcı da gördüm. Gönlüm razı olmadı oradan oraya sürüklenmesine, harflere hürmeten satın aldım. O gün bu gün şu duvarda asılı durur. İlk sen merak ettin. İlk sen sordun. Okumak sana nasip oldu. Okuyabildiğine göre sen edebiyata yabancı değilsin sanırım?Evet efendim. Ben A. Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde asistanım. Buraya bir arkadaşımı ziyarete geldim. İşte edebiyat hayatın her alanında karşımıza çıkıyor.Yazıyı okuduğu için teşekkür ediyorum. Oda teşekkür ediyor. Tabloyu boynu bükük bırakmadığım için. Alacaklarını alıp ayrılıyor yanımdan. Ben de beni çağıran sese kulak verip ayrılıyorum dükkândan…        Çocuk: Dünya ne kadar büyük        Baba: Onu büyük gören bizlerizGeceleyin saate gerek kalmadan uyanıyorum artık. Uykuya yüz vermiyorum eskisi gibi. Elimi, yüzümü; kollarımı, ayaklarımı yıkıyorum. Yaklaşıyorum, bu sefer kaza değil, kavga da değil. Beynim kalbimden aşağıda, başımı yere eğiyorum. Duygu düşünceye hâkimiyet kurmuş. Erkân, tefekkür, marifet, edep, terbiye… Ben daha çırağım ya Rabbi sen bizlere layıkıyla kul olmayı nasip eyle. Aşk ve niyaz yan yana Kalkıyorum bulunduğum yerden. Oda gayet serin. Yaz geceleri ekseri böyle oluyor. Pencere açık. Kışa kadar da açık kalacak. O dağın yamacı, merdivenler, kalbimden dağın tepesine kadar uzayan gizemli yol, yaklaşma kaçınma arasında bir durum benimkisi. Ne gitmeye cesaret edebiliyorum ne de o gizemli yoldan alabiliyorum kendimiBaba yine mi bu pencerenin başındasın?Oğlum böyle işte çok meraklı, çok da zeki boşa soru sormaz sordu mu verilen cevabı tam kavrar. Yeter ki adam akıllı bir cevap veren olsun. Evlat yetiştirmek kolay mı? Ne sorsa elimden geldiği kadar açıklamaya çalışırım. Gece uyanınca bazen karanlıktan bazen gökyüzünden… aklına ne gelirsa sorar.Sen geç mi geldin dün akşam?Evet oğlum. Arkadaşlar ile hasta ziyaretine gittik.Hııım. Dün coğrafya dersinde Dünya’nın şekli ve özelliklerini işledik. Dünya ne kadar da büyük değil mi? Dünya’nın şekli öyle mi? Zaman kazanıyorum oğluma düzgün bir cevap verebilmek için. Ne desem acaba! Kavanoz dipli dünya, dünya kelamı, dünya görüşü…Haah! Buldum sonunda ‘dünya bol olmuş neye yarar, pabuç dar olduktan sonra’ küçük bir değişiklik yapalım. Dünya büyük olmuş neye yarar, zaman dar olduktan sonraDur dur yine eline yüzüne doladın. Ben cevap veririm diyor içimdeki ses. Başlıyor anlatmaya: Dünya’yı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüz. Hırsımız, sabırsızlığımız, benliğimiz önce bu yüzden küçülüyor sonra da Dünya’yı çok büyük görüyoruz.Oğlum pür dikkat dinliyor söylediklerimi. Yani biz büyük olursak dünya küçük mü olur baba?Evet oğlum Dünya’yı gözünde çok büyütmeBüyük olmak için hırsımıza hâkim, sabırlı, benliğimizi yenmiş olmamış gerekiyor değil mi? Ama bu benlik ne demek onu anlayamadım bir türlü?Bu gecelik bu kadar yeter Ahmet hadi gidip uyuyalım. Sabah sen okuluna, ben dükkânımaTamam, baba son bir şey soracağım. Hani biz B. Fen lisesine geziye gitmiştik ya Türkçe Öğretmenimiz ile. Orada bir sınıfın tahtasında alt alta iki cümle yazıyordu. Öğretmenimiz bunu defterinize yazın ilerde anlamını öğrenirsiniz dedi. Ben de defterime                  Zâtıma mir’at edindim zâtını                 Bile yazdım adım ile adınıAlt alta bu iki kısa cümleyi yazdım. Bu cümlede geçen ‘zât’ kelimesi ile senin söylediğin ‘benlik’ kelimesi aynı şey mi?Hemen hemen aynı şeyler oğlum. Sana da öğretmenlerine de helal olsun. Hadi şimdi git uyu bakalım.Ahmet odasına gidiyor. Açık pencereden dışarı bakıyorum. Dışarı dedimse gizemli yola, merdivenlere ve dağın doruğuna. Ne içimdeki ses usanıyor benimle uğraşmaktan. Ne de karşıdaki ses vazgeçiyor beni çağırmaktan.Yine ‘Gel’ diye çağıran bir ses var.  Özgünİçeriği dergimizden ya da ilerleyen günlerde sitemizden takip edebilirsiniz.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Panorama / Ay Vakti
Saklı Mektuplar LXX / Şiraze
Bütüncül Düşünce ve Sanat / Necmettin Evci
Tarık Buğra’nın “Yalnızlar” Romanında Birey Yalnız... / İbrahim Biricik
Kaygı Nesneleri / Salime Kaman
Tümünü Göster