Kanserin Ocağına Tuba Dikmek

215
Görüntüleme

Dün için söylenecekler var elbette. Bugün ve yarın için de söylenecekler var. İnsan merkezli düşündüğümüz vakit, insana eşyanın isimleri öğretildikten sonra, konuşmaktan ve düşünmekten geri kalmamıştır. Kendisi ve çevresi insanı her daim meşgul etmiş, her söylenen ve algılanan zamanla bir faaliyete ve fiile dönüşmüştür. Zihin egzersizleri, düşünce temrinleri, hikmet ve felsefe metinleri…
İstikamet açısından bakıldığında her sözün ve fiilin ayrı değeri vardır. Gerekli kabul ettiklerimiz bir yana, gereksiz saydıklarımızın bile etki ve tepki açısından bir yeri ve görevi olduğunu müşahede ederiz. Bu sebepledir ki, söylenen her sözün ve ortaya konulan her fikrin arkasının dolu olması gerekir. Boşlukta kalan ya da insanı boşluğa düşüren, hakikatle hemhal olmak yerine malâyaniye sevk eden, olmak yerine, olgunlaşmak yerine ham bırakan ve hakikate götürmekten uzak, bir kısır döngüye mahkum eden fikir ve anlayışları kayda değer bulmasak da varlığını kabul etmek zorundayız. İçerdiği anlam itibariyle onlar da sosyal hayatın şekillenmesinde bir rol üstleniyorlar. Kendilerine göre seçtikleri bir üslup ve metotla ara boşlukları doldurmaya çalışıyorlar.
Yetenek ve hüner, bir fikrin temsil ve tebliğinde ne kadar önemliyse, onu doğru anlama, doğru yorumlama, doğru ifade için temsil edilene vukufiyette önemlidir. Kulaktan dolma bilgilerle ya da sahih kaynaklara dayanmadan yapılan yorumlarla nereye varılabilir, hangi sonuçlar elde edilir, iyice bir düşünmek gerekir. Kendi öz kaynaklarını doğru okumak ve algılamaktan mahrum olanların, bu doğrultuda düşünce üretmeleri ve sonrasında, bunları ben söyledim ama kabul etmiyorum teziyle ortaya çıkmaları, günlük olaylardan hareket etmelerinden kaynaklanmaktadır çoğu kez. Mesnet ortadan kalkınca, yorum hükmünü yitiriyor ve reddetme süreci başlıyor. Bu sürecin kurbanları bu fikirlerle olayları mütalâ edenlerdir. Söyleyen değişiyor ama söylenenler üzerindeki etki kolay kolay değişmiyor. Bu sebepledir ki, gerçek aydınlar bir tez ortaya koyarken belli kriterlerden hareket eder, boşlukta kalacak şeyler söylemekten kaçınırlar.
Yeryüzünde söylenecek yeni şeyler mi var yoksa yenilenerek söylenecek şeyler mi? İkincisini tercih etmek gerekir sanıyorum. İnsanlığın istikamet bulması için peygamberler ve kitaplar gönderilmiş, yol ve yön gösterilmiştir. İslam aydın ve düşünürleri bu noktadan hareket ederek yorumlar yapmışlar, eserler vermişlerdir. İnsanlığa faydalı olabilecek ve her insan karakterinin algılayabileceği, hoşlanacağı üslup ve metotlar kullanılmış, hikmet kırıntıları bir özdeyişle bile olsa ifade edilmiştir. Yüzyılın anlatım teknikleri nelerse o doğrultuda hakikatin ifasına çalışılmıştır.
Mütefekkirler kolay yetişmiyor. Milletlerin hayatında, geriye doğru baktığımız zaman her asırda parmakla sayılacak kadar münevver yetişiyor. Kavak değil, çınar olmanın ön şartı çile olsa gerek. Fikir çilesi. Kozasını ören ipek böceği misali. Neden mi bunları söylüyoruz? Ülkemizin hemen her yöresinden ve her kesiminden insanın okuduğu ve itiraz etmediği Sezai Karakoç’dan birkaç alıntı yapmak ve Diriliş’i hatırlatmak istiyoruz. Hatırlatmak kelimesini de unutulmuş anlamda kullanmıyoruz. “Sezai Karakoç’un Eserlerinde İnsan ” teziyle başlayan ve sanatı, hayatı, eserleri üzerine akademik çalışmaların yapıldığı bir kulvara girmek istemiyoruz. İşin ehli olanlar elbetteki yapacaklardır. Biz kendisinin “miskin değil suskunuz” diye ifade ettiği ve medeniyetler arası yorumlar yaptığı, gelecek zamanlarda aksiyona dönüşecek fikirlerinden kısa bölümler halinde alıntılar yaparak bugüne ışık tutacak eserlerine işaret etmek istiyoruz.
“Kanserin bayrakları sallanıyor yeryüzünün bütün köşelerinde. Flamalar, marşlar ve birbirine uydurulmuş adımlarla yürüyor Ur’un ahtapot ayakları, insanlığa kaybettirilen yüce din duygusunun yerini bu sahte mit heyecanı alsın diye, zekanın kuruyemişi teknik, kötü ruhun buyruğunda babil kulelerini her tepeye dikiyor. “(Gündönümü)

“Medeniyet insanoğlunun asıl amacını gerçekleştirme çabalarından, ona varma arayışlarından, onu bulmuşsa kaybetmeme çabasından, onu süsleyip püslemesinden, o yöndeki duygu ve düşüncelerini ifade etme isteğinden doğan, kaynaklanan ve beslenen niyet ve faaliyetlerinin, teori ve pratiğinin, tasarım ve eserlerinin, reel ve potansiyel güçlerinin tümü demektir .( …..) Medeniyeti, İnsanlığın fizikötesi amacına varması için kurduğu yaşam tarzı ve gerçekleştirdiği tüm çevre olarak da tanımlayabiliriz.” (Düşünceler-I)

“Peygamberler, veliler, mümin bilginler, bir yandan derinliğinin en ilerisine gider ve izleyicilerini götürürken, öbür yandan halka eğilmişler, gönülleri ve ruhları ebedi olandan koparmaksızın aktüel olanı da göğüslemişler, günlük karanlığa ebedilik karanlığından ışık taşımışlar, öleyazan ruhları böylece diriltmişler, aktüelde boğulan insanlığı ebediliğin geniş havasına çıkararak kurtarmışlardır.” (Sur)

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Susmak Yerine / Ay Vakti
Darağacına Yuva Yapan Güvercin / Fatma Çolak
İnce Yürüyüş / Mustafa Özçelik
Bir Adamın Anlattığı Sıradan Bir Anı / Naz Ferniba
Hadi Çıkalım Buradan Diyorum… / Nurettin Durman
Tümünü Göster