63 Yaşında Ölmek

894
Görüntüleme

Hz. Peygamber, bu alemden bilindiği üzere 63 yaşında ayrıldı. Bu ayrılış, ümmeti için elbette hüzün verici bir olay olduğu için, doğumu, hicreti, miracı, gazaları, fiziki ve ruhi özellikleri nasıl şiir konusu olmuşsa, vefatı da pek çok şairin şiirine konu oldu. Bu durum, edebiyatımızda “vefat-nâme” türünü ortaya çıkardı.
Hz. Peygamber’in vefatı iki şairimiz için ise bu olayla ilgili şiir yazmanın ötesinde daha farklı bir anlama büründü. Zira Hz. Peygamber, bu iki şair için sadece hakkında şiir yazılan bir varlık olmanın ötesinde bir yerde duruyordu. Bunlar, ona inanmış şairlerdi ve O’nun sünnetine sıkı sıkıya bağlıydılar. Bu bağlılık, Hz. Peygamber’in 63 yaşında vefat etmesini bir sünnet gibi algılamalarına sebep oldu.
Bu şairlerden ilki, Ahmet Yesevi’dir. Tekke edebiyatımızın kurucusu kabul edilen Ahmet Yesevi, Hz. Peygamber’in sünnetine o ölçüde bağlıydı ki, bu bağlılık yüzünden 63 yaşına geldiğinde “Hz. Peygamber, bu yaşta vefat etti. Bu yaştan itibaren ay’ı, güneşi görmedi” diyerek tekkesinin avlusunda müritlerine bir çilehane hazırlattı. Burası, bir merdivenle inilen ancak bir insanın sığabileceği bir hücreydi. Ahmet Yesevi, vefatına kadar bu hücrede ibadet ve riyazetle meşgul oldu.
Bu olay, Yesevi’nin dilinde şiire de dönüşmüştür. Yirmi üç dörtlükten oluşan bu şiirin ilk iki dörtlüğü şöyledir:

Eyâ dostlar kulak salıng oyduğuma
Ne sebebdin altmış üçde kirdim yirge
Mi’râc üzre hak Mustafa ruhum kördi
Ol sebebdin altmış üçde kirdim yirge
Hak Mustafa Cebrail’din kıldı su’âl
Bu neçük rûh tenge kirmey taptı kemâl
Közi yaşlığ halka başlığ kaddı hilâl
Ol sebebdin altmış üçde kirdim yirge

Bu konuda kendisinden bahsedeceğimiz ikinci şairimiz ise Mehmet Akif’tir. 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı’nın dini duyarlılık açısından en büyük şairi sayılan Akif’in, 63 yaş meselesiyle ilgili tavrı da çok ilgi çekicidir.Akif,   63 yaşına geldiğinde rahatsızlandı.
Hastalığını biliyordu. Ölümcüldü. Fakat o, can emanetini alacak Azrail’i hasta yatağında beklerken sevinçliydi. Bu sevincin sebebi ise ölümü mümince bir tevekkül içerisinde karşılamanın ötesinde, Hz. Peygamber’le aynı yaşta öleceğini hissetmiş olmasıydı. Mithat Cemal’in naklettiğine göre bu sevincini: ” Ne mutlu bana, peygamberimizin yaşında öleceğim.”diyerek belirtiyordu.
Akif’in, yine bu sevgi ve ilginin bir neticesi olarak ölümüne yakın zamanlarda çok önem verdiği bir tasarısı üzerinde düşünmekteydi. Haccet’ül Vedâ’yı yazmak… Yani peygamberimizin hayatını manzum olarak kaleme almak. Bunun için yazmayı tasarladığı eserin bütün planını kurmuştu. Haccet-ül Veda’ya ömrünün eseri olacak gözüyle bakmaktaydı. Tek eksik olan gözlemdi. Bunun için peygamberimizle ilgili hadiselerin cereyan ettiği sahaları, Mekke’yi, Medine’yi ve diğer yerleri görmek istemekteydi. Bunu şöyle ifade eder: “Mekke’ye, Medine’ye gitmek… Mekke’nin dağlarına çıkmak, Merve ile Safa arasında dolaşmak… Hira Dağı’na gitmek… Peygamber’in sığındığı mağarayı görmek, orada birkaç gün kalmak…Onun gecesini görmek… O topraklara, o tavanlara temas etmek, onları öpüp koklamak ve şiirin ilhamını oralardan almak…”
Bu tasarı, ne yazık ki; vefatı nedeniyle gerçekleşemedi. Gerçekleşebilseydi kim bilir nasıl mükemmel bir eser çıkardı ortaya…
Niyet de amel kadar önemlidir. Kim bilir, Akif’in bu tasarısını şairlerimiz bir vasiyet olarak görürler de bu konularda şiirler yazarlar. Akif’in ruhu böylece şâd edilmiş olur.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yaz Boz Tahtası IV / Alaeddin Özdenören
Şair Çağından Sorumlu / Özcan Ünlü
Tozkoparan / Şeref Akbaba
Umut İçinde Ağıt / Recep Garip
Azap Yolcuları Gidiyorlar;Dünyayı Bir Uçtan Bir Uc... / Nurettin Durman
Tümünü Göster