Hulk

187
Görüntüleme

Filmlerin dünyası çoğu zaman gerçeklerin peşinde değildir. Hayal ve kurgunun birleşimi yeni gerçekler oluşturma peşinde koşar çoğu zaman. Sinema ve bilim de bu yüzden etkileşim içinde gibi görünürler. Zorlanan hayal güçleri, bir sonraki bilimsel keşfin yapılmasını sağlayabilir. Gelecek teorileri böyle bir şey işte. Senaryo yazılır ve bir film olarak pişirilerek servise sunulur. Seyretmek ve şaşırmak, gerçek hayattan uzaklaşmak için sinemaya giden seyirciye düşer. Ancak yer yer çok iyi bir şekilde verilen gerçeklik mesajlarını da unutmamak lazım.
Bu düşünceleri bir köşeye saklıyoruz. Şimdi film seyretme zamanı. Gong çalıyor. Yeni bir dünyaya adım atıyoruz. Sinemanın büyülü perdesine doğru yol alıyoruz. Sıra sıra koltuklar arasında tanıdık yüzlere rastlamak doğrusu mutlu ediyor insanı. Hadi diyoruz yine rastgele. Bakalım bu kez nasıl bir filmle karşılaşacağız. Kafamda çizgi roman kahramanları dolaşıyor. Atlayıp zıplıyorlar bir taraftan diğer tarafa. En son örümcek tarafından ışınlan bir kahraman hayallerimizi alt üst etmişti. Çizgi roman tadından çok, belirgin bir animasyon faciası duruyordu karşımızda. Bakalım bu kez kahramanımız nasıl bir karaktere bürünecek.
Çizgi Roman denince durmak gerekiyor aslında. Bu bir felsefe olarak bütün dünyada yayılmış durumda. Hemen hemen birçok filmde çizgi roman esintilerine rastlamak mümkün. Özellikle son dönem macera filmleri Japonların ünlü “manga” çizgi roman kültüründen yararlanıyorlar. Şiddetin de bir felsefesi olur mu diyenler çizgi romanları gözardı etmeseler iyi olur.
Yeşil Canavar dendiği zaman Hulk çıkıyor karşımıza. Daha önce bir kez beyaz perdeye uyarlanan bu çizgi roman kahramanı; ruhunda barındırdığı çift kişilikle derinlemesine incelenmesi gereken bir çizim, iyiler zaten iyidir, ama içindeki kötülükle savaşarak iyi olmayı becerebilenler aslında zor olanı başarırlar. Hitler gibi gücün içinde yok olanlara ne demeli peki? Hulk da bu fikri özetliyor; iri yapısının içindeki insan ve babasının görüntüsünde.
Koltuğa yayıldığımda sağlam bir başlangıçla karşılaşıyorum. Karelerin arasına sıkıştırılan asıl gerçek insanı sorguluyor. Görünenin ötesinde mutlaka bir şeyler var vaadi ile filme dalıyorsunuz. Amerika’da en iyi yabancı film oscar ödülünün sahibi “Kaplan ve Ejderha “yı seyredenler bilir. Klasik dövüş sahnelerinden çok içerdiği felsefesiyle gözleri kamaştırmıştı. İşte bu filmin yönetmeni Ang Lee, The Hulk’un da yönetmenliğini yapıyor. Ang Lee bir anlamda kendi felsefesini yayıyor filme. Durağanlığın içine kurgu anlayışını yerleştiriyor ve film birden hareket kazanıyor, iyi, kötü mücadelesi bir iç savaşa dönüşüyor. Bu Hulk’u diğer çizgi roman kahramanlarından ayırıyor. Eric Bana’nın oynadığı Hulk, kendi ruhunda dallanıp budaklanan mücadeleyi dışarıya da yansıtıyor ve bir süre sonra Jennifer Connelly’nin canlandırdığı karakterde bir sevgi gösterisine dönüşüyor. Sam Elliot ve Nick Nolte mücadelesi ise filmde başından sonuna kadar gerilimi sallıyor.
Kişilik bölünmesi yaşadınız mı hiç? Perde arkasındakileri tahmin etmek bile zor olabiliyor çoğu zaman. Ancak perdeler sıyrıldığında sırlar da sıyrılıyor birer birer. Gerçek kişilikler ve gerçek yüzler… Hikayenin kahramanı sabah kalktığında böcek olarak bulur ya kendini. İşte doktor Bruce Banner bir anda aynada farklı yüzünü gördüğünde korku, utanç ve öfke hisleriyle sanki Albert Camus’a ilham kaynağı olur.
Fragmanı izlendiğinde hayal kırıklığına uğrayanlar, filmi gördüklerinde hayal kırıklığına uğradıkları için pişman olacaklar. Animasyon olarak gerçekten iyi bir örnek duruyor karşımızda. Son zamanlarda seyrettiğim derinliği olan en iyi filmlerden birisi diyebilirim Hulk için. Dony Darko’nun farklı boyutlarından çıktıktan sonra çizgi roman kahramanını sevebilmek kolay değil. The Hulk bunu başarıyor. Çizgi romanın ötesine geçerek bir felsefe haline geliyor. Dev gibi bir canavarın inanılmaz hızına ve gücüne yetişmek isteyenler için birebir yani. Hulk, verimsiz geçen bir senenin sonrasında gelecek sezon için umut vaad ediyor. Aynı zamanda çizgi roman severlere sağlam bir alt yapı ile neler yapılabileceğini gösteriyor.
Beklediğimiz Tom Cruise’lu “Son Samuray”, Matrix efsanesinin son bölümü “Revolutions”, Yüzüklerin Efendisi’nin de son bölümü “Kralın Dönüşü”, ikincisi çekilen Will Smith ve Martin Lavvrence’lı “Çılgın İkili”, Matt Damon’lu İtalyan işi gibi aksiyon ve macera filmleri yeni dönem için ümitlerimizi tazeliyor. Türk ve Avrupa filmleri için ayrı bir parantez açmak gerek aslında. Bunu da bir diğer sayıya bırakıyorum.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Susmak Yerine / Ay Vakti
Darağacına Yuva Yapan Güvercin / Fatma Çolak
İnce Yürüyüş / Mustafa Özçelik
Bir Adamın Anlattığı Sıradan Bir Anı / Naz Ferniba
Hadi Çıkalım Buradan Diyorum… / Nurettin Durman
Tümünü Göster