Hadi Çıkalım Buradan Diyorum…

188
Görüntüleme

Hadi çıkalım buradan diyorum, geceyi bırakıp kaçalım arsızca. Yanardağ ağzı gibi girelim şafağın koynuna;varsın aklı çıksın Zerdüşt’ün. Peki kime ne, olup bitenlerin bana verdiği acılardan?

Vakit yok çekip gitmeye buradan, yolların başı mahmur, yolların kabahati büyük; yağmurda açamıyor kapıları; kapıları tutan ırmağın ışıltısında yıkanmış bir yaprak olmak da yetmiyor bırakıp gitmek için, her şey kendini yakıyor, her şey paramparça, her şey sessizliğin içindeki çığlık gibi; her şey bir kaçışın akıbetinden geriye kalan bütün yorgunluklarını bırakıyor; bütün mücrim bakışları cehenneme çevirmekte bir işe yaramıyor artık, hiçbir engel kalmadı önümde, etrafımı sarmış olan azgın alevin içinde yanarken bile, elini uzatacak bana gel diyecek biri de kalmadı etrafımda; beni bana bırakmak için ne varsa yapıyor, istiyor ki hiçbir şeyin kıymeti kalmasın yanımda; işim bitti, sonum geldi biliyorum, yalnızca:
Anladım ki artık susuzluk kadar kötü bir şey yok fani dünyada!
Hiçbiri önemli değildi, bütün kırgınlıklarım kalabilirdi burada!
Neyse ki kervana katılmadım; zaten vaktim yoktu, aslında başıbozuk bir kervandan ne fayda olurdu ki bana? Bunu düşünmem lazımdı, muhakeme etmem lazımdı; çünkü öyle rastgele olmazdı, çok önemliydi bu mesele; sorsam mıydım acaba, kime sorsaydım ki kim anlardı ki yangından, yakıp kavuran ateşten? Öyleyse burada kalmam da anlamsızdı artık. Peki ne kalmıştı ki geriye bir aynadan başka hicran yarası sunacak bana? Şaşmış kalmıştım güneş tutulduğunda, yer sarsıldığında bir şeyler olacaktı, taşın toprağın yanmasından çıkacaktı belâ, her şey bırakıp gidecekti beni. Benimse vaktim yoktu çekip gitmeye; ben taş olsaydım da yanacaktım günahlarımdan; iş işten geçmişti zaten, anlamıştım; çarem kalmamıştı:
Peki gideyim gideyim de nereye gideyim bu halimle dedim kendime! Varsa yoksa görkemli bir yalnızlıktı payıma düşen kalabalıklardan!
Söze hacet kalmadı, uzun solumalardan sonra gün ışıdı, her şey anlaşıldı artık; açılacak kapılardan biri mutlaka alacaktı beni içine; zikrin hallerinden doğacaktı güneş, mutlaka kuşluk vakti tutacaktı beni, alnımdan öpecekti saba rüzgârı; kadınım dualara duracak ve bir sessizlikle yürüyecekti ardımdan. Benimse hiç vaktim yoktu ateşin başından kalkıp gitmeye, yanmaya bir adım kalınca, yola bir adım kalınca kervana katılsam mı dedim; korktum sonra, ya alırsa beni, ya alırsa beni gözlerinin derya deniz maverasına, ya ben öldüm ya kurtuldum yanmaktan; başka çaresi yok. Yok benim vaktim ardımda kalacak şeylerin akıbetinden kaçmaya; çünkü öldüm, öldürdüm bi güzel içimdeki hayvanı:
Başka kim var kapılardan kapılara sürünerek gitmiş olan benim gibi!
Benim gibi sürçü lisan dolaşıp durmuş hayatın çıkmaz sokaklarında!

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Susmak Yerine / Ay Vakti
Darağacına Yuva Yapan Güvercin / Fatma Çolak
İnce Yürüyüş / Mustafa Özçelik
Bir Adamın Anlattığı Sıradan Bir Anı / Naz Ferniba
Hadi Çıkalım Buradan Diyorum… / Nurettin Durman
Tümünü Göster