Edebiyat ve İlişkiler

196
Görüntüleme

Edebiyatı ne tür bir uğraşı olarak görüyoruz? Bu, her birimizin üzerinde düşünmesi gereken önemli bir sorudur. Çünkü biliyoruz ki, meseleler karşısında durduğumuz yer ve onları ele alış biçimimiz, konuyu birinci derecede etkilemekte, hatta belirlemektedir.
Edebiyat, şüphesiz kişinin tek başına sürdürebileceği bir uğraş değildir. Dolayısıyla diğerleriyle zorunlu olarak kurulan bir ilişkiler ağı içerisinde sürdürülebilir. Bu zorunluluk bir cihetten edebiyata kaynaklık eden, onu besleyen bir zemin iken, bir başka cihetten onu, ne ise o olmaktan çıkaran ve kısırlaştıran bir zaafa dönüşebilir.
Sözünü ettiğimiz zorunluluğun edebiyatı beslemesi yahut kısırlaştırması, edebiyatın değerine ilişkin görüşlerimizle yakından ilişkilidir. “Faziletli davranırsam bundan ne gibi bir kazanç elde ederim?” şeklinde bir soruyla karşımıza çıkan kişiye vereceğimiz cevap, faziletli davranmanın en büyük kazanç olduğunu hatırlatmaktan ibaret olacaktır. Kişi, başkalarıyla kurduğu ilişkilerde hep bu tavrı gözetirse, bu ilişkiler, umulur ki, çok daha faziletli davranmasını temin edecek yolu açar. Edebiyatı kendi başına bir değer olarak gördüğümüzde, onun hiçbir insani ilişkiye feda edilemeyecek kadar önemli olduğunun farkına varırız. Edebiyat hatır gönül ilişkilerini kaldırmaz. Edebiyat ne ise o olarak ele alınmalı ve öyle değerlendirilmelidir. Yani edebiyat söz konusu olduğunda, kendimizi ya da başka herhangi bir şeyi merkeze koyup, edebiyatı bu merkezin etrafında örülen ilişkiler ağının herhangi bir noktasına düşen bir mesele olarak düşünemeyiz. Aksine edebiyat, kendi değerini içinde barındıran, dolayısıyla insanların ve ilişkilerinin ona göre konumladığı bir saha olmalıdır.
Sözünü ettiğimiz tavır, bizi edebiyatın neliği ve niteliği üzerinde düşünmeye sevk edecektir. Edebiyatı bir değer olarak merkeze koyup üzerinde imâl-i fikr ettikçe, onun ne olduğuna ilişkin görüşlerimiz belirginleşmeye, vuzuh kazanmaya başlar. Bu konuda sergilenen çabalar, iyi niyet ve ciddiyet zemininde tartışmaya açılırsa, sahih bir edebiyat ortamına ulaşmak için koyulmamız gereken yolun başına varmışız demektir. Edebiyat ne oranda ciddiye alınırsa, insanların edebî ürünlerle ve yayınlarla kurdukları ilişki de o oranda gelişecektir.
Ülkemizde edebiyatla bir biçimde ilişkili olan insanlar, acaba edebiyatı ne oranda ciddiye alıyorlar? Bizim için edebiyat, olmasa da olur kabilinden bir uğraşı mıdır, yoksa yaşamımızda çok ciddi bir karşılığı olan, birinci derecede kişiliğimizle ve kimliğimizle ilgili bir şey midir?
Esasen bütün bu ve benzeri sorulara ne tür cevaplar verildiği, ülkemizdeki edebiyat ortamı gözden geçirildiğinde kolaylıkla kendini ele vermektedir. Yayınlanan edebiyat dergileri, öncelikle niçin yayınlandıkları gibi hayatî bir soruya cevap verebilecek düzeyde gözükmüyor. Daha önemlisi, onlar olmasa başka kimsenin üstlenemeyceği bir vazifeyi ifa etmiyorlar. Bunun farkında olmak da bir şeydir elbette. Yaşadığımız günler gösteriyor ki, mesele bu düzeyde bile olsun kavranabilmiş değil.Bu durumun sebebi, edebiyat yayınlarının yürünecek bir yolun sözcüsü olmayışıdır. Söz ancak, söylenmediğinde sorumluluk doğuracaksa dile getirilmelidir. Böyle olsa, edebiyat dergileri yapacak işi olan insanların, o olmadan vazifelerini yerine getiremeyecekleri birer yayın organı olurdu. Ancak bizde, dergi basıp dağıtma imkanını elde eden, garip bir biçimde yazı/şiir yazmaya ve etrafında bir grup insanı toplamaya başlıyor. İşte ondan sonra edebiyat ve ilişkiler birbirine karışıyor. Kimsenin hatırı kimsede kalmasın isteniyor. Hal böyle olunca, dergiler karşılıklı olarak birbirlerini methetme yarışına giren yazılarla doluyor. Mesela bu yazılar neden yazılmaktadır? Bu sorunun birileri tarafından cevaplandırılması gerektiğini düşünüyorum. Bu tür yazılar, gerçekten hak ettiği için mi dergilerde yer alıyor, yoksa bu, edebiyat ortamının kişisel ilişkilere yenik düştüğünün açık bir kanıtı mı sayılmalı?
Bir başka komedi de eleştiri meselesi. Bildiğiniz gibi bir süredir Dergâh’ta, edebiyat dergilerinde yayınlanan şiirlerin eleştirel bir değerlendirilmesi yapılıyordu. Mesele, yapılan değerlendirmelere verilen cevaplar eliyle bir parça büyüdü. Tartışmalar diğer dergilere de sıçradı. Bütün bu süreci izlediğinizde, asıl sorulması gereken sorunun nedense bir türlü sorulmadığının farkına varıyorsunuz. Bir edebiyat ürünü neden ve nasıl eleştirilir? Bu mümkün müdür? İkincisi, eğer böyle bir işe kalkışılacaksa, bu meselenin üzerinde geliştirileceği temel kavram ve ilkeler nelerdir?
Sözünü ettiğimiz süreci incelediğinizde göreceksiniz ki, taraflardan kimse buna benzer sorular üzerinde durma ihtiyacı hissetmeden, kendi kişisel çıkarlarını muhafaza etme sevdasına düşmüş. Kimsenin kendisine toz kondurmaya niyeti yok. Dün, yapılan değerlendirmeler kendisine dokunmadığı için, bu hâdiseye alkış tutanlar, bugün hoşlarına gitmeyen bir ifadeyle karşılaştıklarında, bakıyorsunuz ağız değiştirerek alay ediyor, yerden yere vurmaya kalkışıyorlar.
Yayınlandığı şiiri/yazısı eleştirilen bir yazardan beklenen tavır nedir? Mızmız çocuklar gibi, kendisine haksızlık yapıldığını söyleyip avazı çıktığı kadar bağırmak değil herhalde. Hiç olmazsa, ürününü değerlendiren şahıstan, bu değerlendirmesini hangi esaslar üzerinden yaptığını izah etmesini isteyebilir. Değerlendirme sahibi de, yaptığı işi büyük bir açıklık ve netlikle, mümkün olduğunca kişisel olmayan bir dil kullanarak izah etmelidir. Böylece, kavramlar üzerinden düzeyli bir tartışma yürütülebilir. Bu durum da, en azından, meseleye bakış açımızın olgunlaşmasına katkı sağlar. Peki, yaşanan hadise ne? Sözünü ettiğimiz tavrı, takınmaya cesaret eden bir kişi çıktı mı şimdiye kadar? O halde, bütün bu tantana, örtülü bir komediden başka ne olabilir?
Bütün bu kişiliksiz ve kimliksiz tavırları gördüğünüzde, sağlıklı bir edebiyat ortamına ulaşmak için kat etmemiz gereken çok uzun bir yolumuzun olduğunu görüyorsunuz. Meselelerimizi ciddiye almamız gerekiyor. Sözüm, elbette yapacak işi olanlar için.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Susmak Yerine / Ay Vakti
Darağacına Yuva Yapan Güvercin / Fatma Çolak
İnce Yürüyüş / Mustafa Özçelik
Bir Adamın Anlattığı Sıradan Bir Anı / Naz Ferniba
Hadi Çıkalım Buradan Diyorum… / Nurettin Durman
Tümünü Göster