Üç Solucan, Bir Sazan

188
Görüntüleme

Takat, beynimin cidarlarını zorlayarak çuval örüyor. Temel taşlarımın altında bir kıpırtı hissediyorum. Sanki solucanlar geziniyor. Üç ayrı boyda, üç ayrı renkte, üç ayrı solucan… Ne ile beslendikleri hakkında bilgim yok. Ispanak kökü, kart havuç dibi, çürümüş patates belki de…Üç kör solucan güneşten ziya dilenirken, büyüyen bedenleri birbirine dolanıyor. Vakit sehere ererken, kördüğüme dönmüş bedenlerine bir el uzanıyor. Şefkatle düğümü çözen parmaklar, uzayan solucanlara insafsızca kıyıyor. Vakit tamam olunca, üç besili solucan, bir balık iğnesinde aynalı sazana yem ediliyor.Üç solucan, bir aynalı sazana nasip oluyor. Aynalı sazanın ağzı kanlar içinde, pulları dökülmüş, fer ise gözlerini terk etmek üzere… Solucanları soran avcıya: “Görmedim, duymadım, bilmiyorum”… diyor sazan. Öyle ya, koca balığa üç solucan yeter mi hiç?  Aynalı sazan son anda anlıyor her şeyi. Çırpınırken hazmettiği üç besili solucanın ve yuttuğu zokanın girift hiçliğini… Ve nasıl unutabilir ki sazan, mangaldaki tekliğini?Takatimin sınırlarını tahayyül dahi edemezken, masalımda uçuşan kelebekleri de öykünmek isterdim. Solucanların öyküsüne özbeöz kuyumdan bir damla su çıkarmayı da arzulardım. Hatta bütün hayalim, yazılmamış sırların ilkini, yazılacak sırların sonuncusunu da kaleme alarak ve bütün sınırlarımı atarak, zokaya dolanan solucanlar gibi, dikenli tellere bedenimi dolamaktı. Ve işte…Buldum, bildim, düşündüm… düm… düm…Şimdi, tam buraya o da yazılırdı, bu da çizilirdi, falan da yad edilirdi. Tematik yollardan geçilir, ne mesajlara erilirdi. Yazmayacağım cümleleri kart sesli hanendeler ne de güzel dillendirirdi.  Evet evet doğru duydun Ey Okur! Erdiklerimi ya da eremediklerimi asla ve asla yazmayacağım. Varyant varyant vasıl olduğum ve lütfedilen ovanın güzelliğini ve hissettiğim nedametin endamını asla öğrenemeyeceksin. Bana öyle geliyor ki üç solucanın dramını dinleyip, ırmaktan karaya sıçrayan altın pullu sazanın pantomimiyle yetineceksin. Ya da,Tek yol var seçebileceğin… Tek çare var lokman hekimlerden sorabileceğin… Mavi bir sevda ya da mavi bir sema için,Ve gecesinde yıldızlara şahit olabilmen hatta ötesine geçebilmen içinTek bir tarik, tek bir şeyh, tek bir zikir var…Şimdi… Hemen… Yola çıkmalısın…Ne bir yudum su al yanına, ne de iki lokma ekmek. Sadece her basamakta ağzın tatlansın yeter sana…Gecenin bağrından toplayacağın bir tutam çile nasıl sırsa kendi bağında…Renginde renge bürünen çörek otu da işte o babda…Ve sen, o sırra vasıl olunca anlarsın göğün tane tane dizilmiş yıldızlarını… Ama bu da yetmez ki sana, tefekkür eylemeyi unutarak çıktığın tepeden vadiye dikersin gözlerini: Gök alaya dönmüş, örtü kalmış, nefis bayram etmiştir. Ayan beyandır şimdi alem… Göze zahir, gönle Zühre olmuştur sevgili. Sakın sevinme bu demde, zira bayramlar tez geçer… Ademoğlunun  gurbet sancısı tez bürünür kasvet hırkasına.. Yine yol zamanıdır. Bu kisve sana çok tanıdık, bedenine ziyadesiyle akrabadır. Ey Okur! Bilirim henüz anlama çabasındasın. Hiç boşa uğraşma çörek otu ile doymaz karnın… Şimdi dur olduğun yerde… Bekle… Belki bir yıldız kayar, belki ak sakallı bir ihtiyar çıkagelir. Belki de kesiliverir ayakların yerden. Bekle ey okur bekle… Sen vakara büründükçe, damlalar düşecek aleme… Tane tane yağacak sema… Sen sakın kıpırdama… Sebat eyle durduğun yerde. Aynalı sazan nasıl olsa tek başına ateş üstünde… Günlerce yağmur yağmalı, saf irfandan bir göl oluşmalı. Ve sen şeker misali erimelisin o gölde, hücre hücre… Ne gündüz, ne gece, ne zaman, ne an… Sen şimdi seyre ayaklarıyla çıkanları an. Ey Dost! Unutma daha işin başında, su faslındasın vesselam.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Kırmızı M.A. N ve Babam / Ayla Coşkun Ceren
Suçlu Kim? / Duran Çetin
Seçim / Ay Vakti
Araftaki / Zülâl Sahra
Ruh / Müjdat Er
Tümünü Göster