Yine “Gel” diye Çağıran Bir Ses Var

93
Görüntüleme

yine sis var.yine “gel” diye çağıran bir ses var.Gün yeni aydınlanmış, sis insanların saklamak istedikleri bir şeyleri örter gibi çökmüştü yeryüzüne, bermutat evin arka cephesinde kalan pencereden dağın doğruna kadar uzanan merdivene bakıyordum. Sis merdivenin sonunu görmemi engelliyordu. Kaçıncı keredir bilmiyorum ama uzun zamandır merak ettiğim merdivenin sonunu göremiyorum. Bu sabah daha bir sınırlıydı görüş mesafem. Sisin olmadığı zamanlar biraz daha artan merakım ne zaman alıp götürecek beni bilmiyorum. Kulağımı tırmalayan bu ses kaç defa daha çağıracak beni bilmiyorum.Saatin zili uyarıyor beni, yine önce uyanmışım kurulu saatlerden.Hazırlık yapmam gerekiyor. Her gün farklı statüler kazandığım hayatta bugün ne olarak geri döneceğim evime.Her akşam eve dönerken ellerini ceplerinde saklayan çocuğa rastlıyorum. “Bunlar benim ellerim olamaz” dercesine sokak bitinceye kadar yüzü yerde taşlara bir şeyler anlatır gibi geçip gidiyor yanımdan.İşte sokak karşımda bir çocuğun sakladıklarına saygı duyarak yüzüm yerde sonuna kadar takip ediyorum taşları.İşte sokak, her kapıyı açtığımda beni erkenden dışarı çıkaran eller.İşte sokak, işte gözlerim, işte gözler, işte aklımın köşesine işlenmiş çocuğun elleri.gözlerim yürüyor bu şehrin sokaklarındadünyanın belirli bir ölçeğe göre küçültülmüş şekli gözlerimdönüyorum çevresindeherkes işinin başında(görevleri bu)gözlerimi selamlıyor *Sokak bitince işe gittiğimin farkına varıyorum yeniden. On, on iki dakika daha düşündükten sonra işyerinde oluyorum genelde, bir yolculuğu düşüne zamanıyla sınırlandırmak ne de tehlikeli, bazen tanıdıkların “merhabaları” bölüyor düşüncelerimi…Anahtarlar… Kepenkleri kaldırıyorum. Dışarı çıkması gereken kasalar, koliler falan her sabahın sıradanmış gibi görünen çeki düzen işleri…Dışarıdan bakılınca ne gibi görülüyor bu dükkânmeyveler, sebzeler, kokular, renkler…“gel” diye çağıran bir ses varÖğleyin esnaftan birkaç kişi sese gittik. Yok, öğleyin birkaç kişi bize gittik. O kadar çağırırsa olacağı budur.Bize gideceğine sese gideriz. Olsun sanki yabancı bir yere mi çağırıyor. Her zaman gittiğimiz yer.Oğlum okuldan yeni gelmiş yine elinde bir kitap kapıda karşıladı bizi- Baba bak öğretmen yine bir kitap verdi.Oğlum mesleğimle gurur duyuyor.- Baba bende büyüyünce manav olacağım. Hem ne güzel faydalı şeyler satıyorsun. İnsanlar onları yiyip büyüyorlar değil mi? Topraktan ne güzel bitkiler yetişiyor.Küçükken de severdi toprakla oynamayı afacan, çamurlu ellerini az boca etmedi gömleğime, toprağı tanımalı çocuk, toprağın bize verdiklerini, aldıklarını görmeli, görmeli ki kiminle alışveriş ettiğini bilsin.Sen okuyacaksın oğlum hani müzik öğretmeni olacaktın?Verdiği kitabın sayfalarını karıştırırken dikkatimi çekiyor bir şiir, Lise sondan bırakalı beri Ahmet’in getirdiği kitaplardan başka kitap almamıştım elimeKitap elimde, gözüm şiirde salona kadar ilerliyorum. Ah bu kitaplar farklı düşüncelere sevk eden insanı…Bi daha düşün diyor Bakkal Osman- İşportacılar her zaman aynı, müşteri onlardan kurtulup kaldırımda yürüyemiyor. Olan bize oluyor bee Ali yazalım şu dilekçeleriKafamı sallayarak olur işareti yapıyorum. Aklım bir yandan şiirde, bu şiir ellerini saklayan çocuğu ne güzel de özetliyor.Bütün sokaklar bomboşGözlerimi gönderebilirim artıkSokak lambalarıKaldırımlarİçleri boş dükkânlarHak ediyor görülmeyi insansızŞu ikinci dizeyi “ellerimi gösterebilirim artık” olarak değiştirirsek tam olacak.Hanım yemek hazır mı? Hadi müşteri bekler.- Kusura bakmayın sizi beklettik biraz.Yan odaya geçiyorum sandalye almak için, pencere açık yine, dağın doruğuna doğru bakıyorum, merdivenlere bakıyorum. Sis yok bu seferYine “gel” diye çağıran bir ses var.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Afrika ve Açlık / Ay Vakti
Coğrafyası Mazlum / Nurettin Durman
Afrika Su Duası /
Afrika’da Serdengeçti Olmak / Şeref Akbaba
Azalmak / Yavuz Ertürk
Tümünü Göster