DİN EKSENİNDE MODERN ZAMANLAR GELECEĞİ: MATRIX

36
Görüntüleme

Hatırlıyorum da ilk filmi, hani siyahın tüm cezbediciliğinin kullanıldığı filmin ilk bölümü… İnsanoğlunun binlerce yıldır beklediği kurtuluş habercisinin adımları. Farklı dinlerin, tarîkatların ve “izm” lerin ışığında hazırlanan filmi insanoğlu büyük bir merakla seyretmişti. Yönetmen biraderler farklı bir üslup bulmanın heyecanıyla yeteneklerinin büyük bir bölümünü kullanmaya çalışmışlardı. Keanu Reeves gözü açılmamış kurtuluş habercisi “Neo” seçilmiş ve üstad olarak karşısına “Morpheus” Laurence Fishburne çıkartılmıştı. Söylenmek istenen, yaşadığımız dünyanın gerçek olup olmadığı idi.
Septiklerin düşüncelerinden esinlenen bir akış eşliğinde, aldığımız tatların hepsinden şüphe duymamız, gerçeği seçmenin acı verici lezzetini hap niyetine yutmamız ve direkt olarak gerçeğin savaşçıları haline dönüşmemiz isteniyordu. Tabii ki uzun bir yolculuk vardı önümüzde bunun için. Yönetmen Wachowski biraderler bu yolculukta karşımıza bir de makinelerin kötü adamı Ajan Smith rolünde Hugo Weaving’i devreye soktular. Geleceğin gotik- klasik karışımı atmosferinde, iyi kötü arasındaki meşhur mücadelenin farklı bir sürümü karşımızdaydı. İlk bölüm herkes tarafından büyük bir zevkle seyredildi. “Reloaded” için perdeler açıldığında Wachowski biraderlerin kafasının karıştığını anladık. Anlatmaya çalıştıkları felsefe daha bir görünür hale çıkmakla birlikte, anlatma tarzı ilk filme göre çok daha fazla karmaşık hale gelmişti.
Üzerinde durulması gereken karakterlerin bir görünüp bir kaybolması ve “Kurtuluş Habercisi” Neo’nun düştüğü ikilemdir. Bu durum filmin sonunda kekre bir tat bıraktı. Aslında ilk filmin sonunda ortaya çıkan soru işaretlerinin büyük bir kısmı ortadan kalkmıştı. Mimar karakterinde sistemin yaratıcısını gördük örneğin. Ve neredeyse bütün dinlerden esinlenen bir akımın dünyanın tek dini olarak geleceğe damgasını vuracağı hipotezini… Ancak nedense bazılarının dile getirip yazdığı gibi sufizmin kıyılarında yol aldığı ispatlanmaya çalışılsa da, İslamiyet yoktu bu dinlerin arasında. Kutsal metinlerin desteğiyle yola çıkartılan “Neo”, bir başkasının Kurtuluş habercisi idi. Morpheus’un düştüğü ikilem de buradan kaynaklanıyor. Morpheus, mücadelesinin en önemli parçalarını kaybeder Reloaded’ da. Öğrendiği gerçekler sistemin içinde bir ürün olduklarını hatırlatır bir kez daha. Ondan kurtuluş yoktur ve sadece sistemin içinde var olabilirler. Hayatta kalma mücadelesi vermekten başka yapabilecekleri bir şey yoktur.
Birader Wachowski’ler bunu özellikle belirtiyorlar zaten. Hristiyan, Yahudi, Budizm ve çeşitli tarikatlar felsefelerinin esin kaynakları. Mescid-i Aksa’yı yıkmaya gelen Babil Kralı Nabukednezar, Zion’un kurtarıcısı bir geminin ismi olarak yer alıyor örneğin. Zion zaten Yahudi dünyası için oldukça önemli bir simge isim. Kıyametin bir süre olsun erteleme çalışmaları eşliğinde son insan ırkını kurtarma çalışmaları ise farklı versiyonlarıyla bir çok kutsal metinde var zaten.
Burada Ajan Smith’e ayrı bir bölüm açmak gerekiyor aslında. İlk bölümde insanlardan nefret eden, onların kokularına bile tahammül edemeyen Smith, Reloaded ile birlikte insanî hırslarının esiri olmaya başlıyor. Yavaş yavaş güçlendiğinde sistemin bir numaralı düşmanı olmaya aday hale geliyor. Herkesi kendisine benzetmeye başladığı ilk bölümde bunu anlamaya başlıyoruz. İnsanî özellikler artık Ajan Smith’in içindedir. O gücün farkındadır. Matrix- Revolutıons makinelerin ajanının fikrini iyice ortaya koyar. Sentinel orduları için sadece bir kaç saat vardır Zion’a girmeye. İnsan ırkının mücadelesi sadece peşinen teslim olmamak için. Beyhude uğraşlar sistemin yaratıcısının öngördüğünün dışına çıkmıyor zaten. “Başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır” fikri ezeli ve ebedi olmamakla ilgilidir. Reloaded’ın ardından A’raf’ta kalan Neo’yu Revolutıons’ta güçlerinden yoksun bir halde treni beklerken görüyoruz. En son mimarla görüşen ve içinde kaldığı durumu anlamakta zorlanan Neo için bu yeni bir imtihandır aslında.
Bekleyecek ve trencinin kendisine el aman vermesi için bir çözüm yolu bulmaya çalışacaktır. Böylesine ilginç bir konusu olan filmde romantizmi sunmak oldukça zor olsa gerek. İşte romantizmin kaynağı Trinity (Carrie- Anne Moss), A’raf’taki Neo’yu kurtarmak için harekete geçtiğinde yenilenmiş yüzüyle yine kahin çıkar karşılarına. Kahin sistemin ürünü olarak bir anlamda cezasını almıştır. Ama yine de yardımcı olacak fikirler sunmaktan geri durmaz.
Matrix-Revolutıons felsefenin son bölümü olarak karşımıza çıkar aslında. Başlangıcı vardır sonu da olacaktır. Filmin içindeki mücadele de bunu gösterir. Bir taraftan Zion Sentinel ordularına karşı umutsuzca mücadele ederken diğer tarafta Ajan Smith bütün sistemi kendisine benzetmeyi sürdürür. Sistem kendisine isyan edenleri cezalandırmak için Ajan Smith’i bir sonrakine bırakırken Zion gerçek anlamda bir gövde gösterisine sahne olur. İnsan orduları milyonlarca Sentinel karşısında ne kadar dayanabilecektir?
Bir süre A’raf’ta ölüm kalım mücadelesi veren Neo’nun hedefi başkadır. Merkeze ulaşıp mimar ile konuşmak… Bu fikir ilk başta inanılmaz gibi görünse de yol arkadaşı Trinity ile birlikte bir şekilde merkeze yükselir. Birkaç saniyelik gerçek gökyüzü ile karşılan Trinity için bu güzellik belki de ölmeye değerdir. İşte bundan sonra Neo ve Mimar arasındaki konuşma gerçek bir anlaşmaya dönüşür. Kurtuluş habercisi esas tehlikeye yönlendirir hesaplaşmayı. Sistemi ele geçirmeye çalışan Ajan Smith’e. Anlaşma Ajan Smith’e karşılık Zion’dur. Bundan sonra yağmurun altında gerçekleşen Mesih- Deccal çarpışması, Wachowski kardeşler için gerçekten, unutulmayacak bir sinema görselliği sunar. Yağmurun altındaki kavga olağanüstü güçlerin gövde gösterisidir. İyi ve kötü arasındaki mücadele de böylece şiirsel bir görselliğe bürünür.Bu filmde gördüğümüz bir başka şey var ki, o da Kahin ile Mimar’ın karşı güç olarak gösterilmesi. Mimarın karşısına Kahin’i oturtmak da bir anlamda Mimar’ın da bir sistemin ürünü olduğunu ortaya koymaz mı? Üç bölüm olarak tasarlanan film belki de önümüzdeki yıllarda farklı sinema tatlarıyla karşımıza çıkabilir. Zaten Neo’nun sistemin merkezinde kendinden geçmiş bir halde kalması da beklentilerimizi güçlendiriyor. Matrix-Revolutıons bir anlamda tehlikelere karşı her ne fikirde olursa olsun insanların ortak düşmanları ile birlikte hareket etme geleneğini ortaya koyuyor. Kutsal haberci inancını kabul etmeyenler ve kutsal habercinin peşinden gidenlerin karşısında sonuçta Sentineller ve deccal’lar vardır. Matrix ilk bölümünden itibaren görünenin ardındakini sunmaya çalıştı. Filmi yazan ve yöneten Wachowski Biraderler hem ticari anlamda hem de sinema dilinde felsefelerini ortaya koyma adına belki de istediklerini elde etmenin mutluluğunu yaşıyorlar. Kim ne derse desin, Matrix üç serisi ile bir anda en önemli filmler arasında yer almayı başardı, sinema tarihi içinde. Bundan sonra Wachowski biraderlerin ne yapacağını beklemek merak edilecek şey doğrusu.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

GİZLİ SEVGİLİ / Ay Vakti
MEVSİM YAZDI / Mustafa Özçelik
TAŞLARA İMZA BIRAKTIM, TOPRAĞIN TADINA DOYAMAYIŞIM... / Naz Ferniba
MARGURITE I / Sibgetullah Kaya
SANAT VE PROPAGANDA / Bülent Sönmez
Tümünü Göster