Göç

219
Görüntüleme

Kınalı elleri, dövmeli yüzü, çalıya dönmüş saçları ve alınyazısıyla, içinde bir sürü eşyanın bulunduğu kamyonda; rüzgardan korunmak için bir köşeye sıkışmış düşünüyordu. Neden göç etmek zorunda kaldıklarına bir anlam vermeye çalışsa da düşünmek; tüm doğulu insanlar için nasıl bir lüks ise onun içinde aynı şey geçerliydi. Bunun tek açıklaması olabilirdi o da kaderdi elbette.
Her yaz başlangıcında kamyonlara yüklenecekler ve Çukurova’ya o verimli topraklara beyaz gelinlik giymiş tarlalarda emeklerini ve hayallerini satacaklardı. Yaşam Nazo ve diğerleri için bu kadardan ibaretti ancak. Oysa televizyonda gördüğü yaşamlar vardı. Onlar başka bir ülkeye başka bir dünyaya ait olmalı diye geçirdi içinden. Belki de hiçbiri gerçek değildi. İzlediği, gördüğü her şey, aynı dizilerde ve filmlerde olduğu gibi birer senaryoydu herhalde. Çünkü, oralarda kızlar sokakta yalnız başlarına veya erkeklerle beraber geziyorlardı. Sonra geçen gün haberlerde, kızların okumak için sokak ortasında bağırdıklarını ve polislere karşı çıktıklarını gördü. Bu nasıl olurdu? O kızlar babalarına sormadan nasıl sokağa akabiliyorlardı? Hem de babaları onları nasıl üniversiteye kadar okutmuştu? Kendisi neden okula gönderilmemişti? Yolda gördüğü tabelaları bile okuyamıyordu. Sadece nereye ve neden gidileceğini biliyordu o kadar. Bu da kendisine yeterdi zaten. Kızların çok şey bilmesi günahtı. Zaten televizyonda gördüğü o kızlarda kötü kızlardı, namusları gitmişti ve günahkârlardı babasına göre.
Ama kendisi iyi bir kızdı. Şimdiye kadar hiçbir erkeğe bakmamış, babasına hiç karşı gelmemişti. Hem de günde yüz kilo pamuk toplayabiliyordu. Irgatlar içinde en çalışkanıydı Nazo. Bu yüzden babası onu çok severdi. Uzun boyu, güzel gözleriyle, babasına milyarlarca lira başlık parası getirebilirdi. Tarladayken, annesi çevresindekilere karşı övünürdü güzel kızıyla. O da utanır ama içten içe gurur duyardı bu laflardan. Kim bilir televizyondaki mankenler ne kadar para yaparlardı? Hem uzun boylu hem güzel ve bakımlıydılar.
Birden gözleri ellerine gitti. Gelin olacak kızların ellerinde mutluluğun simgesi olan kına; bu ellerde farklı anlamlar taşıyordu. Nasır tutmuş ellerin ayıbını, çatlakların acısını bu kızıl renk gizliyordu adeta. Pamuk kozaları, bu kararmış ellerde daha bir beyaz görünecek, elleri ise daha da kararacaktı.
Çukurova’ya varmışlardı bile. Hemen işe başladı kınalı eller, o kötü kızların giyecekleri güzel kazaklar için…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Susmak Yerine / Ay Vakti
Darağacına Yuva Yapan Güvercin / Fatma Çolak
İnce Yürüyüş / Mustafa Özçelik
Bir Adamın Anlattığı Sıradan Bir Anı / Naz
Hadi Çıkalım Buradan Diyorum… / Nurettin Durman
Tümünü Göster