Bendeyar: Milli Sinemada

120
Görüntüleme

Sinema eleştirisi, film vizyona girdikten sonra yapılmalı. Doğrudur. Filmi izlemeden eleştiri yapmak hem yargısız infaz tehlikesi taşıyor hem de riskli, yanılabilirsiniz. Bu yazıda işte bu riski göze alıyoruz. Ve Ekim 2011’de gösterilmesi beklenen Milli Sinemanın yeni filmi “Bendeyar” için taşıdığımız kaygıları bir nebze olsun, paylaşmak istiyoruz sizlerle. Belki de son yıllarda yaşadığımız hayal kırıklıklarıyla dolu tecrübeler buna mecbur kılıyor bizi. Kim bilir… Bendeyar’a gelmeden önce temsil ettiği Milli Sinema anlayışına, filmlerine, ulaştığı noktaya, eksiklerine, yapamadıklarına bir göz atalım öncelikle…Milli Sinemacılar Sinemadan Ne Anlar?Türkiye’de sinemanın sol-Marksist eksende geliştiği yıllardı, 70’li yıllar. Bu yıllarda film endüstrisi ideolojik çizgileri ile halkın düşüncesine, inancına, kültürüne karşı kalın duvarlar ördü. Çekilen filmlerde aşağılanan, hor görülen Müslüman tiplemeleri dönem sinemasının bu üzücü halini gözler önüne serer.Türk Sineması’nın bu hali İslami/Milli hassasiyeti olan insanları harekete geçirir. Yücel Çakmaklı’nın “Birleşen Yollar (1972)” filmi ile başlattığı Milli Sinema anlayışı Mesut Uçakan, İsmail Güneş, Mehmet Tanrısever, Salih Diriklik gibi isimlerle olgunlaştı. 90’lı yılların başında ise “Kelebekler Sonsuza Uçar (1993)”, “Minyeli Abdullah (1989)”, “Yalnız Değilsiniz (1990)” gibi Milli Sinemanın en başarılı yapımlarını izledik. 1995-2005 arasını oldukça suskun geçiren Milli Sinema, “The İmam (2005)”, “Anne Ya Da Leyla (2006)”, “Sözün Bittiği Yer (2007)” “Anka Kuşu (2007)”, “Hür Adam (2011)” filmleri ile yeniden çıkış aramak istese de her heyecan hüsranla sonuçlandı… Yaklaşık 40 yıllık geçmişe sahip Milli Sinemanın halen belirli bir sanat düzeyine erişememesi, hâlâ basit hatalara düşmesi, üzerinde tartışılması gereken vahim bir durum.Her şeyden önce şunu tespit etmeliyiz. Ne yazık ki Milli Sinema, bir sinema anlayışıdır. Akım değildir, olamamıştır. Belki bunun birçok sebebinden bahsedebilirsiniz. Dönemsel şartlardan, ekonomik yetersizliklerden, ilgisiz ve sahipsiz kalışından… Bizce asıl sorun sinemayı “sanat” ekseninde görmeme yanlışındadır. Milli Sinemacıların sinema algısının salt ideolojik temeli, sinemanın sanat olduğu gerçeğinin üzerini örtmüştür. Bakış açısını estetik üzerine kuramayan her sinema anlayışı gibi Milli Sinema da arzulanan başarıya bir türlü ulaşamamıştır. Sahip olduğu engin irfan, kültür birikimi ve birçok şeye rağmen Milli Sinema, bırakın dünya genelinde bir etkiyi Türk Sinemasında bile kendini gösterememiştir.Meselenin özü hakikat arayışı olmalı! Ve Milli Sinemacılar da hakikatin peşinde olmalıydı! Dikkat çekmeye uğraştığımız coğrafyamızda yenilenemeyen sanat/sinema hayatı. Milli Sinemanın, sinema dili ve estetiğini anlayamaması durumu! Bu bağlamda kendini hesaba çekmeden, özeleştiride bulunmadan Milli Sinemanın bir yere varamayacağı çok açık. Bulanık suları okyanus diye kulaçlamanın maalesef kimseye faydası yok. Abartılı, sloganik, şişirilmiş ifadelerle gerçeğini üzerini örterek, sözüm ona “İslami değerleri” korumak yalnızca realist olmayanların işi. Bizim vurgulamaya çalıştığımız, Milli Sinemanın yıllar yılı devam eden hataları tekrarlaması. Ve “Bendeyar” filmiyle tekrarlayacak olması. İşte bu yüzden daha film gösterime girmeden, yeni bir fiyasko yaşamamak için konuyu gündeme getiriyoruz.Bendeyar’ın Hali Milli Sinemanın HaliYönetmen Reha Erdem verdiği bir röportajında günümüz sinemasının kurgu sineması olduğunu, kendisinin de kurgu ve montajı çok önemsediğini vurgulamıştı. Aslında Erdem’in üzerinde durduğu “kurgu” süreci sadece günümüz değil tüm sinema serüveninde etkin bir süreç.Milli Sinemacılar bu sürecin öneminin farkında değiller. Ya da umursamıyorlar. “The İmam” da Ramazana yetiştirilme kaygısıyla kabakurgusuyla izleyiciye sunulmuştu. Dahası filmde bazı efektler bile unutulmuştu. Ardından gelen eleştirilerle yönetmenle yapımcı birbirlerini suçlamışlardı. Ramazana yetiştirme kaygısı, gişede elde edilecek hasıla kaygısı demek. Maddi bir beklenti. Filmin estetik yönünü önemsemek diye bir şey yok. Bu durum da sizi basit kurgu hatalarına mahkûm ediyor. Doğal olarak. Hakeza yakın zamanda gösterime giren “Hür Adam: Bediüzzaman Said Nursi” filmi de yine kurgu sürecinden kaynaklı hatalarla doluydu.“The İmam”, “Anne Ya Da Leyla”, “Hür Adam” gibi Bendeyar’ın da aynı hataya düşmesi muhtemeldir. Çekimlerine Temmuz 2011’de başlanan ve ağustos ayında da devam eden filmin gösterim tarihi Ekim 2011. Film kurgusu, ses ve miksaj, foley çalışması için sadece bir ay kalıyor. Bu kadar kısa bir sürede tamamlanan filmde hataların olması çok normal.Bendeyar filmi Hollywood kökenli bir yönetmen Joel Leang tarafından çekiliyor. Sözüm ona Milli Sinemanın, Hollywood kökenli bir yönetmene havale edilmesi, içinden çıkılmaz bir başka halin göstergesi değil mi? Bu durumda Milli Sinemanın özgün bir sinema diline ulaşması ne mümkün? Nitekim filmin Hollywood tarzı bir bakışa sahip olması muhtemel. Öyle anlaşılıyor ki aksiyon sahnelerine boğulmuş bir film karşımıza çıkacak. Bu da Milli Sinemada sanatın yine ikinci, üçüncü hatta daha geri planda kalacağını gösteriyor.Anlamakta zorlandığım bir şey ise film yapımcısı/senaristi Haşim Akten’in bu filmi bir “çılgın proje” olarak görmesi, göstermek istemesi. Hatta Türk Sinemasında olmayan bir film çekiyoruz demesi. Nihayetinde bir film çekiyorsunuz. İyi ya da kötü bir şey ortaya koyuyorsunuz, elbette iddialı olabilirsiniz ama bu işi abartmamakta, mütevazı olmakta fayda var…Umarım, Milli Sinema ve “Bendeyar” için söylediklerimizden umutsuzluk çıkarılmaz. Durumun vahametini bildirelim istedik. 40 yılı aşkın bir sürede bir arpa boyu yolun ancak alındığını görmeliyiz. Öncelikle durup, düşünüp, eleştirip, gelinen süreci, varılan noktayı duygusallığa kapılmadan ciddi olarak değerlendirmeliyiz. Bizim yaklaşımımız budur!

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Afrika ve Açlık / Ay Vakti
Coğrafyası Mazlum / Nurettin Durman
Afrika Su Duası /
Afrika’da Serdengeçti Olmak / Şeref Akbaba
Azalmak / Yavuz Ertürk
Tümünü Göster