Bir Kurşun Hikayesi

Saatlerdir içinde bulunduğum silah, delikanlıya doğru çevrilmiş ben ve esir delikanlı öylece bekliyorduk . İçinde bulunduğum namludan gözlüyordum tam karşımdaki insanı.Uzun boylu yüzü yara bere içinde olan esmer bir delikanlıydı. İmâl edildiğimden beri ilk defa namlunun dışını görebiliyordum. Müthiş bir sıcak vardı silahın namlusunda. Benden önceki kurşunlar şu an tam karşımda duran delikanlıya sıkılmış fakat saklandığı yerden isabet almamıştı. Kurşunu bitince de işte şimdi delikanlıyla karşı karşıya gelmiştik.
Ben , silah, delikanlı ve asker…
Birkaç gün önce birbirleriyle hiçbir ilgisi olmayan yeryüzündeki dört nesne aynı anda, aynı iş için birkaç saniyeliğine birleşmiştik.Delikanlı, gayet sakin görünüyordu. Dışarı fırlatıldığımda kendisine nasıl bir zarar verebileceğimi umursamıyor gibiydi.
Silahın yavaş yavaş aşağıya doğru yönlendirildiğini hissettim. Beni ateşleyen silah için mükemmel bir görev yapmış, hiç takıntı yapmadan, tetik bana vurduğu anda kapsülümle birlikte namludan fırlamış , kapsülümü çıkar çıkmaz terk ettikten sonra doğruca buraya , bu genç insanın sağ tarafına girmiştim. Ete girerken çıkan o ses iğrenç bir şeydi doğrusu…Vücudunun sol tarafından tam kalbinin yanına yerleştiğim anda kan, uzun süre çalkalanmış gazoz gibi girdiğim delikten dışarıya doğru fışkırmaya başlamıştı. Ben de bu sıcak sıvının ortasında kalmış üstümden geçişini izliyor ve kendimden iğreniyordum. Ama benim işim bu değil miydi ? Tetik ateşlendikten sonra istesem de istemesem de -tıpkı şu an kalbine komşu olduğum delikanlı gibi- silahı elinde tutan kişinin kölesi değil miydim artık?

Ben girdikten sonra, yerde yatan delikanlının kalbi, büzüşmeye; kanı daha yavaş pompalamaya başlamıştı. Delikanlı için gençliğinin geri kalanını, yirmili yaşların heyecanını ve uğruna kurşun sıktığı şeyleri bırakıp gitme vaktiydi. Yere yatmış halde son nefesini veriyordu. Delikanlı bir iki defa şiddetle titredikten sonra hareketsiz kaldı. Kalbi tamamen durmuş, üzerimden geçen kan iyice azalmaya başlamıştı. Sanırım ölmüştü. Ben, delikanlının vücudunda onun ölümü için uğraşıyordum; asker ise muhtemelen dizleri üstüne çökmüş başı öne eğik yaptığı işe bir anlam yüklemeye çalışıyordu. Yoksa kimin için, ne için yapıldığı belli olmayan bütün bu savaşlara nasıl bir savunma yapabilirdi insan; vicdanına nasıl kanıtlayabilirdi bir adam öldürmenin haklılığını?
Ben , silah , delikanlı ve asker…
Hayatın doğadaki nesnelere sonsuz kere sonsuz sunduğu karşılaşmaların en iğrencinde karşılaşmıştık. Şimdi ise ayrılma vaktimiz gelmişti: Ben ve vücuduna , ülkesine zorla girdiğim delikanlı; burada kalıyorduk. Geride kalan dünya ; askere ve silaha kalmıştı. Ölüm onları bekliyordu. Diğer silahlar ve askerlerle birlikte…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Bana Sormayın N’olur; Anlatmak Çok Zor Olaca... / Nurettin Durman
Bir Ben Varım Burada Senin Hatırına / Erol Erdoğan
Değilse Şimdi Hiçbir Vakit / Fatma Çolak
Gitmeler / Özcan Ünlü
Yalnızlığımızdır / Alaeddin Özdenören
Tümünü Göster